MAKRODAN MİKROYA, BURÛC’ DAN BEYNE…

Sibel Tanyel Topçu
Görünen eğri devenin ardındaki doğruyu göremeyip helak olan Semud örneğinin ardından, sanıyor muyuz ki doğru görüneni görebilen de hemen gerçeği kavrayacak ? İman etmişleri gönül gözüyle görebilip de haşyete düşecek ?
Allah Rasulü’ ne koskoca uzaydaki ayı ikiye yardığında iman edeceklerine söz verenler, gözlerinin önünde ay iki parça olmasına rağmen, iman ettiler mi ki?
Şems Suresi’ nde ; ikilik yaklaşımı ile, insanın hem iyilik hem de kötülük kabiliyetinde bulunduğu, görünenin ardına geçemeyenin helak olacağı o “arınmamış bilinç”ten ,
Buruc’da ; kendince iman etmiş olan Yahudi Zunuvas ve adamlarının, yahudiliği kabul etmeyen Necran halkını “inançları uğruna” nasıl da işkence ederek öldürdüğünden,
Bir sonraki Tiyn Suresi’ nde de, tüm bu Sünnetullah algısındaki farklılıkların yaradılışdan gelen sebeplerinden,insan bu sebeplerin farkındalığına vardığında ise, önünde hiçbir engel kalmayacağından,
bahsediliyor… İşte Sünnetullah algısındaki benlik perdeleri !… Aşama aşama idrakler sergisi gibi…
İnsan beyni “çok”u algılamak üzere programlanarak dünya gezegenine yansımış “TEK’ in izdüşümü”dür.
Andolsun o burçları barındıran uzaya !
O uzay ki yekpare, ancak görünmez bağlarla birbirine bağlı merkezlerden oluşmuş…
Zahiri uçsuz bucaksız, hadsiz hesapsız “muazzam esma özellikleriyle” boşlukta uzanmakta…, batını sonsuz sınırsız ve kayıtsız şartsız “muazzam esma özellikleriyle” ufacık bir kara kutu içinde Halifeye emanet !…..
Zahirdeki makro uzay, her gezegenin manyetik alanına eşsiz özelliklerdeki ALLAH esmalarını yüklemiş… Yüklemiş ki, oradan da, eşi olan batındaki mikro uzayın (beynin) her bir hücresini dantel gibi işleyerek bezesin o ALLAH esmalarıyla…
İnsanın “yok”tan “var”a çıktığı o büyük günde, BURÛC, yönetiminde olduğu eşsiz özellikleri açsın kimi hücre gruplarında, faaliyete geçirsin, kiminde kapatsın… Sonra etrafına koza örsün ki, bu dünyada yaşamanın amacı oluşsun ! Emekle, işleyerek kırsın kabuğu halife, yaşamı boyunca ! hazinesine ulaşmanın tadına varsın….
Etkileşsin “eş”ler görünmez bağlarla, makro ve mikro boyutta….
Tıpkı kıtalar ötesinden tuşlanan bir telefonun, kıtalar ötesindeki başka bir telefonu çaldırması gibi… Doğumda birbirinden ayrılsa da, ömür boyunca yaşadıkları frekans tutulumu ile hep birbirinden etkilenen siyam ikizleri gibi….
Böylece, birbirinden eşsiz elbiseler giydirilerek, serpilsin fiiller alemine ALLAH’ ın yeryüzü temsilcisi insanlar… Film dönmeye başlasın ! Hepsi tek bir noktada öngörülmüş, olmuş bitmiş, VAAD olunmuş tek bir AN’ ı, kuvveden fiile, tohumdan fidana çıkarmak, böyle bir sistem içerisinde sahneye koymak üzere…
Testi, hikmeti Hûda içindekini sürekli üretir!. Kiminde şerbet vardır, kiminde bulaşık suyu!.. Astrolojik tesirler ise, testileri zaman zaman eğen kollardır!. O zamanlarda, testide ne varsa o dökülür; süslü görüntülü testilerde ne bulunduğu da, o zamanlarda anlaşılır! A.H.
….
