Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

Terkipsel Bilinçten Bütünsel Bilince…

Sibel Tanyel Topçu

Sibel Tanyel Topçu

“KAF dağı”nın (yüksek benlik bilincinin) gizemi, sahte küçük “sıradağlar”ın (vehmi benliklerin) ardında puslu bir gölge gibi dursa da, üzerine azim ve kararlılıkla yürüdükçe göreceksin ki, o haşmetli gördüğün sıradağlar küçülecek, puslu birer gölge olacak ;  puslu sandığın o dokunulmaz, ulaşılmaz efsane dağ  ise, yanına yaklaştıkça daha da netleşecek ve seninle aynı boyda bütünleşerek  yansıyıp gidecektir sonsuz evrene…

1-) Kaf (KAF harfi {ENE} Eniyet’e işaret eder. İnsan Zâtının üç mertebesi olan Ahadiyet, Eniyet ve Hüviyet tecellilerinden ilk açığa çıkış olan eniyet = ene = ego = BEN noktasına işaret eder. Kaf Dağı, Benlik dağı olarak tasavvufta sembolleştirilir. Dağ, benliğin sembolüdür. Allâhu Âlem. A.H.)! Kur’ân-ı Mecîd (açıklanan muhteşem Bilgi)!

Benlik dediğimiz ;  mutlak BİLİNÇ’ tir özü itibariyle… Mertebeleri ile sonsuz yokluktan, maddesel varlığa doğru  açığa çıkış mahalline göre karakterize olur.  Mutlak BİLİNÇ, Efal dünyasında “terkip bilinç”ler halinde devinim gösterir.

Tıpkı bir buhar molekülünün su damlacığına ve ardından her tanesi farklı şekildeki kar tanesine dönüşmesi, ya da bir ağaç tohumunun her seferinde farklı büyüklük ve dallanmalardaki ağaçları ortaya çıkarması gibi…..  Ağaç tohumu neticede bir ağacın her türlü nebati genetiğini barındırır, ama ortaya çıkan, her seferinde kendine özgü bir ağaçtır, yani sisteme ait etki-tepki faktörleriyle şekil değiştiren, öz itibariyle prototip bir ağaç, ama netice itibariyle eşsiz genetik diziliminde şahsına münhasır bir ağaç…

Uzaktan belli belirsiz görülen tren,  hızla yaklaşır, yaklaştıkça elle tutulur gözle görülür hale gelerek netleşir, bir hayal meyal görüntüden, maddi bir surete oturur…  O hep trendir…Sadece algı mertebelerine göre değişik suretlerdedir yolculuk boyunca… Ahadiyet özellikleri de, hüviyet kazanıncaya değin belli belirsizdir, kavranılması muhaldir, ta ki “benlik” denen “terkip bilinçleri” üzerinden hükmünü ortaya çıkarıncaya  değin…

Bilinç ; kendine ayna olan “terkip bilinçleri” ile kendisini idrak eder dilediği oran ve ölçüde, insanlar sayısınca….

Terkipler ;  “DİLENEN”  oran ve ölçülerde ve programlandıkları fiilleri uygular “sistemin etki-tepki mekanizması” da devrede olarak  ve yine üzerine yüklenmiş program doğrultusunda tekamülünü sürdürür.

Yarattığı her birimi “kendine özgü formülle” açığa çıkaran, farklı esmâ terkiplerini oluşturan BÂRİ esması gereği…

“Siz’leri ve fiîllerinizi halk etmiştir!” (Saffat:96)

KAF  8-) (Hakikatine) dönen her kula basîretini açmak ve hatırlatıp öğüt vermek için.

KAF 37-) Şüphesiz ki bu hatırlatıcı, şuur sahibi yahut uyanık olarak dinleyen kimse içindir!

