Risalet ve Nübüvvet

Mert Kılıç
Kesinlikle, haddimiz olmayan konularda konuşma cüreti, cahil cesaretinden gelmekte. Ancak ne var ki, tüm yazıları(m)da olduğu gibi bu yazı da, bu böyledir tarzında değil, bunu şimdilik böyle algılıyorum, sorgulamalarım böyle, sonuçları da böyle şeklinde bir paylaşımdır, sizlerden gelecek paylaşımlarla mutlak doğruya yaklaşmak amacıyla…
Bu yazıya sebep olan tetikleyici unsur, Risalet Kemalatının, Nübüvvet Kemalatından üstün olduğu düşüncesi ile olayı değerlendirip, buradan hareketle nübüvvetin getirilerini uygulamada, rahata düşme ve gereken önemi göstermeme eğilimlerine olan şahadetimdir.
Öncelikle belirtmeliyim ki, her ne kadar söz konusu tutumun, şu an bulunduğum algılayışa göre doğru olmadığını düşünsem de biraz araştırınca, düşüncelerinin kaynağını doğrulayan, bir açıklama ile karşılaştım. Hem de Üstad Ahmed Hulusi’nin Esmaül Hüsna açıklamasında; (EL VELİYY: Birimde kendi hakikatini tanıma ve gereğini yaşama özelliğini açığa çıkaran. Velâyetin ve onun kapsamındaki üst düzey yaşam özellikleri olan Risâlet ve Nübüvvetin kaynağı. Velâyetin en üst mertebesi olan Risâlet ve bir altı olan Nübüvvet kemâlâtını irsâl eden. Risâlet kemâlâtının zuhuru sonsuza dek geçerli ve işlevli iken, Nübüvet kemâlâtının işlevi yalnızca dünya yaşamında geçerlidir. Nebi, âhiret yaşamında da o kemâlâtla yaşar, ancak işlevi bitmiştir dışa dönük olarak! Risâlet işlevi ise velâyet getirisi üzere devam eder sonsuza dek, velîlerdeki gibi). Bunun üzerine düşünceleri doğruymuş desem de, uygulamaları bir türlü içime sinmiyordu. Üstad’ ın açıklamasına iman etmek kolay. Ancak bu bilgiyi vermesine rağmen, söz konusu şekildeki uygulamaya yönlendirdiğini hiç duymadığımdan, en azından imanımda mutmain olayım diyerek, Ehlinin ve Kuran’ ın sorgulayıp, tefekkür etme ve aklı işletme ile ilgili yönlendirmelerinin de desteği ile, olayı sorgulamaya ve araştırmaya, ehlinin gerçekten ne dediğini iyice irdeleyip, en doğru sonucu elde etmek üzere değerlendirmeye koyuldum. Ehlinin Veli tanımında verdiği bilgiyi, biraz sonra değerlendirmek üzere bir kenara koyalım ve sorgulama ile değerlendirmeye başlayalım…
Hz. Muhammed’ in (sas), hayatının belli bir döneminden sonra, nübüvvetin getirisi şeriat ile ilgili içe ve dışa dönük uygulamalarında her hangi bir azalma ve önemsememe görülmüş müdür ? Zahirdeki bedensel vefatı öncesinde bile, benim üzerimde, kim, ne hakkı olduğunu düşünüyorsa, gelsin alsın noktasında değil miydi ? Pekiyi ehlinin her hangi bir söyleminde, Şeriat, Nübüvvet, Sünnetullah kavramları ile ilgili önemsizlik, değersizleşme ya da değişme gibi bir tanım yada ima var mı ?
Hz. Muhammed’ in (sas) yaşadığı sürece baktığımızda ilk etapta görüyoruz ki; önce Mekke yıllarında gelen Risalet var, sonrasında ise Medine yıllarında açığa çıkan Nübüvvet. Hakikatin fark edilişi Risalet, buna uygun yaşanışı ise Nübüvvet sanki. Neleri uygularsak hakikati yaşayabiliriz, neleri uygularsak bu yaşamdan aşağı düşüp, birimsel, bedensel vehmi kabule düşüp yanış yaşarız, uzak düşeriz, tard oluruz bilgisi.
Ancak bununla ilgili olarak, önce bir hadis geliyor aklımıza “Adem su ile balçık arasında iken ben nebi idim’’ (Tirmizi, Sünen, Menakıb-1; İbn-i Hanbel, C.4 S.66) Sonrasında da bir ayet “Muhammed, sizin ricalvinizden birinin babası değildir!..Fakat Rasûlullah ve Nebilerin Hâtemidir (zirvesi-sonuncusudur)… Allah, her şeyi (B sırrınca) Alîm`dir.” (Azhab 40)
Eğer ki Hz. Muhammed’ in (sas) yaşadığı sürece, bu bilgi ile tekrar bakarsak, sıralama şöyle oluyor; Nebi idi, Risalet açığa çıktı ve Nebilerin Hâtemi oldu. Gerçektende kendisinde ResulALLAH açığa çıkıp, BEN RESULALLAH’ ım diyene kadarki süreçte, her ne kadar Duha suresi 7. ayette belirtilen “dall” (Zati hakikatini bilmeyen) halde de olsa, Hz. Muhammed’ in yaşamındaki uygulamaları ve tavrı, bildiğim kadarı ile sonraki dönemine aykırı olmamıştı. Muhammed suresi 47. ayette belirtilen “Muhammed’ e inzal” olayından sonraki bilişin neticesindeki uygulamaları, dışarıdan bakılınca eski uygulamalar ile çelişmese de, aslında devam edenler yeni bir şuurla ve çok derin bir biliş ile yaşanırken, gelişme neticesi ile yeni uygulamalar da eklenmiştir.
