Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

Şuur ve Etrafındakiler

Sibel Tanyel Topçu

Sibel Tanyel Topçu

İnsanlık başlangıcından bu yana tarih, hakikate çağıran RASUL ve NEBİ’ lerin çağrılarına tepki gösterip kulak tıkayanları ; ÇOĞUNLUK olarak kaydetmiştir. Dünya gezegenindeki yaşam, hologramik bir yanılsama olan GERÇEK imgesini enfüste, sinesinde saklayarak  şifresini sadece yönelene vermiş ; afakta ise  insan beynine,  dış sırrı cilalanmış imitasyon ama göz boyayıcı bir taklit GERÇEK sunmuştur. İnsanlığın ÇOĞUNLUĞU da hep afaktakinin cezbesine kapılıp, almış kabul etmiştir. Böylece bir iktidar hastalığı olan “çoğunluk her zaman haklıdır” felsefesi, insan beynindeki GÜÇ ve BENLİK algısını tetikleyerek, asıl GERÇEK’ten uzak, çarpık ve taklit GERÇEKLERİ savunan ŞEREFLİ (!) insanları, ve  onların toplumsal kavramlarını yaratmıştır !

İkinci beynin karşı konulamaz cazibesi üzerine inşa edilen,  pırıl pırıl parlayan çakma ERDEM’ dir bu! Mal-mülkün, evladın, etiketin, ünvanın, güzelliğin, nakit sermayenin…  kısacası dünyada işlerini rahatça görerek egonu da cilalayarak yaşamanın vazgeçilemez  ERDEMİ (!) “hem inancım da olsun, hem bağırsak beynim de doysun” keyfinin sürüldüğü, “e canım insanız, elbette hatalarımız olacak” bahanelerine sığınıldığı, tanrıların itinayla bakılıp beslendiği  MEKR hayatların çakma ERDEMİ !  Yaşam bittikten sonra ise, cilalı tanrılara ne olacağını düşündürtmez afakta işleyen Sistemin  “mekr”i,  kalplerden beyne tünel açılmamışsa  eğer !

Dolayısıyla istiğfara yönelmek için kalp eksik bulmayıp huzursuz olmadıkça, bahanelerini sulayıp büyüttükçe  nedamet getirmez, nedamet gelmedikçe GERÇEK şifreleri açılmaz….  Güzelliğine güzellik, servetine servet, şöhretine şöhret katmak için çabalayan, 99’unu 100’e tamamlayarak GONG sesini duymak isteyenler, yeni gongların peşine düşmeyeceklerini hiçbir zaman garanti edemezler ! Çünkü benlik hayvanında doyma güdüsü yoktur, ne kadar verirsen ver, yine ağzını açacaktır !

Hal böyle olunca da, çakma ERDEMİN prim yaptığı çoğunluk, her zaman azınlığın üzerine yürümüş ve azınlık daima TUHAF, DELİ, MECZUP etiketi ile nehir akışının tersine kürek çekmek zorunda kalmıştır.

Nehrin akışı yönünde herkes kürek çeker, mühim olan ÇOĞUNLUĞA KARŞI ters yönde kürek çekebilme sebatını gösterebilmektir. Ta ki,  ÇAKMA ERDEMİN prim yaptığı toplumsal kabul görmüşlük derdinden, uygunluk-denklik oluşturma çabasından çıkana dek ! Yani HAKİKATi yaşamaya başlayana dek !

DÂL halinden çıkış azabıdır bu süreç… Kasların artık  hissedemeyecek ölçüde ağrır kürek çekmekten, baygın düşersin… Bu nehri herkes geçemez bu yüzden ! “Ben canımı pazarda bulmadım” güruhu kıyıya çeker kayığını, emin orman yollarından geri döner konforlu evine !  Ama sebat edenler yola devam eder, yolun tüm zorluklarına rağmen ! HAKİKAT denizine vardıktan sonra ise.., orda ters istikamete direnmek yoktur, akışa bırakırsın tekneni, al kürekleri içeri ! … öyle teslim, öyle emin, sanki dalgayla BÜTÜNLEŞMİŞ de,  onları beyin gücüyle yönlendirirmişcesine, sen o dalga, o dalga da senmişcesine…