KAF45-) Biz, onlarda olarak, neler söylediklerini daha iyi biliriz! Sen onlar üzerinde zorla yaptırıcı değilsin! Azap uyarımdan korkana, Kur’ân olarak (hakikati) hatırlat

“Kendisine ayna olmasını dilediği” her birimin “basiretini açmak” ve “hatırlatıp öğüt vermek” içindir sanki ALLAH’ın Efal’deki tecellisi… Bütün bu DÜNYA oluşumu, oluşumdaki bütün hakikati örtücü perdeler, şartlanma ve değer yargılarına körü körüne bağlı olan bütün dünyaLILAR, bu dünyaLIların perdeli ve izafi fiilleri ile dönüp duran çokluk alemi !  Bütün “yanlış”lar, “doğru”ları farkedebilme basireti olanların idraklerini genişletmeye vesile olsun diye yapılmaktadır bu dünyada…. İbretler ; gözleri perdeli yaratılmıştan  transit geçerken, gözleri açık yaratılmışın  yüksek manyetik gücü ile havada yakalanırlar…

Etrafımdaki ;  KAF benlikten kalpazan usulü basılıp çoğaltılmış sahte BENleri ile dolaşanları, hükümler, yorumlar, yargılar yağdıranları, yağdırdıkları ile hayatımı mengene gibi sıkıştırıp sıkanları gördükçe, ONLARIN YARADILIŞ AMACINI İDRAK etmeli ve EDEBİLDİKÇE  sevinmeliyim…  Yolumu aydınlatan, “terkip bilincimi” “mutlak bilince” katmak için görevli İBRET kandilleri onlar çünkü, farkında değilim !…

 

9-) Semâdan bereketli bir su (ilim) indirdik de onunla cennetler (hakikatindeki kuvvelerin güzelliğini hissettirdik) ve hasat edilen taneler (çeşitli marifetler) bitirdik.

Terkipsel benlik algısını zayıflatarak hakikat kuvvelerinin hissedilmesi sağlayan beyindeki epifiz bezi, 3 önemli hormon salgılamakta… Bu üç önemli hormon, gerek bedensel ve gerekse bilinç açısından yıpranmalar karşısında hep “geliştiren, tamir eden, yenileyen” işlevlere sahip askerler gibi çalışıyor… Toprağın verimini artıran bereketli sular gibi, algının gerçeği keşfetme yolculuğunda gerekli tedariği sağlayan bu ilim askerleri, hem “insan” ismindeki sonsuz gelişime açık yapının özündeki cenneti keşfedebilmesine, hem de tüm evreni içinde barındıran bu cennet algısı ile terkipten sıyrılmış üst bilinç marifetlerinin ortaya çıkmasına itici güç oluyor…

 16-) Andolsun ki insanı biz yarattık… Ona (bilincinin oluşturduğu) nefsinin vesvese verdiği şeyi (kendini beden kabullenme fikrini) biliriz… Biz ona, şah damarından daha yakınız!
17-) Sağından ve solundan kayıtla görevli iki kaydedici kuvve, kaydederler!
18-) (İnsanın) her düşüncesini gözleyen (kaydeden) bir gözcüsü vardır!

Şah damarından daha yakın olmak, “kendin algısı” demektir. Hatta senin “kendin” bildiğinden bile daha da yakınlarda, daha da içerilerde, varlığın özüne dair kodlar var da senin haberin yok demektir. Oturduğun sarayın altında gizli bir mahzen var!  Paslı kapağını kaldırınca görüyorsun ki  kıvrıla kıvrıla, bambaşka bir şehre açılıyor onun kapısı… Öyle bir şehir ki, bütün ihtiyaçlarının karşılıkları orada, sorularının cevapları orada, kalbini sıkan mengeyi çözecek ingiliz anahtarı orada ! Bir tek sen yoksun, çünkü sen kocaman bir şehirsin orada…..  Sen sarayı o mahzenle satın almışsın ama yeterince irdeleyip araştırmadığın için farkında bile değilsin koskoca bir çözüm şehrine direkt evinin altından bağlantı olduğunun… Sarayın güzellikleriyle yetiniyorsun kanaatkârca (!)

İşte nefsinin vesvese verdiği o “ben varım ve özgür bir irade sahibiyim” sahte hükmünün esiri olanlar, bu durumdan farksız bir yaşam algısıyla sürerler ömürlerini… Üstelik oturdukları sarayın geceyarısından sonra balkabağına dönüşeceğini dahi bilmeden… öyle rahat, emin !