O ALLAH ki, yarattığı sonsuz nitelik ve nicelik ile bir ikincisini var etmemiştir !… Kendinden kendi aynasını halk etmiş, kendi aynasından yansıyan, aynı zerrelerden teşekkül, görünmez enerji iplikçikleri ile birbirine bağlı sonsuz görüntüler şahit tutmuştur yine kendisine…… Kendisinin kendisinden başka şahidi, şahit olunanı yoktur…
Ben bu yazıyı beynimin hükmü ile parmaklarım ve gözlerimle koordineli olarak yazıyorum değil mi! Cümlelerin nerelerden şimşek gibi çakıp, nerelerden uzanıp geldiğine, hangi dinlediğim şarkının, hangi vuku bulmuş olayın veya felsefecinin düşünce ufkumu beslediğine, tüm bunların nasıl görünmez aklımdan, görünür ama tutulamayan ekrana, sonra da hem görünür hem elle tutulur bir kağıda döküldüğüne, kullandığım bütün organlarımla beraber şahit oluyorum… Ama ortada sadece BEN varım, “tıpatıp” bir ikincisi yok ki “tıpatıp” şahit olsun bu sürece !…
Ah bu beyin… bu mikro uzay !… Nasıl da çetrefilli, savaşlı dövüşlü bir Akdeniz ruhu taşır, bir an dahi durulmaz ! …Makro uzayda herşey yörüngesinde akar gider ama mikro uzayda bilinç ve şuur çatışmaları bir an yorulmaz !
Görmediğine iman etmeye kalksa EPİFİZ tepesinden birkaç cesur birlik, hemen taarruza geçer AMİGDALA çetesi, yakar yıkar gözünü kırpmadan…
Hakim kılar hükmünü, evecen, öfkeli, tezcanlı ve çiğdir… Hemen örtbas eder… Sen bedensindir, benliksindir, bitmiştir işte… daha niye kurcalıyosun ?
Çünkü görünmeyen her zaman gelişime açıktır… Gelişime açık olan ise muhaldir, tehlikelidir.
Gardını alamaz ki bilinç ! İman ettikten sonra görünmeyenden gelebilecek olası baş eğmelere karşı egosunu koruyamaz… Baş eğilmemeli, ego incitilmemeli ! O zaman uçsuz bucaksız bir yola uzanan şuur kapısı açılacak, ve kapıdan gelen rüzgar, karşıdan (makro uzaydan) gelen rüzgarla karşılaşıp cereyan yapmaya başlayacaktır !
“KARAR Aklın durması halidir” demiş Lao Tzu…
“Çünkü karar verdiniz mi akıl gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez ! Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”…
İşte beyin denen mikro uzayın içerisinde, vurdulu kırdılı çetin savaş, bu yüzden hiç bitmez… Şuura kapı açarsın, vehimlerle örülü bilinç kabuğu hemen tuzaklar hazırlar, kapıyı kapatmak üzere… Direnir aralarsın kapıyı, bu sefer daha yakıcı bahane tuzaklarıyla vazgeçirmeye çalışır seni… Benliğin, benlikten çıkmak isteyen yanını ateşe atar…
O kapıdan, senin sadece bu benlik olmadığına dair ilhamlar eser… Çünkü o kapı meçhule giden bir geminin kalktığı limandır….
Bedeniniz “dünya”, bilincinizde hissedip yaşadıklarınız “ahiret”tir.. Bu sonsuza dek böyledir ! ……A.H.
Herşey senden sana dönüyor, dışsallığını sen yaratıp, sen yaşıyorsun yine onun içinde… Cennetini- cehennemini, dünyanı-ahiretini, benliğini-hakikatini !…
Zunuvas ve adamları, kendi fikir ve tarzlarından ödün vermek istemeyen, bi de üstüne üstlük herkesi bu anlayışa diz çöktürtmek için yanıp tutuşan “dünyaya dönük bilincin”, Necran halkı ise, ilhamların estiği sonsuz yola gönül vermiş, engelden acıdan korkmayan “şuurun”…
Anlamak zor mu dostum Rahman’ın gayesini,
İmtihan için vermiş, hayat sermayesini…
Hep nefis çıkar karşıma ölüp ölüp dirilsem,
İNSANLARDAN KAÇMAK KOLAY, KENDİMDEN KAÇABİLSEM…
Demiş şair… şuur kapısından esen rüzgarı ile…
Demek istemiş ki , Ali, Ayşe, Zunuvas, Firavun değil benim derdim… örtülü kabuğumun altından, kabuğumun üstüne bir çıkabilsem !
Tüm evreni îkan ile kucaklayan, yani AZİYZ ve HAMİYD olan bakışı göze yerleştirebilmek için teslimiyet gerekir … Teslimiyet içinse, küçücük kara kutu EPİFİZ tepesinden çok daha büyük ve güçlü tüm kolluk kuvvetlerini gözden çıkarabilmek….
Filonun beyin takımı için tüm diğer gemileri yakabilir misin? Kaşıkçı Elması için birkaç elmas madeni verir misin? Ya da başrol oyuncusu için binlerce figüranı ?
İçinde sonsuz bir hazine olduğunu sadece tahmin ettiğin, üstelik sevimsiz görüntüdeki, üstelik garantisi olmayan bir yaşam için ; tahminden öte bir de beş duyunla “tasdik” ettiğin şatafatlı, zevkli, eğlence dolu, ruhunun (aslında benliğinin J) okşandığı bir hayatı ? ? ?
