KARZ-I HASEN TEFEKKÜRÜ
Bu tefekkürümüze has olmak üzere incelenecek metin ve kavram tanımlamalarına girmedik. Çünkü KARZ-I HASEN denilince İslam Alimlerince bugüne değin anlaşılan şeyler; “İyilikler, sadakalar, infaklar çerçevesinde fiillerdir”…Bunlar doğru olmakla birlikte işin hakikatinin daha farklı olduğunu hissediyoruz.
Tasavvuf bilgilerimizle Karz-ı Hasene baktığımızda da şu ana kadar, “KARŞILIK BEKLEYEREK İBADET EDENLERİN”, yani avamın algısına özgü bir kavrama işaret edildiğini görüyoruz.
Kaynaktan yansıyan yeni bilgiler ve açılımlar ışığında konuyu değerlendirmenin daha yerinde olacağını düşündük. Özellikle de tefekkürümüzde yeni boyutlar açan ŞUUR BOYUTU; ÖZ BOYUT; HALİFETULLAH YANIMIZ; İNSAN YANIMIZ ve BEDENÎ; HAYVANİ BOYUT; BEŞER YANIMIZ ayrımı bu kavramı değerlendirmemizde yeni bir ışık oldu. Işık tutanlara şükründe aciziz.
Nedir Karz-ı Hasen?… Nedir Allah’a Borç Vermek?!.. Karsımızdaki bir birime verilen borç gibi değerlendirilebilir mi? “Malikel mülk” yani Mülkün sahibi olan ,dolayısıyla borç- alacak- verecek gibi beşeri kavramlardan beri olan Allah ismiyle isimlendirilen indinde tüm kavramların düşmesi ,bizi otomatik olarak bazen Allah ismiyle de işaret edilen ama O nun, bizim de varlığımızı oluşturduğu aslimiz olan ESMA mertebesi düzeyinden değerlendirmemizi gerektirir, zira borç alacak bir muhatabımız bu anlamda söz konusu olamaz, olsa olsa KENDI HAKIKATIMIZ olan ESMA mertebemizle yani SUURumuzla B’ilincimizin temas‘i,iletişimi, yakinlasmasi Birbirine AYN olmasi yani bilincin kendini ayri zannettiği varlığının aslini teşkil eden esma mertebesi oldugu farkindaligi söz konusu olabilir.
ALLAH’IN SEVDİKLERİ- ALLAH’IN SEVMEDİKLERİ- ALLAH’IN BERABER OLDUKLARI tefekkürlerimizdeki düşünce metodumuzla Karz-ı Hasene yaklaşalım. Müzzemmil- 20. Ayet ışığı tutmuş aslında: KARZ-I HASEN KENDİMİZDEN KENDİMİZE!..
Biz, tasavvuf okumaya çalışanlar bu KENDİMİZDEN KENDİMİZE tabirini çok kullanırız da işleyiş mekanizmasını ve hakikatini yine de anladığımız söylenemez. Bunu da son bilgiler ışığında açmak gerek!..
“BİRBİRİNİZE DÜŞMAN OLARAK İNİN ! (7-24)” ayeti ile Adem’e yapılan hitap; uzun yıllar “ADEM VE EŞİ HAVVA” olarak yanlış düzlemde, dışsal değerlendirildiğinden; öteleyerek anlama illeti beynimize kene gibi yapışmış!…
İnsanın eşi diye işaret olunan dışarıda dişi bir insan değil; Onun Hakikat yanına eş olarak yaratılan BEDENi, HAYVAN yanıdır. Cennetten (Esmaları ile tahakkuk ve tasarruf etme halinden) çıkma, arza inme diye anlatılan olayda BİRİBİRİNE DÜŞMAN OLARAK aşağı boyuta düşen; beden kaydına giren ikili yapı; ŞUUR ile BİLİNÇtir…
İnsan, kendi içinde sürekli olarak bedenle özün savaşını yaşar. İnsanlığın kahir ekseriyetinde bu savaşı beden kazanmakta, neticesi hem dünyada hem de ahrette cehennem yaşamı olarak açığa çıkmaktadır… İstisna denecek kadar az bir seçkinler zümresi ise, bu bitmeyen savaşı ısrarla Şuurun kazanması yönünde tekniklerle sürdürecek ve cennet yaşamına kapı açacak nasibi ölçüsünde!..
