Gen & Ahlak

Mert Kılıç
Toplum içinde çokça karşılaştığımız söylemlerdir; Babası da böyleydi, çocukken de böyleydi, yedisinde ne ise yetmişinde de odur, can çıkar huy çıkmaz, genleri böyle…vb. Hatta kaynağını şimdilik bulamadığım için veremediğim, ancak Resulullah’ tan (sas) nakledildiği söylenen “Eğer bir dağın yer değiştirdiğini duyarsanız inanınız; fakat bir insanın huyunu değiştirdiğini duyarsanız inanmayınız. Çünkü o, yaratıldığı hal üzere olur.” Sözü de yine benzer bir açıklamadır. Ancak ne var ki, en azından kendi adıma söyleyeyim ki; bunun ilk etapta anlaşılışının dışında tersine olaylara şahit oluyorum.
Bu yazıda asıl dile getireceğim, düşüncelerimin kaynağı olan kendimdeki örnekten önce, şunları sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum. Eğer ki değişim olmayacaksa onca çaba niyedir ? Onca alınan eğitimler, manevi anlamda yapılan çalışmalar niyedir ? Herkesçe bilinen örnekleri ile, Sahabe olmadan önceki hallerini düşünürsek, Vahşi, Halit bin Velid, hatta Hz. Ömer’ in (ra) durumu nedir ? Kurabiyeye tapıp, diri diri kız çocuklarını öldüren, İslam’ a karşı olan insanların sonraki durumu, değişiklik değil midir ? Ayrıca, günümüzde şahit oluyoruz ki, başka birisinden kan yada organ alan kişilerde de bir değişim gözleniyor, aldığı kişinin özellikleri kendisinden açığa çıkıyor…vb.
Yanlışın nereden kaynaklandığını anlamak adına, tüm söylenenleri yeniden değerlendirdiğimiz de, göze ilk çarpan Resulullah’ ın değişmeyeceğini söylediği şeyin huy olduğudur. Gerçektende kendimizi şöyle bir değerlendirirsek aslında huyumuzun hiç değişmediğini, değişenin ortaya koyduğumuz davranışlar olduğunu görebiliriz. Keza Vahşi, söz konusu hal değişiminden sonra da, yönü ne kadar değişmiş de olsa aynı işlevi ortaya koymuş, İslam ordusuna karşı savaşan Halit bin Velid, sonrasında İslam ordusu adına savaşmıştır. İlk etapta Hz. Muhammed’ i (sas) öldürme niyeti taşıyacak kadar celal ile kendi sistemine bağlı olan, sonrasında “Benden sonra nebi gelecek olsaydı, Ömer olurdu.” hitabına maruz kalan celalli Ömer, aynı tavrı İslam’ da belirtilen sistem için uygulamıştır; “İzin ver ya Resulullah kellesini vurayım diyerek.” Dağ batıni olarak benliği temsil ediyor diye düşündüğümüzde, Hz. Ömer’ in huyu değişmemiştir ancak, Dağ’ ı yer değiştirmiştir. Birimsel vehmi benlik, yerini mutlak “Ben” liğe bırakmıştır diye düşünüyorum…
Dikkat edilirse, zaten Kuran’ da hep yaptıklarınızdan/ortaya koyduğunuz fiillerinizden/amellerinizden sorulacaksınız ifadeleri vardır. Huyunuz yada karakterinizden değil. Sonuç olarak, esma özelliklerinizin oluşturduğu terkibiniz ya da Rab’ biniz değişmeyecek, sadece sizde olan açığa çıkacak. Benim Rab’ bim yaptığım çalışmalar ..vb. ile Rabbül Alemin oldu değil, zaten öyle olan açığa çıktı gibi.
