Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

Kayıtsız Belde

Sibel Tanyel Topçu

Sibel Tanyel Topçu

Beyin  Ruh-u Âzam’ ın  EFAL şubesidir.  Her beyin özgün esma kapasitesi  ile yaratıldığı için, terkibiyet itibariyle esmaları açığa çıkarmada eksik,  ama yaradılış özü itibariyle bu eksiklik ve eksikliği sağlayan kayıtlardan berîdir.  Allah Rasulü Hz.Muhammed s.a.v. eksiksiz bir esma açığa çıkış kaynağı, bizler ise aşamadığımız terkibiyet kayıtlarımızdan dolayı eksik açığa çıkış kaynaklarıyız.

Şöyle de diyebiliriz ; elektrik kesintisiz ve son derece kuvvetli bir güç kaynağıdır, ancak kimi ampulden 25 Watt, kiminden 100, hatta donanımı uygun olan kiminden 1000 watt’ lık bir güçle açığa çıkar. Aslı “kayıtsız” ve “sınırsız” olduğu halde, Fiiller dünyasında açığa çıkarak işlev görebilmek için “kayıtları” ve “belli kalıpları” kullanmak durumundadır.

İnsan için de kayıt ; aslında bir bakıma faydalı olarak, bilincin şartlanmalar ile kendisini çeşitli tehlikelere karşı koruyabilmek, sosyal fiiller toplumunda ayakta durarak belli bir ilişki ağı içinde varlığını sürdürebilmek için doğuştan itibaren oluşturduğu bir yalıtım kalkanıdır.

Hiçbir mahluk, kendi fiilini ALLAH’ü TEALA’ nın yaptığını bilmez ! Çünkü kendinden çıkan fiilleri ALLAH’ ın yaptığını bizzat görürse, vücudu dayanamaz, erir. / Münir Derman

Ne zaman ki, bu kalkanın üstüne   değer yargıları, duygusal örgüler, sahiplenmeler binmiştir ,   işte o zaman “insan için sıkıntılı aşamalar” da başlamıştır…

En zahir mertebedeki birim olan insan açısından bakıldığında “ek tedbirler” getirir bu kayıtlar, zırh gibi insanın üstüne giyeceği… Aslında zaten o benlik zırhını eritip delmek iken görevi, bir de üstüne eklenen katmanları birer birer delmek zorunda kalacağının farkında değildir…

Allah açısından ise bu kayıtlar,  “hakikatin ayan beyan zahir aynasına yansıyabilmesi” için aynanın arkasına çekilen zehirli sır gibidir.  Zehir ;  öldürmeden yansıtmak içindir.

Böylelikle fayda ve hak gördüğü dünyasal kayıtları içerisinde yaşamını sürdüren insan, gördüğünün ardına geçerek davranış gösterebildiği kadar bu kayıtlardan birer birer sıyrılmaya, Kuran’ da “BELED” olarak ifade edilen,  “kayıtlardan azade VİCDANI” ile evreni yoklayarak hissetmeye başlar.

Yani, kendisine verilen iki göz “zahir” ve “batın” algı açılarının dışında, çok daha hassas çözünürlükteki  3. Gözü VİCDANI  ile , bu kayıt sınırlarına zoom yaparak, diğer iki gözü ile ne kadar da net gördüğü ve hissettiği bu kayıtların gerçekte olmadığını, sahte bir ikilik yarattığını,   hepsinin belli bir titreşimdeki hayal yansımaları olduğunu görür.

Bütünsel RUH’ un doğurduğu BİLİNÇ DE, KENDİ ŞARTLANMALARINI DOĞURARAK dünyada tutunmaya çalışırken ; aslında farkında olarak veya olmayarak  eksiksiz Esma kaynaklarından çıkan Risalet bilgisinin açığa çıkışına hizmet etmeye başlar. Böylece şartlanmaların getireceği azap, azabın getireceği arınma ve arınmanın açığa çıkaracağı hakikat ilmi tetiklemesi başlamıştır.