Hz.DAVUD ve Hz.SÜLEYMAN

DAVUD A.S. PİRÜPAK ŞUURUN SİMGESİ… HZ.ADEM’ İN NEFSİNE ZULMEDEREK YAŞAYAMADIĞI HAKİKATIN AÇIĞA ÇIKIŞ MAHALLİ Hiçbir Nebi ve Rasul’ e verilmeyen hükümdarlık sahibi… Ondan önce hiçbir sesle YANKI bulmayan dağların  ilk defa aksettirdiği,  GIRTLAKTAN DEĞİL DİYAFRAMDAN ÇIKAN DOYUMSUZ SES !  BENLİKTEN DEĞİL ŞUURDAN KONUŞAN BEYİN !  VARLIĞIN tüm frekansları ile iletişimde olabilen, kusursuz epifiz tepesinden alemleri seyir!

Kusursuz evvab, beyninin işlevlerinin farkında olan, bu işlevleri gerek ENFÜSİ HAZIM ve gerekse AFAKİ KUDRET ile dilediğince seyreden idi. “OL deyince dilediğini oluşturan, ALLAH özelliklerini beyninde bulan” dı. Sistemin geridönüşüm (feedback)  işleyişi ile daha fazlası geldi şuura ; HÜKÜMDARLIK…

EKBERİYET nurunu alan şuur, Yaradanının rahmet denizinde daha da ilerlemek isteyince,  dünyasal kayıtlarla beyni imtihana tabi olan (ateşle, kurbanla,hastalıkla,evlat acısıyla… tetiklenen)  diğer Rasuller gibi,  O da,  algısını güçlendirici, böylece her geçtiği algının perdelerinden arındırıcı  birtakım kondisyon süreçlerinden geçmeyi diledi HÂL duasıyla… Böylece mikrodaki  “makro evrenin sıkıltırılmış .zip dosyası” açıldı, HÂL duasını gerçekleştirecek insan ve olaylar, satranç taşları gibi hamlelerini yapmak üzere, Hz.DAVUD’ un (şuurun) etrafında birer birer yerlerini aldılar, sistem işlemeye başladı.

Ne zaman ki ALLAH’ı daha yakından algılamak ister şuur, bunun için ALLAH’ın SİSTEMİ onu önce bakıma sokar… Arındırmak gerektir kirlerden, pisliklerden, fazlalıklardan ki, makul bir bütünleşme olsun, haşyet yerini bulsun !  Bunun için  ; AZ’ı ve HAKİKAT’ı ; ÇOK’ a ve ESFEL’e yedirmeye çalışan bedenin  gerillası  2.beyin,  arındırma ekibi olarak göreve her zaman hazırdır. İşte bu süreçte, akışa ters istikamette kürek yarışı başlamıştır şuurda !

Hamleler ilerledikçe, bir önceki hamlenin içyüzünü ve örtüsünü daha iyi OKUYAN bilinç, her seferinde istiğfara gark olur. Perdeleri kendi elleriyle araladıkça, o perdeyi örten kendi ellerini  görür. Bu sahneleri gördükçe, her seferinde yakmaya, acıtmaya başlar geçtiği idrak basamakları…  Davud’ un 40 gün süren secdeleri, 7 gün 7 gece dinmeksizin akan gözyaşları, tevbe ve istiğfar mekanizmasının kendinden kendine dönüşünü resmeder.

Rükû yoktu Hz.Muhammed’den önce… Kuantlarındaki potansiyel ALLAH esmalarını hisseden birimler,  direkt ahsen-i takvim özden gelen rüzgara (kalp-beyin etkileşimine) muhatap olunca, birimsel yokluklarına secde ederlerdi, tam anlamıyla bunu hissedemeseler dahi ! Hz.Muhammed a.s. ise ; insanın, potansiyel beyin işlevlerini (AZİZ RABBİNİ) hissedebilmesine rağmen ;  bu rahmet hazinelerini (ismi beyin olanı) birimsel TERKİBİYET KAYITLARI yüzünden DEĞERLENDİREMEME yetersizliğini gördü. BİRİMSEL YOKLUK algısının hakkıyla hissedilebilmesine basamak olarak bu istiğfar yaşamını, ümmetine RÜKÛ şekli altında bir armağan olarak sundu.