Şimdi yanlış anlaşılmanın önünü kesmek üzere yapılan bu açıklamadan sonra asıl konumuza geçelim… Geçenlerde çocuğu(m)uzun bir davranışı ve söylediklerini değerlendirirken fark ettim ki; sergilediği tavırlar ve hatta kullandığı cümleler bile benimkilerle aynı. Aslında bunu zaten çoğumuz biliyoruz ve yaşıyoruz ancak sonrasında fark ettiğim şey daha dikkat çekiciydi. Benim o davranışlarım aslında gebelik dönemine kadar ki bölümde, benden hiç açığa çıkmamıştı. O döneme rast gelen süreçte bazı zorlayıcı tecrübeler yaşamıştım ve söz konusu davranış biçimi benden hasıl olmuştu. Annesi ile yaptığımız bazı konuşmalar ve verdiğimiz kararlar vardı. Şu anda o konuşmalar ve davranışlar değişmiş olsa da, çocukta eskilerden açığa çıkanlar oluyor. Bunun üzerine yine kendime yöneldiğimde fark ettim ki; yaşadığım olaylarla, tavırlarım ve açığa çıkan özelliklerim hep değişmiş. Örneğin eskiden tembelken, iş hayatı ve özellikle aile sorumluluğu yüklenmemle birlikte bu durum tersine dönmüş. Bununla beraber eskiden dağınık ve programsızken, işimin gereği olarak daha düzenli ve titiz olmuşum. Kimsenin ne yaptığını önemsemezken, işimi yaptırdığım ustaların başında bulunup müfettişlik yapmaya, onların yaptığı işte pratik çözümler sunmaya ve uygulamaya başlamışım…vb. Hatta bu müfettişlik aile hayatıma da yansımış… Hanıma selam olsun… :)
Yani sonuç olarak; ebeveynlerimizden aldığımız genler ve astrolojik tesirler gibi, yaşadığımız olaylarla şekillenen ahlakımız, huy gibi sabit değil, değişken. Nitekim “Allah ahlakı ile ahlaklanınız” hedefi bir gelişimin olabileceğinin kanıtı. Madem ki sonradan değişen ahlakımız bile genler yolu ile çocuğumuza geçebiliyor, o zaman bu demektir ki; batın bir kavram olan ahlakımız, zahirde genlerde açığa çıkıyor. Yani ahlaki değişim genlere, gendeki değişim de ahlaka yansıyor. Öyle ise bizim genlerimizi etkileyecek; Astrolojik etkiler, radyasyon, hava ısısı, mekanlar ve özellikle en yoğun maruz kaldığımız gıda gibi dış etkenler ahlakımızı da doğrudan etkiliyor. Kainatta cansız yoksa, herşey canlı ise, her şeyin de bir ahlakı var. Ve biz o her şey ile etkileşim içindeyiz. Rötara giren Merkür, yüksek rutubet ve sıcak, (hele ki trafikteyken) ve mekanlar bizleri ve ruh halimizi nasıl değiştiriyor düşünün. Kabe yada Mescidi Nebevideki haliniz ile bir eğlence mekanındaki haliniz ne kadar farklı değil mi ? Tabi eğlence kavramı da göreceli ve hepside Hak’tan. Kimi dergahta eğlenir, kimi ilahilerle, kimi daha çok ilim elde etmeyi eğlence saymıştır, kimi denize karşı müzikle içmeyi. (Eğlence ile ilgili bakınız; Cuma 11, Enam 32&70, Hadid 20, Muhammed 36, Ankebut 64, Enbiya 3, Araf 51) İşte burada bile mekandan etkilenme var. Genellikle eğlence mekanları ve alkolün tüketildiği yerler, sahil şeritleri olmuştur. Bunun dışında giydiğimiz kıyafet, kullandığımız renkler ve saç şeklimiz bile bizde farklı etkiler oluşturur. Her neyse, şimdi gelelim bence en önemlisi olan gıdaya.
“Ne yiyorsan, O’sun” uyarısını ispatlayan, bir çok örnek mevcut. İngiltere’ de bar çıkışındaki suç oranının; içeride ikram edilen çikolatadan sonra düşmesi, kırmızı etin insanı saldırganlaştırmasının bilinci ile hareket eden satranç oyuncusunun, maçtan önce bu yemeği tüketerek, rakibini sürekli saldırı ile yenmesi…vb. uygulamalara şahit oluyoruz.