İşte Karz-ı Hasen kavramını bu noktadan ele alırsak; Şuur boyutunda; Öz boyutta kendi esmalarımızı değerlendirmek üzere; bedenimize, bilincimize biraz da zorlanarak yaptırdığımız eğitimler, uygulamalar ve imanımızın gereği olarak ortaya koyduğumuz fiillerin ALLAH’A BORÇ VERME diye misallendirildiğini görürüz..
Bu anlayisla bakarsak olaya; Esma mertebesine yönelik yakiyn amacli yönelis ve bu yöneliste devreye sokulan her türlü tetikleme unsurlari ,fiilleri aynen misliyle hatta birkac misliyle(bana bir adim yaklasana BEN on adim yaklasirim)bilincte karsiligini göreceginden borc verme kavramiyla anlatilmaya calisilmis,olabilir.
Allaha yada özümüze ,Esma boyutumuza yönelik yaptigimiz hertürlü gayretlerimizin kesinlikle kaybolmayacagi ,mutlaka karsiligi verilecegi yada yasanacagi vurgulanmis oluyor BORC kavramiyla, zira sirf VERMEK fiili kullanilsaydi geriye dönüsü kesinlik kazanmayan bir veris olurdu ki bu, kisinin bu yolda yürümesine tesvik degil bilakis güvensizlige tesvise düsüren kelam olurdu .
***
Ayrica DARDA olan ve tam teslimiyetle Allaha sığınmış bir kuluna yapilan yardim da Allaha borc vermek olarak nitelendirilebileceğini göz ardı etmeyelim… Dışarıya, başkasına gibi görünün bu durum da aslında Özümüze yöneliktir.
***
Borcun karşılığı birebir iken, ayetlerde “MİSLİYLE- KAT KAT- CÖMERTÇE ECİR” kavramları da dikkat çekici!.. Hemen hatırımıza şu hadis geliyor: “KULUMUN DİĞER İBADETLERİ KENDİSİ İÇİNDİR. ORUÇ MÜSTESNA. ORUÇ BENİM İÇİNDİR! ONUN ECRİNİ BEN VERECEĞİM!”
“Orucun ecrini ben vereceğim” şeklinde dile gelen hitap; Şuur boyutumuzun; Zati boyutun bu ibadete ecir, karşılık oluşturduğunun açıklanmasıdır.
Tasavvuf ehli, zikir, tefekkür, okuma yanı sıra ORUÇ ibadetine ayrı bir değer vermiştir. Oruç; doğrudan doğruya Öz boyuttan karşılık bulur!.. Yani bedensel boyuta yaptırdığımız bazı uygulamalar, riyazatlar doğrudan doğruya Şuursal boyuttan açılımlar getirir, hem de misli ile getirir demektir bu! Oruç kavramını İMSAK (Tutmak- Sakınmak- Vazgeçmek- Baskılamak) diye düşünürsek, oruçla kastedilenin sadece açlık değil, bedenin açlıkla kontrolü ve onun beraberinde gelişen hem fiilde hem düşüncede yaşanması gereken ciddi bir disiplin olduğu fark edilecektir.
Kısaca özetlersek; Vehmi benliğinizden, sahipliklerinizden, beşeri düşünce ve değerlendirmelerinizden verecekleriniz otomatik olarak şuursal boyutun derinliklerinden ecirlerle size dönecektir.
***
Beden- Şuur beraberliği ve işaret edilen, ecir noktasında yeni açılan şu gerçeği de zikredelim: ŞUUR BOYUTUNDA AÇILIMLAR ELDE ETMEK SADECE DÜŞÜNCE- İLİM- TEFEKKÜR-OKUMA İLE OLACAK İŞ HİÇ DEĞİLDİR. ŞUURSAL AÇILIMLAR; MUTLAK SURETTE BEDENİ BOYUTUN KONTROL VE HÜKÜMRANLIK ALTINA ALINMASI İLE MÜMKÜNDÜR!..