İşte zor olan budur…
Zor olan etle tırnağı birbirinden ayırmak, bilinç kabuğundan şuur pınarına yol verebilmektir…. Zordur ; çünkü bunu yapabildiğinde, yapabilmeyi bırak girişiminde bulunduğunda, feda edip yaktıklarının hepsi, nice sonra, soğuk bir intikam yemeğinde seninle buluşur…. Ateşe atarak yakarlar, ezerler ruhunu…
Ama,
Bilmezler ki, pürüzlerini temizlemektedirler aslında senin ! Aslında bu intikam çığlıkları ; kendilerinde kabukla kaplı hakikatlerinin, bir yol olarak seni bulup, senden devleşerek açığa çıkmasıdır ! Gürül gürül bir cennet nehri gibi, senden çağlamasıdır!… Bilmezler… Ama sen bunu bilirsin…., şuurunun her akışta daha da genişleterek açtığı kevser kaynağından kana kana içmenin, haşyetle seyretmenin tadını … Çünkü o ateşten geçmişsindir yana yana, sabrede ede…
Kurtuluş budur… Bu dünyada sahiplendiğin, sana burada, yeryüzünde yaşama sevinci aşılayan tüm aidiyetlerini ateşe atmanla, daha hafifi törpülemenle gelir kurtuluş… Bunu yapamayan üstelik yapabilenlere kin kusan “sıkı aidiyetçiler” ise, Rablerinin şiddetli kavrayışı ile muhakkak karşılaşacaklardır…. Kıramadığın kabuk, delemediğin koza mezarın olur ! Tırtıl olarak içeride büzüşüp ölürsün kanatlarını çıkaramadan…
Ki rüyadan uyandıktan sonra bu azabı yaşamak, telafisiz bir keşf-i şakk olarak, hiçbir gönlün tatmadığı bir pişmanlık olarak, kemalatlarına işlenecektir aidiyetçilerin.. Daha doğrusu “aidiyetçilikte ısrar etme rolünde” olanların…
Benlik aidiyetçisi, dolayısıyla eş-dost-evlat bağımlısı, dolayısıyla eyşa-madde-para sevdalısı…. Şöhret-onay-takdir düşkünü… say say bitmez Çünkü doğduk, taktık gözümüze ÇOK gözlüğünü….. Önce bakış açısını değiştirerek katarakt gözlüğünü atıcaz… ! Sonra miyopi var sırada… görev ; merceği usul usul çiziktirmek ÇOK’ta TEK’i görene kadar, B sırrı ile El-Ahadüs’Samed, tenzih ile teşbih harmanlanana kadar devam…..Muhammedî yol bitmez !
Öfkeyi sevgiyle, kötülüğü iyilikle yen. Açgözlülüğü cömertlikle, yalanı gerçekle yen. -Gautama Buddha -
Çünkü hakikat zıddı ile, onun en büyük örtücüsü ile açığa çıkar… ve kurtuluş da o örtünün altındadır…
Ama mahzun olma !
Çünkü noksanlarını farkettiğinde affedici olan ve sevgisiyle kuşatan, bu anaforları yaratan da yıkan da yine senin özün olan HÛ’ dur !
Sevmiştir ki açığa çıkarmıştır seni kendisinden…. Sâfi kırılamayan bir kabuk olsa bile fıtratın, sonsuza dek var olacak bir terkibiyetsindir ya… sevgidir işte bunun kaynağı ! Kabukla yaratmış, kabuğu kırman için sonsuz tüyolarla da donatmıştır…. Tüyolara kulak verebilecek misin? İşte bu da HÛ’ nun dilediğini yapma iradesindedir….
Rolünü yaşamak ve gerçeğe pencere aralayabilmek için elinden geldiğince yönelmektir sana düşen de… İman et ! İyi hâlden dolayı davetçi bir kapı aralığının gıcırtısı duyulur belki derinlerden.…
Tüm örtücü bilinci de, hakiki ve sonsuz kevser kaynağını da makro ve mikro planda işleyen, oluşturan, izhar eden, BURÛC ile BEYNİ birbirine bağlayan GAFUR ve VEDUD olandır, mülkün sahibi MECÎD’dir…. O’ ndan sual olunmaz…
Ve tüm bu olagelenler, tek bir fırça darbesi ile LEVH-İ MAHFUZ tablosunda saklıdır.
Ve O da senin hakikatinde !…
Şah damarından daha yakın…
En doğrusunu ALLAH bilir…
Selam ve sevgi ile,
STT
Son Yorumlar