Susarak çıktım şehirden

Nur Gürbulak
Beden şehrinde yolculuğa başladığı günden bu yana, hayli yol kat etmiş, türlü badireler atlatmıştı… Ne yokuşlar çıkmıştı inişlere talip olarak… Ne zorlu vadilerden geçmişti. Acıyı deneyimlemiş, huzurun kaynağından tatlı sular içmişti.
Gel gör ki yolculuk bu. Bir gün diğerini tutmuyor, her yol göründüğü gibi çıkmıyordu. Tepeden baktığında kıvrılarak giden yemyeşil patika, yanına vardığında dikenlerle dolu vadi olarak görünmez mi?..
Ama yok öyle… Niyete almıştı bir kere. Yolun sonuna ulaşacaktı. İster en tepede zirvede olsun, isterse yamaçta derin bir çukurda!
O en doğru adımlarıyla sonuna kadar yürümeye kararlıydı.
İşte o yolculuk günlerinden bir gün…
Dayanılmaz bir baskı hissetti üzerinde… Şehrinin bir kısım halkı diğerlerine zulmediyor baskı uyguluyordu. Aşmalıydı bunu. Çözüm kendindeydi. Bilgi hazinesini açtı önüne okumaya başladı…
Önce bir tasavvur inşa edecek ti…
“Hatırla” dedi…
2-) Rabbinin, kulu Zekeriyya’ya rahmetini hatırla (zikret).
- Neyi?
- Eskiden yaşadığım bir şeyi mi?
Cevabı yine kendi verdi…
- Bilgi hazineni açtın ya,
- İçerisindeki kayıtlı yaşam bilgisini hatırla
3-) Hani O, Rabbine derûnundan yönelmişti.
Derinlere daldı…
4-) “Rabbim… Gerçek ki, kemiklerim gevşedi, saçlarım ağarıp bembeyaz oldu! Rabbim, sana dua edip de hiç hüsrana uğramadım…”
Hatırlamaya çalıştı… Yaşam kurallarını gözden geçirdi…
Emin olduğu bir şeyi hatırladı mesela… Bu güne kadar neyi canı gönülden süphesiz istemişse hepsi gerçekleşmişti…
Bir ışık yandı… Evet evet istemeliydi… Halkını zulmedenlerin elinden kurtaracak bir şey istemeliydi…
İyi ama nasıl olacaktı?
Şöyle bir kendine dönüp baktı. Hiçte iç açıcı görünmüyordu durumu. Yorgun yaşlanmış ve yenik düşmüş savaşçı gibi hissediyordu kendini.
5-) “Muhakkak ki ben, arkamda kalacakların neler yapacağından korkarım. Karım ise zaten kısır! O hâlde ledünnünden bana bir velî hibe et.”
Sonra da halkına dönüp bakınca gördü ki onlarda bir kısır döngü içerisinde… Gözler neyi görse gerçek bu diyor, dudaklar gerçekten habersiz gören göze itimat ederek yorumlar yapıyor, Kulaklar duyduklarını onaylıyor… Böyle bir akış içerisinde devam ediyorlar yaşamlarına…
Ben bir bahçıvan olsam dedi, meyve vermeyen ağacı sulasam ne işe yarar ki?
Ya ağacı taşlayacağım yada umudumu yapılandırıp yeniden bakım yapacağım!
6-) “Ki bana da vâris olsun, Âl-i Yakup’a da vâris olsun… Rabbim onu rızanla yaşattıklarından eyle.”
İsteme iştiyakı belirdi içinde. Bu meyve için ilk adımdı…
İstedi olacağından emin bir şekilde…
7-) “Ey Zekeriya… Seni, kendisinin ismi Yahya olan bir erkek çocukla müjdeliyoruz… Daha önce Ona bir adaş da yapmadık (hiç kimseyi Yahya ismi ile isimlendirmedik).”
(Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim, karım kısır ve ben de ihtiyarlıkta sınıra ulaşmış olduğum hâlde, benim nasıl bir oğlum olur?”
9-) “Orası öyledir” dedi (Rabbi)… (Ancak) Rabbin dedi ki: “O bana kolaydır… Sen (anılır herhangi) bir şey değilken, daha önce seni halketmiştim.”
İstemeye istedi ya bir an şaşkınlığını gizleyemedi nasıl olacak bu demeden kendini alamadı.
Zaten bu sınırlı bakış onu kısırlaştırıyordu, ama istemişti ya doğum gerçekleşecek ona ne kadar kolay olduğunu gösterecekti.
10-) (Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim! Bana bir alâmet ver…” Dedi ki: “Senin işaretin, sorunun olmadığı hâlde, insanlarla üç gece süresince konuşmamandır.”
11-) (Zekeriyya) mabetten halkının yanına çıktı ve onlara: “Sabah – akşam tespih edin” diye işaret etti.
Aslında bir şeyi istemekle onu eline almak arasında bir fark yoktu… Bunu da fark edebilmek için hicret gerekti…
Nereye?
Beden şehrinden, YÜREK DEVLETİNE…
Seslendi şehir halkına!
Ey gözüm, Bakma!
Ey kulağım, duyma!
Ey dilim dudağım, konuşma!
Yolculuk var …
Nereye?
Adil hükümdarın memleketine!
12-) “Ey Yahya! Hakikat Bilgisine sımsıkı sarıl!” (Yahya’ya) olayların oluş nedenlerini, sistemi OKUma özelliğini verdiğimizde, daha çocuktu!
13-) Ve ledünnümüzden bir ruhanî hayat ve bir sâfiye (zekât) verdik… Korunma konusunda çok hassastı!
14-) Ana-babasına iyi davranırdı, zorba ve âsi değildi.
15-) Dünyaya geldiği, ölümü tattığı ve ölümsüz olarak bâ’s olduğunda, Selâm üzerindeydi. (Bâ’sın vefatın hemen sonrasında olduğuna işaret.)
Yürekte yankılanan sesi duymaya başlamıştı bir kere…
Arınmış bir saflıkla ele geliyordu ağacın meyvesi..
Zorluklar kavramı aşılmıştı artık… Kolaylıkla gerçekleşiyordu doğum…
Sistemi, Sünnetullahı OKUyabilmenin huzuru içerisinde birkaç kelime mırıldandı..
Vesveselere kulak asmamış sessiz kalmışların sesi, taaa yürekten duyulur.
NUR GÜRBULAK
Nurum-İçin
31 Temmuz 2011 - 22:18
Selamun aleykum, çok beğendim harika, açılımı çok güzel olmuş teşekkürler Nur..
Emrah
09 Ağustos 2011 - 01:38
göremediğim noktaları içinden çıkamadığım soru işaretlerini tek tek sıralamışsınız, çok şaşkın bir haldeyim yansıtmışsın bende olanı bana… ismi ALLAH olan hazmınızı kolaylaştırsın basiretinizi genişletsin… Selam olsun size…