Gece namazına kalkarken gel gitler yaşayan bizler; günün birinde bedenimize, bir köleye emredercesine “KALK NAMAZA” dediğimizde anında kaldırabilir hale gelirsek; işte o zaman hayvani boyutun esareti son bulmaya başlamış demektir.
Gece uykudan güç kalkan, yemeğe oturunca iştahını frenleyemeyen, canının çektiğini almak, gözünün değdiğine sahip olmak isteyen ve bunlardan hala vazgeçemeyen bizler iyi bilelim ki; özlediğimiz HALİFE BOYUTU YAŞAMI sadece düşünce ile açılmayacak, mutlak surette bu bedeni, şuur önünde secde ettirmemiz gerekecektir. Başkaca da yolu yoktur.
Başkaca yolu olmadığı gerçeğini tarihsel süreç içinde öze erenler şu veciz cümle ile zikretmişler: MÜCAHEDE OLMAKSIZIN MÜŞAHEDE MÜMKÜN DEĞİLDİR!..
Bedeni, beşeri anlamda yoğun gayret ortaya konmadıkça Özden seyir ve müşahede imkansızdır.
KARZ- I HASEN; Şuur boyutundan rızıklanmak üzere Beden boyutundan verilen, vazgeçilen tüm halleri ve bu uğurda yapılan çalışmaları içerir. Ecri MAĞFİRETtir. Ecri ŞÜKÜRdür. Ecri RAHİM esması gereğince yeni idraklere, fark edilmemiş gerçeklere, açılmamış sırlara, yaşanmamış yaşamlara açılmaktır!..
***
Karz-ı Hasen geçen ayetlerde EŞ ŞEKUR esmasının varlığı; bu çalışmaların bizi NİMETİ HAKİKİ MANADA DEĞERLENDİRMEYE taşıyacağını, ER RAHİM, EL KERİYM esmaları, bunun bize çok yeni idrakler- yaşamlar bahşedeceğini; EL HALİYM esmaı; sukunet ve güzel değerlendirmenin bizde açılacağını, EL ĞAFUR esması, istiğfar ve mağfiretin hakikatinin Karz-ı Hasenin hakkını vermekle bizde oluşacacağını işaret ediyor.
EL KABİDZ ve EL BASİT esmaları da, bedeni boyutta yaşanan sıkmaların hakikatini idrak eder ve gerekli korunmayı sağlarsak, EL BASİT gereğince boyutsal genişlikler elde edileceğini işaret ediyor. (Bedeni boyuta uygulayacağımız sıkma ve disiplinin, şuursal boyutta genişlik getireceği demektir bu)
EL AZİYM esması ile de daha önce şahit olmadığımız bir azamet ve muhteşemlikte açılımlar vereceğini işaret ediyor…
***
Bir başka açıdan “En güzel borç vermeyi” , Allah ismiyle de tanimlanan ESMA mertebesinin ,arzda aciga cikmis en mükemmel mahallerine (Veli kullara) teslim-i nefs ederek borc vermek de kasdedilmis olabilir mi acaba ? Bir gönle borc vermek, pardon girmek her seyden ala imis!..“
***
ALLAH’A GÜZEL BORÇ; BEDENSEL YANINIZDAN; ŞUURSAL YANINIZA YATIRIM YAPMAKTIR!.. KARŞILIĞI TAHMİN EDİLEMEYECEK ŞEKİL VE BİÇİMLERLE DÖNECEKTİR Bİ İZNİLLAH…
Allah’a güzel borç vermek ve .ESMA B’ANKA’SI nda borclari tahsil etmek cümle Resulullah sevdalilarina hazmiyla birlikte kolaylastirilmis ola.
Bunlar okuyabildiklerimiz.
Hatalar beşeriyetimizden, gerçekler ehlindendir.
Doğrusunu Allah, Rasülü ve de Ehlullah bilmektedir.
Allah’a Güzel Borç Verenlere Selam Olsun!… |
Son Yorumlar