Olaya böyle bakarsak son bölümdeki Hatem olan Nübüvvet, Risaletten daha üstündür. Çünkü sadece hakikati biliş değil, ne şekilde ve nasıl yaşanışının bilgisi ile yaşayış vardır. Örneğin birine karşı bir sevgi beslersiniz, onu gördüğünüz anda bu sevgi, sevinçle patlama yapar, bunu hissedersiniz önce ve hemen akabinde gider sarılırsınız. İşte biri hissedişi, diğeri zahirde yaşanışı olan bu ayrılmaz iki bütünlüğü risalet ve nübüvvet için de düşünelim. Zahiri Nübüvvet, Batını Risalet diyebiliriz belki. Belki bir başka deyişle “Risalet beyin gibi, Nübüvvet de beden” diye örnekleyebiliriz…
Söz konusu sıralamayı destekler nitelikte; Mekke döneminde 39. sırada inzal olan Araf suresi 157 de Ümmî (asıl fıtratı bozulmamış-yaratıldığı saflık üzere) Nebi derken, Medine döneminde 98. sırada inzal olan Azhab suresinde Nebilerin zirvesi, son noktası olarak kemal bulduğu ilan edilmiştir.
Şimdi en başta kenara koyduğumuz bilgiye, bu değerlendirmeler ile tekrar bakalım… Risaletin bir altı olan Nübüvvetten kast edilenin, Hatemen Nebi’ deki değil, ilk aşamadaki Nebi olduğunu fark ederiz. Yine ehlinin söylediği “Hz. Muhammed (sas) Arzda açığa çıkmazdan önce, Dünyanın idaresi arz meleklerine aitti. O açığa çıkınca, O’ nun varisleri olayı devraldı” sözünde de anlaşılan durum da bunu ifade ediyor gibi.
Nasıl ki, Tenzih ile Teşbihi birleştirip Tevhid ehli olma yolundakiler, Tenzih boyutunda iken direk Tevhide yönlendirilmeyip, önce tenzihi yaşadığı gibi teşbihi de yaşasın, sonra layığı ile tevhid ehli olsun şeklinde bir uygulama ile karşılaşıyorsa… Ve yine nasıl ki Tenzihte olan halkına Hz. Musa Teşbihi aşılamaya çalıştı ise, sonraki dönemde Teşbihi yaşayan halkına Hz. İsa Tenzihi aşılamaya çalıştı ise ve sonrasında Hz. İsa gelip Hz. Muhammed’ e tabi olacak ise ki; son zamanlarda bunu yaşıyoruz sanki ehlinin yayınından… İşte aynı şekilde Risaletten, işin hakikatinden yoksun olan ve Nübüvveti sadece dışsal olarak, algılayıp, sorgulamadan, takliden ve meleke olarak yaşayan kişileri uyandırmak için, Risaletin üstünlüğü empoze ediliyor diye düşünüyorum. Bu Risalet sonucu, Hakikat yaşanmaya başladıktan sonra, Hatemen Nebi olma yoluna girilip ilerlenecektir inşaAllah. Risaletten sonra, yani kıyametinden, ölmeden önceki ölümünden sonra, kendinden gayrı kalmadığı, dışarı diye bir şey kalmadığı için, Nübüvvet ahiret yaşamında sürse de, DIŞA DÖNÜK OLARAK İŞLEVİ BİTMİŞTİR. Ebedi olarak Zahir ve Batın olarak var isek, ne kadar kaydında olmasak da bir beden ve sistem olacaktır. O sebeple Dünya hayatından sonra Risalet devam ettiği gibi, Nübüvvet de İÇE DÖNÜK olarak, devam edecektir diye düşünüyorum…
Dikkat ederseniz, Bakara suresi 285’ de Resuller arasında ayrım yapmayız derken, İsra suresi 55’ te Nebilerin bazısını, bazısına üstün kıldık deniyor. Sanırım yapılan açıklamadan sonra, bu ayetler bir anlam daha kazanacaktır.
Son olarak Azhab suresi 56. ayet ile yazıyı noktalamak istiyorum… “Muhakkak ki Allah ve melekleri, Nebi`ye salât eder… Ey iman edenler, siz de O`na salât (yönelin) edin ve teslimiyet ile selâm verin!” Tahmin ediyorum ki bu ayetten çok istifade edilecek, tefekkürler, anlamlar ve yaşamlar çıkacaktır. Ben sizlerden geleceklerden faydalanmayı sabırsızlıkla beklerken, acizane kendimin ki paylaşayım; Allah ismi ile işaret edilenin, Zatı ve yarattıkları ile açığa çıkışı ve bu çıkışın aracısı olan, çıkışa kulluk eden melk, ilim, enerji, irade edileni uygulayan güçler, Nebi’ ye (Nebilere değil, 9 ayet önce ilan ettiği Nebilerin Hatemi olana, O’ ndan açığa çıkan sisteme) yönelirler, yani o sistemi oluşturmak ve açığa çıkartmak ve uymak üzere… Ey buna inananlar, siz de O’na yönelin, o sisteme uygun hareket ederek, sistemi koruyun/korunun. Bu sisteme ve gereklerine, O’na teslim olmuşluğun farkındalığı ile uyun ki, böylelikle sisteme ve onu oluşturan her şeye selamet besleyin ve böylelikle selam halini yaşayın…
Daha doğrusu öğretilene kadar benden şimdilik bu kadar. Şüphesiz ki en doğrusunu Allah bilir. Salat ve Selam olsun bilmediklerimi öğretene…
Son Yorumlar