Selam

Mert Kılıç
“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere izinlerini almadan ve o hane halkına selâm vermeden girmeyin! Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki bunun anlamını düşünürsünüz”(Nur27) ve “…Evlere girdiğinizde, Allah indînden mübarek, tayyib bir selâmlama ile birbirinize selâm verin…”(Nur61) uyarılarını ilk fark ettiğimden beri, aklımda yer etmiş ve bir mekana girerken, içeride kimse olmasa bile selam vermişimdir… Ancak, tasavvufi düşünce ile tanışıp, kısmen de olsa, yaşamıma geçirmeye başlamamla beraber, kendim ile ilgili tanımlamalarımın değiştiği gibi, evim ile ilgili tanımlamalarım da değişti. Öyle ya benim evim neresiydi ? İkamet edip, yatıp uyuduğum yer mi sadece ?
Kendimi bedenle ve zamanla kayıtladığım yetmiyormuş gibi, mekan ile de kayıtlamaya ne kadarda meraklıymışım… Oysa çocukluğumdan beri “camiler ve mescitler, ALLAH’ ın evidir” tabirini duyduğumda, “sanki başka yerler O’ nun evi değil” diye hayıflanır, bu mantıkla bile bakılsa; madem yeryüzü bize mescit kılınmış, öyleyse her yer O’nun evi değil midir derdim. Pekiyi ya, Kıyamet Suresi 8-9′daki “Ay tutulduğunda, Güneş ve Ay bir araya geldiğinde” halini yaşayan birinin, birimsel beden kabulü tutulmuş ve kendinden gayrı olduğunu düşündüğü Asıl ile Bir olmuş kişinin; evim değil, diyebileceği bir yer olabilir miydi ?
İşte bu düşünce ile, dört duvar ile sınırlı olan evimden çıkıp, eskiden “dışarısı” diye tanımladığım, ama artık “içerisi” diye algıladığım yeryüzüne ne zaman adım atsam, Selam verir oldum… Sen kainata selam verirsin de, o tespih edenler sana daha güzeli ile karşılık vermez mi ?
Evet, kapıdan dışarı çıkıp, ilk hissettiğim şey olan rüzgara selam veririm önce. Sonra verdiği karşılığı ciğerlerime kadar çekerim, ta ki kanıma ve oradan tüm vücuduma ve hücrelerime yayılır. Selam alınmıştır. Kan temizlenir ve karşılığında da, karbondioksit ihtiyaç sahibi ağaçlara verilir. Hem selamdır bu, hem de hediye. Aranızda hediyeleşin demiyor muydu ALLAH Resulü bizlere… Ağaç bunun altında kalır mı hiç sizce ? İhtiyacımız olan oksijeni, meyveleri sunmaz mı bize ? Yağmur da vermez mi selam, ağaç, rüzgar verir de…
Ya Rahmet, durma haydi yağ rahmet, Temizledin kirleri, hakkını helal et. Yıllarca sana, su işte deyip de geçtim, Hitaptan etkilendiğini yeni öğrendim…
Sen ki tüm yediklerimize vesilesin, Onlar üzerine güzelce yağıp ta, Bize maddi, manevi şifa verir misin ?
Nasıl bir düzen ki, yağmur ağaca, ağaç yağmura gebe, Kainat muhteşem bir bütünlük ve paylaşım içinde, Duramadım, selamladım her şeyi, bakınca bu bilinçle…
Selamın aleyküm, çiçek, böcek, toprak, ay, güneş, Hatta sana da selam, eskiden çok tiksindiğim leş, Şu an, sende bile güzeli gören Resul ile hissim eş…
Sana da selam, ey düşman bildiğim Şeytan, Nasıl tanırdım kendimi, eğer ki sen olmasan. Secde etseydin Adem’ e seyri sülük dolmadan, Kalırdık başladığımız yerde, Muhammedi olmadan.
Karar veremedim siz mi benim içinsiniz, ben mi sizin ? Ama gördüm; Adem bilmeklik, Alem bilinmeklik için.
…
Yaşayıp, tebliğ ettin yıllarca, Selamı yayın dedin aranızda, Selam olsun âline de, sana da, Ya Ahmed, Muhammed, Mustafa.
Son Yorumlar