Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

Köpekbalığı ile Hoşnut Yaşam

Mert Kılıç

Hepimizin bir yaşam amacı vardır. Bazılarımız bunu bilinçli olarak belirler ve farkındalıkla ilerler, tıpkı bir örümceğin ağını örmesi gibi hesapla ve kitapla kademe, kademe… Bazılarımız ise, olayların gelişimi içinde kendini bırakmış bir vaziyette sürüklenir,tıpkı kuru bir yaprağın dalından düştükten sonraki hali gibi. Bununla beraber, aramızda “Ben bütün amaçlarıma ulaştım, artık aklımda başka bir şey kalmadı yapamadığım ve rahata erdim” diyenlerimiz, varsa bile eminim çok azdır. Şunu, şunu yaparsam artık tamamdır düşüncesi, belki de çoğu kez aldatıyor bizi. Kendimi bazen;  önüme konmuş bir parça peynire ulaşmak adına, sürekli çember içinde koşturan laboratuar faresine benzetiyorum. Sürekli ulaşamayacağın bir şey için koşturmak garip ve komik geliyor ilk etapta. Ancak sonrasında amaçsız bir yaşam nasıl olur diye düşündüğümde, “olmaz” cevabı ile karşılaşıyorum. Fare hiçbir eylemde bulunmadan hareketsiz kalsa, bırakalım psikolojik ölümünü, bilim adamlarının işine yaramayacağından beslenmeyecek ve fiziksel olarak bile ölmeye mahkum olacak. İşte o zaman anlıyoruz ki, aslında yaşam dediğimiz, hedefe varıp, varmamakla kayıtlanmadan, sadece hedefe ulaşma yolundaki süreçtir, seyirdir. Bir noktadan, başka bir noktaya gitme hedefi ile ayakta yolculuk edilen bir belediye otobüsündeymişiz gibi yaşıyoruz hayatı. Bir an evvel gideceğimiz yere varalım da sıkıntı bitsin diyerek. Oysa yapılacak şey belki hayatı mavi yolculuğa çevirmektir. Hedef seyrin her anından hoşnut olmak olsa gerek.

Bu bağlamda özellikle tasavvuf yoluna girmiş kişilerin, ALLAH’ ı bileceğim, bulacağım, ereceğim..vb. gibi sonuçlara şartlanmalarının getirisi ile, sonuç elde edilene kadarki çalışmalar ve süreçlerde sıkıntı içinde olmaları, sanırım pek işin özüne uygun bir davranış olmamaktadır. Sanki içinde ALLAH’ ın olmadığı bir noktadan kurtulup, olduğu bir noktaya gidiyormuşçasına bir hal ile yaşamak ile, “Ben hedefim doğrultusunda elimden geleni yapıyorum, sonuç ile ilgili bir şartlanmam ve beklentim de yok, ALLAH’ a tevekkül ettim” düşüncesinde bir hal ile yaşamak birbirinden farklıdır elbet. Burada “Derdime derman arıyordum, dermanım derdimmiş” sözü akıllara geliyor hemen… İşte bu düşünceler içinde iken, bana gelen, belki çoğunuzun bildiği bir maili sizinle paylaşmak istiyorum;

Japonlar taze balığı hep çok sevmişlerdir. Fakat Japonya sahillerinde bol balık bulmak mümkün olmamaktadır. Balıkçılar, Japon nüfusu doyurabilmek için daha büyük tekneler yaptırıp, daha uzaklara açılabilmişlerdir. Balık için uzaklara gidildikçe, geri dönmesi de daha çok vakit alır olmuş ve dönüş 1-2 günü geçtiğinde, tutulan balıkların da tazeliği kaybolmuştur. Japonlar tazeliği kaybolmuş balığın lezzetini sevmemişlerdir. Bu problemi çözebilmek için balıkçılar, teknelerine soğuk hava depoları kurdurmuşlardır. Böylece istedikleri kadar uzağa gidip, tuttukları balıkları soğuk hava deposunda, dondurulmuş olarak saklayabileceklerdir. Ancak Japon halkı taze ile donmuş balık arasındaki lezzet farkını hissetmiştir. Ve donmuş olanlara fazla para ödemek istememişlerdir. Balıkçılar bu defa teknelerine balık akvaryumları yaptırmışlardır. Böylelikle balıklar canlı kalabilmiştir. Ancak Japon halkı canlı olmasına rağmen, hareketsiz, uyuşmuş vaziyette günlerce yol gelen balığın, canlı, diri hareketli taze balığa göre lezzetinin farkını anlamıştır. Bu durumda sizce balıkçılar nasıl olacak da Japonya’ya taze ve lezzetli balığı getirebilecekler dersiniz ? Siz olsaydınız ne yapardınız ?

Hedeflerinize ulaşır ulaşmaz, mesela mükemmel bir eş bulduğunuzda veya çok başarılı bir firmaya girdiğinizde, borçlarınızı ödediğinizde …vs. heyecanınız kaybolmaya başlamaz mıydı ? Aşırı çalışmanız gerekmediğinde rahatlamaz mısınız ? Lotoda büyük ikramiyeyi kazananlar parayı savurmaya başlamaz mı ? Japonların taze balık probleminde olduğu gibi çözüm aslında basittir. 1950′lerde L. Ron Hubbart ‘ın gözlemlediği üzere: “İnsanoğlu ancak hırs iddiası içinde bulunursa anormal çabalar sarf eder. Ne kadar akıllı, uzman, inatçı iseniz iyi bir problemle uğraşmaktan o kadar zevk alırsınız. Problem sizi ne kadar zorluyorsa ve siz onu adım adım çözebiliyorsanız bundan da o derece mutluluk duyarsınız, heyecan duyarsınız ve enerji dolu, canlı, ayakta kalırsınız.” Japon balıkçılar da,  balıkları yine teknelerindeki akvaryumlarda tuttular, ancak içine küçük bir de köpekbalığı attılar. Bir miktar balık, köpekbalığı tarafından yutulmuştu, ama geride kalanlar son derece hareketli ve taze kalabilmişlerdi. Buradan da görüleceği üzere sorunlardan kaçmaktansa, onların içine dalıp, boğuşmak ve çözümler üretmek gerekir. Sorunlar çok ve çeşitli olabilir. Ümitsiz olmayın. Onları tanıyın, organize edin, kararlı olun, daha çok bilgi ve yardım desteği ile onları amacınız doğrultusunda çözülmeye zorlayın. Kafanızın içine bir köpekbalığı atın ki, sorunlarınız ve çözümleriniz yenilenip diri kalsınlar; bu da hayatın kendisi zaten…

Bu anlatılanda da olduğu gibi, amacımız doğrultusunda iyi ve olumlu diye gördüğümüz yönlerimizi daha güçlü bir şekilde açığa çıkarmak üzere, bazı yönlerimizi köpek balığı tarafından yenmesi için feda edeceğiz. Hem de seve seve, güle oynaya, eğer farkında olarak yapıyorsak… Ve bu hiç bitmeden sürekli devam edecek. Ayette de geçtiği gibi, bir işi nihayetine erdikten sonra hemen yeni bir işe girişmenin sistemin gereği olduğunun bilinci ile, yaşamımızdaki her anımızın değerli, her halimizin bir amaç olduğunu idrak edip, bunun tadına vararak yaşamak nasibimiz olsun inşaALLAH…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>