Rükû; BEYNİMİZİ OLUŞTURAN SINIRSIZ ÖZELLİKLERİ HAKKIYLA KULLANAMAMANIN İSTİĞFARIYDI. Böylece ALLAH HALİFESİ olma özelliklerini indinde bulmak à istiğfarı ;  istiğfar àsecdeyi ; secde àRASUL’ e minneti ; minnet de àSELAM ismi kapsamında beynimizde işleve kavuşan yeni bilgi nöronlarını getirecekti.

Rükû, sistemin işleyişinde önemli bir basamaktır kanımca…  Hz.DAVUD’ un beyin potansiyelini açmasında (evvabiyetinde)  o zaman şekli bir uygulama olmasa dahi, algı mertebesini tetikleyici olan HÂL yaşantısı ile önemli bir unsurdur.  

Böylece birimsel benliklerinin mülküne iman etmiş olanlar,  işleyen BU SİSTEMİ HİÇ UYANDIRMAMAKLA ;  2. beynin beden meydanında dilediği gibi at koşturmasını sağladı, rahmet hazinelerine ulaşım mekanizmasından habersiz olarak !  2. Beynin balon cesaretinden gelen ilhamla, farkına varamadıkları sünnetullahla alay ettiler…

DAVUD “HİLAFET ŞUURUNU  (mikro planda sıkıştırılmış makroevren.zip dosyasını) AÇAN”, SÜLEYMAN ise ;  “BU ŞUUR İŞLEVLERİNİ ALLAH’ TAN PERDELENMEDEN VARLIKTA DİLEDİĞİNCE UYGULAYAN KUL” DU.

Özündeki kuvvelerle YÖNELENE karşılığını otomatikman  “bire  iki veren” Sistem, böylece HAK etme sistemi devrede olmadan, ŞUUR uygulayıcısına,  “VARLIĞIN TÜM KUANTLARINA HİTAP EDİP İLETİŞİME GEÇEBİLME” yeteneğini verir. Süleyman’ ın emrine rüzgarı ve onun akabinde diğer boyut canlılarını verdiği gibi… Ve böylece KURAN, beynin kullanım kılavuzunun en önemli detaylarından birini bize öğretir : NE KADAR  VARLIĞINDAKİ ALLAH ÖZELLİKLERİNE YÖNELİRSEN, O KADAR ALGI YETENEĞİN AÇILIR VE UYGULAYICI OLURSUN !  Çünkü Rüzgar dediğin yüksek frekans alıcıları da senin potansiyelindedir, diğer boyut canlıları sandığın beyninin alt frekans kuvveleri de!   

Beynin ;  benlik katmanını oluşturan “örtücü ve dünyaya dönük” çalışan hücreleri ;  hakikat indinde  beynin düzenli çalışmasına, düşünüp-sorgulayıp-  kendi aslını tefekkür etmesine, kısacası “sondajına” engel olan, yine kendi kendine ürettiği bir nevi böbrek taşıdır. Bu taşlardan arınmış, süzülmüş bir beyin ;  gördüğüyle yetinmeyen, ya da “gördüğüne aldanmayan”,  aslına ulaşma gayesindeki,  KURAN’da MUSTAFA tabir edilenSEÇİLMİŞ BEYİNdir.

Benlikten süzülüp arındırılmış  SEÇİLMİŞ BEYİN beyin ise, ALLAH’ ın vechini kesrete yansıtmak istediği çok özel mahallerdir.  Bu mahalleri, yine benlikten süzülme oranı, çoğunluğa nispetle yüksek olan”,kendi hakikatlerini tanımış beyinler algılayıp değerlendirebilirler. Ne yana dönse zaten gördüğü Allah vechini, böyle seçilmiş beyinlerden gördüğünde ise kalp gözleri kamaşacaktır !

SAVAŞ ZIRHI NE OLA Kİ?

Hz.DAVUD a.s. tevbe ve istiğfar mekanizması ile ulaştığı yüksek algı mertebesi akabinde, “demiri mum gibi eğerek ZIRH YAPMA yeteneğiyle donatıldı ve bundan sonra geçimini bununla sağladı.

