ÖZÜNDEN MENKUL “KUREYŞ”

Sibel Tanyel Topçu
Kureyş kelimesi : Kazanmak , biriktirmek, toplamak anlamına gelir.
Kureyş ! Emin beldenin halkı…. Hz.İbrahim ve oğlu Hz.İsmail’ in, yedinci kat gönül kapısının sembolü olarak ve “Rabbim, bizden kabul buyur” diye dua ederek inşa ettikleri Kabe’nin yoğun enerji çemberindeki insanlar… İçlerinden, beşeriyetin görüp görebileceği en kapsamlı rahmanî yansımayı ve hakikat pınarına dokunabilmiş nice sırlanmış aynayı ortaya çıkaran halk… Hani o Allah Rasulünün “Onlar gökteki yıldızlar gibidir. Hangisini takip etseniz yolunuzu bulursunuz” dediği insanlar…
Öyle bir halk ki, o eşsiz insanların aslında içlerinde azınlık kaldıkları, şuursal anlamda zıtların da belki insanlık tarihinde en çok aşikâre çıktığı halk… Bir yanda zulüm, öfke, işkence, dayanılmaz acılar ve diğer yanda evrensel gerçeği pik noktasında kavrayabilen yedinci kat idrakler….
Hepsini bir arada yaşayarak dalgalanan, en uçtaki zıtların hemhal olduğu şahsına münhasır bir deniz Kureyş halkı….
Tıpkı kendi şeytanını da meleğini de, kendi Firavununu da Mehdi’ sini de beyninin kıvrımlarında barındırıp, bu dizginleri elinde tutan Fuad noktasının seyri ile karakterini ortaya koyan insanoğlu gibi…
İnsanoğlu; Halife! Kırıp döküp mahvetse de bazen, gönlündeki derin zemzem kuyularına kör olup, irin kuyularından ameller çıkarsa da toplum içine, sapık da olsa, katil de olsa, vahşi de olsa, insanlığını doğuramamış insansı bu! İstisnasız herkese dağıtılmış janjanlı paketindeki hediyesini kullanamamış, paketi dahi açamamış zavallı bir kabuk çoğu zaman çünkü…. “Kavuklu” ile “Pîşekâr”ların oyunu değil mi bu hayat zaten (!)
İnsanlar çeşit çeşit :
Varlıklarıyla beraber kendilerine sunulan hediye paketinden bîhaber olanlar, paketi açmaya üşenenler, paketi açıp da içindekini evirip çevirip dudak bükerek oynayanlar ve en nihayet paketi merakla açıp, içindeki hediyeyi tüm işleviyle gereken yerde ve gereken zamanda yani ÂN’ da kullanabilip ÂN ile eşleşenler…
İşte Kureyş halkı, bu sonuncu grup insandan, insanlık tarihinde en fazla barındıran bir halk…
Olmasın mı ?!… Carl Sagan’ ın deyimiyle “Güneş ışığına asılı bir toz zerresi” olan dünya gezegeninin en yoğun pozitif manyetik alanında oluşuyor varlıkları… Tomurcukları en iyi (tevhid ekseninde) patlatabilecek daha verimli bir satıh var mı ?
Fillerin gümbür gümbür yakıp yıkmaya yeltendikleri cazibe merkezi orası… Yüksek frekans düşük frekansı çekermiş, balın sinekleri çektiği gibi… “Arif olanın muhalefet edeni de çok olur”muş! Yıkmak için cazibe merkezi, çünkü barındırdığı sonsuz enerji kaynağı tehdit oluşturuyor “dünyasal filler” için… Dünyanın bir numaralı oyuncusu “hükümdar FİL egolar”, neslinin kesilmesini istemiyor çünkü…
“Yılanın başını küçükken ezeceksin” derler, güçlenmeden, kendine akacak bir yatak bulmadan önce… Bunun için çok bu balın sinekleri… “Dünyada dikenler güllerden çok daha fazla” demişti Üstad… Kureyş’ teki seçkin evren OKUyucularının da bir çok dikeni var bu yüzden….
“Ey Allahım, Kureyş’in ilkine azab tattırdın, hiç olsun, ahirine ihsanı tattır.” diye dua etti Rasulullah (s.a.v.)
Bu yüzden…
Zahirde; yazın nispeten daha gelişmiş ŞAM (Ürdün- Filistin- Suriye) tarafına, kışın daha az gelişmiş YEMEN tarafına kervanlar gönderen Kureyş halkı, kendi ticaretini kendisi yönlendiriyor!…. Dış pazara açılma kabiliyeti ve kapasitesi ile kültürel çeşitliliğin taleplerine göre arzını şekillendiriyor. Kimi kültüre en temel ihtiyaç malzemeleri, kimine daha üst standart malzemeler sunuyor. Kalıpları yok ! Her nabza göre şerbet var onlarda…
Batında ise; gücünü kendi iç dinamiklerinden alan, kimseye bağlı olmadan idrakini hayata geçirebilen bir bakış açısı bu… Taklidi değil tahkiki…. Halk’tan Halk’ a değil, HAKK’ tan Halk’a .. (Hoş, yaşamlarının en yakın sahnesindeki Allah Rasulü’ nü taklit dahi gözlerindeki perdeleri atma yolunda bir lütuf olsa gerek…)
Yüksek frekanstan OKUyarak, inişli çıkışlı, çok yönlü ve “çok kültürlü” hayat frekansının şifrelerini çözüyorlar.
