Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

Ne Olduğunu Ve Ne Olmadığını Hatırla….

Sibel Tanyel Topçu

Sibel Tanyel Topçu

Allah esmalarının tümüyle ayan beyan açığa çıkarak seyir sürmesidir irsaliyet…. İrsal olan şey, “gerçek olan evrensel kuvvelerdir”, ve bu kuvveler,  evrensel bilincin özelliklerini ortaya dökebilmek için, çokluk içerisinde kendisine uygun bir beyin bularak, veritabanı müsait olan yaratılmışları kendisine çeker.

Bu kuvvelerle irsaliyet görevindeki Rasuller,  beşeriyet içinde bir beşer sureti taşısalar da, aslında madde bedenden azade “kuvveler bütünü” bir ruh olarak, vakıf oldukları ALLAH özelliklerinin tümünü en berrak haliyle evrende uygulamaya koyabilen, uygulamalarıyla insanlığa tanıtan ve tüm insanları vehmi benliklerinden “arındırabilmek maksadıyla” bunun farkındalığına davet eden yüksek bilinçli yapılardır.

Bakara 129-) “Rabbimiz, onların içinde senin âyetlerini (âlemlerinde Esmâ’nın açığa çıkışını) onlara öğretip okutan, onlara Bilgiyi ve açığa çıkış sistemini (hikmeti) öğreten, onları arındıran Rasûl bâ’s et (insanlara Hakikati bildiren Esmâ’nın açığa çıkmış sûretini oluştur).” Kesinlikle sen Aziyz Hakiym’sin.

Allah’ ın HAYY sıfatı bir döngüdür. “Her birim aslına döndürülecektir” hükmü gereği ÂN merkezinde olup bitmiş herşey, bir baloncuk gibi ZAMAN çemberine yayılarak detaylarını yaşar ve sonra yaradılış kemalatını gerçekleştirdikten sonra sönerek, merkeze geri döner.

İnsan denen birimin, bir “nutfe”den meydana getirilmeden önceki hali de, saf enerjidir. Saf enerji tümel aklın kendisini aynada seyretme arzusu ile enerji iplikçiklerine, atomlara, moleküllere ve nihayet sperm ve yumurta özellikleri ile yüklenerek çokluk içerisinde çeşitli karakterlerde çeşitli yaşamlara dönüşür. Saf enerjiden itibaren perde perde kaplanarak insan haline dönüşen bilinç, her perdede biraz daha örtüldüğü için, bu evreleri hatırlamayız.

Fıtratımız gereği ; Ardı ardına irsal olunan kuvveleri ya farkeder, görür hayata geçirir ve onlarla HÂLleniriz, ya da geçtiğimiz safhaları ve süreçleri yalanlayarak, izafi yorumlarımızla gerçekten gittikçe uzaklaşırız….

Ya başladığımız noktaya dönecek olduğumuz bilgisi ile hayata düşünsel kazık çakmadan, benliğe sarılmadan gözlemci olarak yaşarız ; ya da vehimsel varlıklarımızla böbürlenerek, özümüzü hatırlatıcının güçlü etkisini, vaadolunduğumuz o kesin baas sonrasına öteleriz …

Ya irsal olunan kuvvelerin hiçbirini ayırmadan, onların suretlerine takılıp kalmadan özünü görür iman ederiz, ya da suretlere takılıp kalarak “din”cilik güder, “tanrımızın elçileri” arasında benliğimize ve göreceli yaşamımıza uygun olanların peşinden gideriz.

Nisa 150-) Allâh ve Rasûllerini inkâr edenler, Allâh ile Rasûllerinin arasını ayırmak isterler. “Bazısına iman edip bazısını inkâr ederiz” derler. Arada bir yol edinmek isterler. (Ayrıca şöyle de değerlendirilebilir: Allâh Esmâ’sının açığa çıkması anlamındaki ‘İrsâliyet’ hakikat ve kavramından uzaklaşıp; gökteki tanrı ile yerden seçtiği peygamber anlayışını yaymak isterler.AH)

Böylece, herhangi bir şekilde döngümüzü tamamlar, başlangıçtaki saf enerji varlığımıza ; ister risaletten nasip alarak, ister helak yoluyla zorunlu olarak ALLAH esmalarının farkına vararak, isterse de mekr yoluyla sağ görüp soldan darbe yiyerek , kavuşuruz… Başladığımız noktaya dönerek dairemizi tamamlarız. Çünkü VAAD olunduğumuz dönüşüm mutlaka gerçekleşecektir!

Nasip ola ki şuurumuzun derinliklerine vakıf olan MELE-İ ALA denen sonsuzluk kudret ve becerilerinin açığa çıkabilmesi için baktığımızın ardını görebilelim… Evrene bir bakın ! Her oluşum her insan, tabiat ananın her bir devinimi, ALLAH esmalarının açığa çıkışından başka bir şey göstermez ! İnsan beyni, bu esmaların yansıtıcısıdır ve gerçek bir yansıtıcı, izafiyet kabul etmez ! şöyle bir hayat, böyle bir tarz, öyle bir kurallar silsilesi gütmez!

Hayattaki irsal olunanları OKUyabilen, hatırlayamadığı başlangıç halini hatırlayacaktır.

Hatırlamadığımız şey ; hakikatimiz olan o saf enerjinin sahip olduğu, “tümel aklın sonsuz özellikleri”, yani “muazzam ALLAH esmaları”, yani bu esmaları serbestçe evrende açığa çıkarabilecek  MELE-İ ÂLA kuvveleri (üstün uygulama becerileri) dir. Bütün evren, bu kuvvelerle dönmekte, HAYat  bu “üstün uygulama becerileri” ile oluşup grafikler çizmekte….. Hatta bunun farkında olmayan beyinlerden dahi bu kuvveler açığa çıkabilmekte… İş ki özümüzü hatırlayarak, dünya döngüsündeki bu “her an yeni şende olan” melekelerin farkına varabilelim….

Hatırlamamızı engelleyen, çokluk içerisinde örülmüş sayısız özürlerimiz/defolarımız vardır. Bu sonsuz kuvveleri  ; tıpkı bir tohum gibi ya da bütün bilgilerin içinde sıkıştırıldığı bir çip gibi barındıran şuurumuz ise, her insanda farklı hassasiyetlerle bu özür örtülerine tesir eder. Antenlerinin çekim gücü yüksek olup da, Allah esmalarının açığa çıkış mahallerini tespit edebilenler, irsal olunan kuvveleri fark edebilenlerdir.  Onlar özür perdesi ince olup, şuur ışığını sızdıranlardır, muhsinlerdir.

ÖZümüzün kitabı KURAN’ ın açıkça bildirdiği uyarıların üzerine çıkacak iman edilesi başka bir uyarı, “irsal olunan hakikat uygulamalarından başka bir gerçek” yoktur. Bu risalet  “kendini bilen” ya da bilme potansiyeli taşıyan birimlere, başlangıç noktalarını hatırlayabilmek için bir sebep olacak, kendinden perdelilerin dünya rüyasında ise bir kulaktan girip öbür kulaktan çıkacak hoş bir sâda olarak yerini alacaktır, işlevi bir sonraki durak “helak”a bırakarak…

İnsana, “Kendini Bil”, denilmesi, yalnız gururunu kırmak için değil, değerini de bildirmek içindir. (Çiçero)

Vaad olunduğumuz baas gelmeden evvel, irsal olunan tüm gerçeklere gönül gözümüzün açılması dileğiyle…

Selam ve sevgiler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>