ŞUUR’ un ulaştığı ALLAH ESMALARINI TANIMA ve KULLANMA KAPASİTESİ , her ne kadar beynin ve vücudun dünyasal enzimler salgılayan gerilla kısımlarını alt etmiş ve hükümdarlığının zirvesini yaşıyor olsa da, beden aracı içinde yaşadığı sürece ZIRHA, yani NÜBÜVVET hükümlerine tabidir.

RİSALET işlevi gereği ALLAH’ı tanıyan ve O’nun özelliklerini kendinde bularak dikey yükselme yaşayan algı, bu seviyesini ŞER’İ hükümleri yerine getirerek, yani ZIRHINI KUŞANARAK korur. Çünkü Sistem işlemektedir. Yere düşen bardak kırılır, yılan fareyi yer, elini ateşe tutan yanar. Beden şartlarında kesrette yaşayan BİLİNÇ de, NEGATİF BEYİN DALGALARINI PASİFİZE EDİP, POZİTİF OLANLARI AKTİVE ETMEZSE, sonuçlarını birer birer yaşamak durumunda kalır.

Bu beden toprağa karışana dek ; bağırsak nöronları kendi sürekliliğini sağlamak için bedensel zaaflar üretmeye, karaciğer deccaliyeti tetikleyici enzimlerini salgılamaya, amigdala ve hipokampus toplumsal varlığın güvenle sürdürülebilmesi için endişe, korku ve kalkan duygular üretmeye devam eder.

 

Hiçbiri art niyetli düşmanlarımız olmamakla birlikte,  SEMA ARZ VE İKİSİ ARASINDAKİLERİN HÜKMÜ, SİSTEM PRENSİBİ GEREĞİ OL TAKDİRİ İLE OTOMATİKMAN YERİNE GELMEKTEDİR. Bedenin AFAKA dönük çalışan organlarını ifrazata yöneltmeden baskılayarak, içsel düşünmeye ve sorgulamaya dönük organlarına da destek çıkmak ; ölüm sonrasına lazım olacak ve BEDEN TOPRAĞA KARIŞMADAN ÖNCE almamız gereken bir KIRMIZI REÇETE’ dir.

BİLİNEN SÜRECE KADAR “akıllı-doğru” insanları saptıracağına söz veren İblis ; dışımızda bir yerlerde tek gözlü, damla kafalı, ters ayaklı jölemsi bir suret olmayıp da, tefekkür etmemize ve ZIRH KUŞANMAMIZA durmadan SET ÇEKMEYE çalışan bütün bu organlar, enzimler, hormonlar silsilesi olmasın sakın ?

Önce ALLAH’ ın yarattığı Sistem işleyişini kavramak, sonra da kesrette uygulama gereği için tüm tedbirleri almak, Hz.DAVUD’ un elindeki demiri mum gibi eğip bükerek ZIRH üretmesi ile eşdeğer olsa gerektir.

Yani ; ALLAH’ ı tanımadan, “ben ALLAH’ı seviyorum” deyip  bununla yetinerek oyalanmak nasıl abesle iştigalse  ”ben mardiyeye ulaştım artık bu çalışmalara ihtiyacım yoktur” demek de aynı abesle iştigaldir…. Çünkü bilinç bir bedende yaşıyordur… Marifet ördek gibi su üstünde durmak değil, hakikate erdikten sonra dahi ŞERİ HÜKÜMLERİ uygulamaktır…  Abdülkerim CEYLİ’ nin Ramazan’ın ömür boyu her sene bir ay olmasını; ”İnsanın bu çalışmaya ömür boyu ihtiyacı olduğu içindir” diye açıklamasının dayanağı da bu olsa gerek…

Dünyada ZIRHIMIZI kuşanarak ŞUUR’u incitmemek, EVREN’e gırtlaktan değil, DİYAFRAM’dan seslenebilmek  nasip olsun…

Özümüzdeki Hz.Davud Hz.Süleyman ve tüm Rasullere, BİLİNÇLERİMİZE  en büyük rahmet HATEMÜNNEBİ’ ye bizden selam olsun…

 

Terkipsel sınırlı düşüncelerimdir. En doğrusunu, ALLAH ,Rasulü ve ehli bilir.

Selam ile…

STT

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>