Düşük frekansın bedensel saldırı ve acılarına rağmen, yüksek vicdanları ile her türlü anlayıştan razı olabilmenin, heybelerinden her türlü algıya, kültüre ve bakış açısına sunabilecek uygun bir “ürün” çıkarabilmenin keyfi bambaşka olmalı! …
Çünkü Dünyanın merkezi KABE kendi içlerinde! Hem pozitif ley hatlarının muhteşem gücünü, hem de kalp çakralarını pıtırak gibi açtıran Rasul ilmini bulabiliyorlar orada… Bu yüzden değerlendirmeleri kendilerine özgü, “güçleri özlerinden menkul” onların! Hiçbir dışsal güce ihtiyaçları yok. Dışsal güçlerle alakaları, alıcı değil yalnızca “verici” olmaları…. Verici oldukça da içsel enerjilerini güçlendirmeleri… Şuurları ALLAH Ahlakını ortaya koydukça açılıyor, açıldıkça da ALLAH Ahlakının sonsuz türevleri yayılıyor insanlığa……
Birbirini tetikleyen sistemler gibi, yağmur yağdıkça ormanlar oluşur, ormanlar oluştukça yağmur yağar !
Bu mekanik işleyen ve muazzam Ahadiyet seyriyle devinim halinde olan Sistemde, çarkın dişlisine bir oturttun mu bakışını, artık karada denizde ölüm yok terkibiyetine !
O hediye paketinden çıkan “akıl” var ya, işte onu kurcalayıp kullanmayı öğren hele bir sen!
Allâh’a yakin elde etmek isteyen kişinin adım atacağı ilk basamak, “tefekkür”dür! demiş ehli..
Onun gördüğü ile yetinme, araştır, geliştir, zorla onu tefekküre! Bak nasıl matruşka bebekleri gibi içinden gönül çıkaracak, vicdan çıkaracak, şuur çıkaracak !…. Çıkardıkları ile nasıl kanatlanacaksın alt frekans kıyılarından engin semalara…
İşte kanatlarını açıp süzülmeye başladığın zaman, gördüklerine değil, gördüklerini senin bakışına yerleştiren özündeki sonsuz güce; yiyip içtiklerine değil, yiyip içtiklerini senin için yaratana ; BEYT’ e değil, o beytin RABBİNE şükret artık… BEYT diyerek “kalbine” yöneldiğinde dahi, orda gördüğün güzelliklerle buna benlik atfetme sakın, kalbinin devrelerini açan mutlak fıtratı gör ! Sen-ben-O zamirlerini değil… Şekilden çık ardına geç, failden çık fiile geç…
Seni içine doğduğun dünya kaydından peyderpey çıkararak, bedeninin açlığını, benliğinin ihtiyaçlarını hiçe saydıran etkiyi hiç düşündün mü? Farkındalığın gelişip bilincindeki perdeler aralandıkça, damağındaki lezzetlerin nasıl perdelendiğini? Nasıl flulaştığını? İkisinin nasıl ters orantılı çalıştığını?
Gönlünü tok, bakışını pek bir mertebeye getiren vicdanına, hepsini sende tetikleyerek, yönelişinle seni kendi rezonansına sokan Allah Rasulüne (s.a.v.) minnet duy….
Beynin ; vehimsel korkularından, her türlü yanlış anlaşılmadan, geçim derdinin yakan kavuran sıkıntılarından seni sıyırıp, dizginleri mantık hakimiyetine verdi.… Dışsal ortamın aynen devam etse de, dizginlerin birinci beyninin elinde! Düşünsene; öfke gelmiş kurtçuk gibi büzülmüş, intikam gelmiş pısmış kalmış, üzüntü gelmiş, aradığını bulamamış, haset gelmiş eli boş dönmüş! Kalbine açılan doğal sevgi hepsini eritmiş ! Cennet dediğin bu değil mi işte ?
Bunu müşahede ettiğin an, afakında ve enfüsünde hissettiğin gücü harmanlayarak tevhid ehli olarak kulluk et; yalnızca, rolünü oyna…
Dostoyevksi demiş ki ”Bu dünyadaki en zor şey, kendine sadık kalmaktır.”…
Öyle… Kimse kolay demedi ki !
İdrakinin farkındalığı ve farkındalığın gönlüne açacağı sonsuz minnet duygusunu hisset! Özünü açığa çıkaran MUTLAK GÜCE sadakatin, kendiliğinden kolaylaşacaktır… Ve kolaylaştıkça da kulluğun oluşacaktır.
İçine bak.. Göreceksin…… Hadi iyi seyahatler !
Hamd yalnızca O’ na aittir…
Selam ve sevgiyle !
STT
Son Yorumlar