Hayali kayıtları bellekten komple silebilmek için, önce bu kayıtlara büyüteç tutarak daha bir elle tutulur gözle görülür belirginliğe getirmek gerekir ki, ince ince hiç pürüz kalmamacasına sökülüp temizlenebilsin bu dikişler !  En görkemli gösterisini yapmalı ki bedensel birimsellik, en kapsamlı terkipsizlik açığa çıkmalı… Deccaliyet dirilmeli ki beyinde, Mehdiyet ilmi öldürmeli onu…. Mehdiyet insin istiyorsan beynine, loblar arasına sinmiş deccaliyet ejderhasının kıpırdanmasına hazır ol !…

Ve nitekim Nietzsche’ nin de dediği gibi ;

En derin yaralarla başlar en derin gülücükler.En yüksek uçurumlardan düşerken öğrenirsin uçmayı. En derin denizlerde boğula boğula becerirsin tek bir nefesle yaşamayı.. /F.Nietzsche

KAF denen mutlak benlik dağına tırmanabilmek için, kardiyo egzersizidir Akabe yokuşu….  Asıl maçtan önceki sıkı antrenman…. Bu yokuşta yol almak kolay iş değildir.  Çıkarken çekilen her sıkıntı, vazgeçme dürtüsü, küskünlük ve azap ; o tatlı birimselliği, o güzelim bedensel zevkleri birdenbire değil, süründürerek öldürmek ister.  Tek bir kurşunla değil, cımbızla ufak ufak çekiştirerek….

Ne demiş eğitimciler ; “Yokuşta akmayan ter, inişte gözyaşı olur

Hak, sarp yokuşu hayr olarak gösterirken ; batıl,  “bunun gereksiz bir yorulma olduğu” fikrini bilince enjekte ederek, onu eteklerde yemyeşil deccal çimenliğinde otlanmaya doğru çeker…

Kolay göze alınmaz Hak olan…,

Üçüncü göz vicdan, yokuş zirvesine gerekli zoomlamayı yapıp, itici gücü oluşturamazsa eğer….

Beden esaretinden bir nebze kurtulsan ve nefsini bedensel anlamda eğitsen bile ; ilmen önüne çıkacak sahte ego  mayınlarına basmadan geçemezsen eğer…

O tatlı ALLAH kudreti ile VAR olmayı değil, özünde saklı olan sessizliğin en güçlü sesi ile YOK olmayı tercih edemezsen.…

Basit patika yolları amiyane görüp, karmaşık ama afili görünen ilim otoyolunun neon ışıklarına meyl etmezsen eğer… Hani billboard’ larında “Sen Hak, Ben Hak, O Hak, lak.. lak.. lak..” parolası yazılı olan…

Kendin ile karşındakini farksız görüp, dışsallığın ile içselliğini birleştirmeden,

Yetimde, yoksulda, muhtaçta ;  Sistemin “alma” değil “verme”  güdüsü ile açılacak enerji tomurcuklarına talip olmadan,

Bu tomurcukların  vicdan kesene her seferinde 3-5 enerji kuruşu bırakacağını fark etmeden, göze alınamaz Hak olan…

Boşuna dememiştir Allah Rasulü, “bildiklerimi bilseniz, dağlara fırlardınız Allah Allah diye…”   Akabe yokuşlarını hiç   “of”  bile demeden  seve seve tırmanır, sıkıntıları ağam paşam diye karşılamak için aranızda yarışırdınız…… Bilseydiniz o yokuşun ardındakileri… ve dibindekileri…

 ”Mekân KÖYDEN çıkmak kolaydır ama koza olan KÖYDEN çıkmak ender kişiye nasiptir!”/AH

BELED, KOZA Köyü’ nden çıkışta tam karşında… Balçık – çamur yolları, üstünü  paralayan çoban köpeklerini ve susuz AKABE yokuşunu geç, ileride sağda…. Çoban köpeklerinden kurtulabilmek için DÜNYA SEVGİLİLERİNİ vermek zorunda kalabilirsin. Ver, kurtul !  KOZA Köyünden geçerken üzerine sıçrayan çamurların çıkışta sabır ve merhamet giysisine dönüşmüş olduğunu farkedeceksin, şaşırma… Vardığında giysinden tanırlar seni… SELAM söyle bizden o beldede her ŞEY’i ve HERKES’i kucaklayan kayıtsız DOSTlara…

Şüphesiz en doğrusunu ALLAH bilir… Rasulü bilir, Ehli bilir…

Selam ile…

STT

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>