Sağdan ve soldan iki kaydedici kuvve, insanı saran “zaman” kavramının iki yaramaz çocuğu “geçmiş” ve gelecek” …. Hani evrenin asıl ÂN birimi olan “ışık hızı”ndan daha ağır aksak ilerlediği için, aslında tümünün “olmuş bitmiş bir geçmiş” içinde debelenip durduğu….  Biri,  yaptıklarıyla ölçüp biçip oynayan, boşa koysa dolmaz, doluya koysa almaz hesabıyla, geçmiş vesveseleriyle çatışıp duran, duygular üreten ;  öbürü, küçük dağlar inşa etmek üzere plan ve program oltalarını sallayıp, makarayı sarıp sarmaladıkça,  gelecek diye çıkara çıkara çoktan elleriyle çizdiği alın yazısını sudan çıkaran !..   Kabus gibi

Böylece iki yaramaz çocuğu “şimdi” ekseninde tutamayan ve, tam da “şimdi” , çocuklarla itişip dururken, oradaki “ÂN” hazinesini bozuk para gibi harcayan  insanoğlu….   Nereden bilsin o bunlarla meşgulken, AN denen gözleyici de kendisini kaydetmede adım adım ! Kayıtları çıkışta sıkıştıracak koltuğunun altına halbuki, her bir kare atlanmadan kaydedilmiş vaziyette…

19-) Hak olarak Sekrat’ül Mevt (ölüm sarhoşluğu) yaşanmaya başlanmıştır! İşte bu senin kendisinden kaçıp durduğun şeydir.
20-) Sur’a (bedene) üflenmiştir (üflenme içten dışadır; ruh, bedenden çıkmıştır)! İşte bu uyarıldığınız süreçtir!
21-) Her nefs (bilinç), birlikte olduğu sevk edici (doğal bedensellikle oluşmuş kişiliği) ve bir şahit (içindeki Hakk’ın sesi olan vicdanının seslenişi) ile gelmiştir!
22-) “Andolsun bundan gaflet içinde (kozanda yaşıyor) idin… Senden perdeni kaldırdık! Bugün artık görme kuvven pek keskindir!” (denilir).

Sekrat’ül mevt…. Bedensel algı sinirlerinin, “ben bu dünyada bu bedenle yaşayan bir insanım” vehminin duyarlılığını kaybettiği, ölmeden önce ölme halinin, yani bir algı dönüşümünün, hem zehirli sarmaşık gibi terkibi eriten, hem de Allah esmaları ile bütünlük hissini getiren tarifi insan dilinde çok zor bir hâl olsa gerek….

Öyle bir hal ki, et-kemik vücut zannından, levm mekanizmasına, levm mekanizmasından içsel (pozitif) farkındalığa, içsel farkındalıktan da daha derine inerek gerçeğin müşahadesi ile şuur sarhoşluğuna uzanan bir açılımın Kaf dağı eteklerindeki hali… Allah gazabına karşı “uyarılmak” bu hale ulaşmada tetikleyici ilk domino taşı olarak çalışır ve bu uyarılara insanlar,  yaradılış programlarındaki vicdanlarının açıklığı kadar yanıt verebilirler.  Ve gerek fıtratı müsait olanlarca dünyada yaşarken, olmayanlarca da baas sonrası yaşanacak keşf-i şakk ile,  terkipsel bilinçten berî Alemlerin RABBİnin, evrensel kuvveleri ile yüzleşmek nasip olur er ya da geç

Kaf 43-) Muhakkak ki biz, evet biziz dirilten, öldüren! Dönüş de bizedir!

Döngünü tamamlayacaksın!  Bir baloncuk gibi gelişerek kesrete uzanıp, sonra yine  sönüp başladığın noktada tamamlanarak, terkipsel bilinç anıları biriktirecek ama TUTUNMAYACAK, nihayetinde mutlak BİLİNÇ ile bütünleşecek, o hatırlayamadığın saf enerji formuna döneceksin… Dönüşün formunadır…. Allah Rasulü’ nden nasiplenmiş ol ki, katmanlarından sıyrılarak formunu dünyada yaşarken bulasın….

Perdeleri kaldırmak…. Terkipsel bilinçten bütünsel bilince sıçramak !… Hayat senaryosunun ender çekim sahnelerinden biridir…. Ve sen bu hakikati bir kez “tüm bilincinle” merak ettiysen, bil ki ilk domino taşına, o ilk fiskeyi vurdun demektir. Hayırlı olsun !

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>