Misket Oynayan Evliya
Baştan söyleyeyim, ikilik düzlük çar-çöp her şey BEN’ den… Bu yazıyı yazarken ki tüm kuralları ben koydum siz ancak okursunuz, katılırsınız ya da katılmazsınız, fikirler ancak beni bağlar…
Şimdiki nesil pek bilmez ama çocukluğunu bundan 20-25 sene önce yaşamışlar genelde bilirler. Bazı oyunlar oynanırken kural yada düzen belirleyiciler olurdu. Mesela “yeşil tuttum bütün kurallar benden” diyenler, ne alakaysa oyunun kurallarını belirleme hakkına sahip olurdu… İşte vakit; o vakitlerdeyken, yeni taşındığı mahallesinde ki çocuklarla oynamak üzere misketlerini alıp, çıktı evden dışarı. Çocukluk işte, çekinme utanmadan olmadan, rahatlıkla diğerlerinin yanına gidip bende oynayabilir miyim diye sordu hiç düşünüp plan program yapmadan. Kısa bir tanışma faslından sonrada yeni oyunda yer almak üzere gruba katıldı. Tam oyun alanına dizmek üzere misketlerini çıkartmak için, elini cebine attığı sırada çocuklardan biri bağırdı;
- İkilik düzlük çer-çöp, her şey benden…!
Ne ikisi, ne çöpü, düz bir alana mı dizeceğiz misketleri, ilk elde tüm misketleri kıyak olsun diye bu arkadaş mı dizecek diye düşünürken, bağıran çocuk devam etti kendinden emin bir tavırla;
- 3’ er misket koyacağız, buraya dizeceğiz, baş bu taraf…!
Ya niye bu kararların hepsini o veriyor ki diye sorduğunda arkadaşına; Sanki çok normal bir şeymiş gibi tavırla cevapladı arkadaşı;
- E ! İkilik düzlük dediii…
- E.. Ben de diyeyim…
- Yok olmaz, ilk o dedi çünkü…
ALLAH, ALLAH… Bir anlasam, ne demek ki acaba bu ? Dediğinde, nereden bilebilirdi ki, ömrünün kalan zamanını bunu öğrenmek üzere yaşayacağını…
Geçti aylar, geçti yıllar…. Geçti…Geçti…
Varlığının ve varlığın niyesini, nasılını sorgulamaya başladıktan sonra nihayetine gelene kadar ki duraklarına baktı. Bu arayışa ilk çıktığında bir beni vardı, bir de ondan ayrı bir yerde Yaratan! ı. O Yaratan’ının görmesi, işitmesi ve bilgisi sonsuz olduğundan her hareketini dikkatlice yapmalıydı. Yoksa kendisi sevilmez ve kötü şekilde cezalandırılırdı. Bir süre sonra baktı ki; bu Yaratıcı, kendinden ve diğer bütün yarattıklarından ayrı bir yerde ve ayrı bir varlık ise nasıl olurdu da sınırsız olabilirdi ki ? Varlıklar ondan bağımsızsa ve ayrı ise kendi sınırları var ise, onların sınırına kadar gelebilirdi ancak Yaratıcı. Böylece O’ nun da o noktada bir sınırı olurdu. Bu sınırlı Tanrı’ ya inanmak onu pek tatmin etmezdi de. Sonra düşündü ki; Eğer ki Allah sınırsızsa ve bir ise o zaman ben dahil tüm yarattıkları da O’ ndandır, O’ ndan gayrı hiçbir şey yoktur. Yani İkilik yok, tenzih yok. Artık çok daha doğru olduğuna ikna olmuş bir inançla, gördüğü her noktada Allah vechi olduğunu müşahede ederek huzurla yaşamaya başlamıştı. Gördüğü, duyduğu kısacası algıladığı her şey O idi. Güllük, gülüstanlık olan bu dönemin sonu gelmeye başlamıştı. Çünkü eğer ki her birim Allah ise, o zaman her birimde tüm özellikler sonsuz sınırsız olmalıydı ve bir örnek olmalıydı ilk andan son ana. Yani doğma, büyüme, olgunlaşma gibi Ya da bitkinin fosile, fosilin petrole, kömüre ve elmasa dönüşmesi gibi bir durum olmamalıydı. Yani Düz bir akış olmalıydı. Ama durum böyle değildi. Algıladığı her şeyde mutlaka bir eksiklik vardı. Hiçbir birim bırak sonsuz ilimi, ne zaman öleceğini hatta 10 saniye sonra ne olacağını bile bilemiyordu, istedikleri arzuladıkları şeyleri gerçekleştirmeye güçleri de yetmiyordu, üzülüp, acı çektikleri oluyordu…vs. Eğer Allah her birimde ise o zaman sonsuz bilgi ve isteklerini gerçekleştirme kudreti varsa, ölümsüzse bu durum nasıl oluyordu diye düşünmeye başladı. Yine bir tezat vardı. Kainattaki varlıkların tümü çok az şeyden haberli iken ve güçleri çok az şeye yetiyorken, inanılmaz bir düzen vardı. Bu düzen bu bilgisizlik ve acizlikle kendiliğinden süremezdi. Demek ki varlık Allah’ tan gayrı değildi ama Allah olan, algılanan her şeyden gani idi. Basit bir anlayışla O her şeyi kapsamıştı, ama hiçbir şey O’ na denk olamadığından, neye O dersek, sınırlamış olurduk ve dolayısı ile O her şeyden/bir şey olmaktan gani idi.
Artık kafasındaki her şey oturmaya başlamıştı. Ben dediği varlığı asla Allah’ tan gayrı değildi, ancak kendisi de bu algıladığı birimsel bedeni ile Allah değildi. Aslında nasıl ki etrafında gördüğü tüm varlıklar ve oluşlar fiiller Allah’ tan ise, kendisi de Allah’ tandı. Sonra anladı ki, aslında bu düşünceleri hisseden, yaşayan ve onda ben diyen sadece ALLAH’ tı. Ben diyen halini aynada gördüğü sanmakla en baştan beri şirkte idi. Varlık tekti, bir arada ve bütün anlamında bir di.
İşte bu kadar geçen zaman, emek ve aşamadan sonra vardığı noktayı, aslında küçücük bir çocuk tek cümle ile özetlemişti. Bu ne demek diye düşündüğünde, anlamının bu kadar geniş bir şeyi kapsayacağını hayal bile edememişti…
İkilik, düzlük çar-çöp, her şey BEN’ den !
Mert Kılıç
mslmert@gmail.com
kartal
21 Ekim 2009 - 17:16
tesekkurler
elif asya
11 Şubat 2010 - 12:37
Oğlum 2,5 yaşındayken sordu-Anne ben,senmiyim.40 yaşlarında sordum-ALLAH’ım ben,senmiyim.
ümit aksoy
15 Nisan 2010 - 14:30
elif hnm.
görünen sıfatındır der .
hakk teala hacı bayram veliden.