Nitekim bizler, kendi köpeğimizi bile, vahşileşmesinden korumak adına, çiğ etten sakındırırken, bize çok düşkün olan, Alemlere Rahmet, Nebiler Hatemi Hz. Muhammed (sas) çeşitli uygulama ve tavsiyelerde bulunmuştur beslenme ile ilgili. Sadece Kuran’ da geçenler kadarıyla bile olsa düşündünüz mü hiç ; leş, kan ve domuz etinin neden haram olduğunu ? Aynı şekilde neden vahşi hayvan tarafından parçalanmış olan, Allah’ tan gayrı adına boğazlanmış olan, boğularak, dövülerek, derisi yüzülerek öldürülen, bir yerden düşerek ölen yada tapınaklardaki dikili taşlarda kesilmiş olan hayvanların neden haram olduğunu ? (Maide 3 & Nahl 115)
Eğer ki “Allah`ın size yaşam gıdası olarak verdiklerinden helal ve temiz şeyleri yiyin ve Allah nimetine şükredin; eğer O`na kulluk ettiğinizin farkındaysanız!” (Nahl 114) ayetinin ışığında olaya bakarsak, bir yönü ile;helali; Allah’ a yaklaştıran, onu dışarıda ve içeride, zahirde ve batında müşahede ettiren olarak, temiz şeyi; pis olan müşriklikten, birimsel kabulden arınmış olarak, şükretmeyi de; nimetleri Allah’ tan olduğu bilinci ile değerlendirmek olarak düşünürsek sonuca daha kolay yaklaşabiliriz. Haram olan şeylerde iki farklı unsur var. Biri kendisi her halükarda haram olan şeyler, diğeri kendisi normalde haram değil, ancak çeşitli şekillerde ölümü ve öldürülüşü ile haramlaşan şeyler. İşte bu da yaşadıklarımızın ahlaka etkisi ve onunda genlere aktarılışı ve bu genlerin geçtiği kişilere etkisi buradan da anlaşılıyor. Hayvana iyi davranılarak ve dua ile kesilen bir kurban, bu etkileri alıp faydalanırken, tertemiz helal bir koyun, Allah’ tan gayrı adına boğazlanmışsa yada tapınaktaki dikili taşlarda kesilmişse bu işlemi gerçekleştiren kişinin düşünceleri ve ruh haline maruz kalarak, negatif etkileri alıyor ve bunlar genlerine işleniyor. Tıpkı vahşi bir hayvanın müdahalesine maruz kalmasında olduğu gibi. Bu hayvanı yediğimiz zaman bizde ona etki edenin etkisinden nemalanıyoruz. Dolayısıyla varılan sonuç şu ki; yediklerimizin kendisi kadar, onu hazırlayanlar ve ruh halleri, inançları ve düşünceleri çok önemlidir. Ancak bunun, hele ki geçmişe dönük kontrolü çok zordur.
Ama yine de, düzeltme imkanını arayanlara, yemek öncesi en azından niye besmele çekmenin sünnet olduğunu hatırlatırım. Madem ki genlerimiz, ahlakımız sonradan yaşadıklarımızdan etkilenip değişebiliyor, bizde bu etkiyi kendimizde ve dışımızdaki bir şeyde kullanabiliriz. Onu ve kendimizi kodlayabiliriz. Hatta bu kodlamayı geçmişe dönük yapabileceğimiz gibi, dualarda olduğu gibi gelecek için de yapabiliriz. İşte ilgili hadis: Hz. Aişe’den rivayetle Peygamber s.a.v. “sizden biriniz yemeğe başlarken bismillah demeyi unutursa bismillah vel evveli, vel ahiri (başına ve sonuna bismillah) desin” buyurmuştur. (Tirmizi ve Ebû Davud) Geçmişe yönelik genetik yada ahlak temizliğinin bir başka örneğini de Hz. İbrahim’ de görüyoruz. Rabbena duasında (İbrahim 41) kendisinden sonra, annesi ve olumsuz genlerini taşıdığı putperest olan babası için mağfiret talep etmiştir. Bu şekilde geriye dönük olarak söz konusu olabilecek negatif etkilerden temizlenmiştir. Ve dahası bunu tüm müminler için istemiştir. Hatta onları, ıssız ve çorak olan Kabe arazisinde bıraktığında eşi ve zürriyeti için salatı gereğince ikame etsinler diyerek geleceğe yönelik duada, kodlamada bulunmuştur.
Netice itibarı ile başlangıcında her şeyin bir arada ve tek bir nokta iken, bigbang ile dağılıp yayıldığını düşünürsek, cansız hiçbir şeyin olmadığını ve her şeyin titreşen frekanslardan oluştuğunu hatırlarsak, işin üzerinde çok düşünmesek bile her şeyin, her şey ile iletişim ve etkileşim içinde olduğunu fark edebiliriz. Bu farkındalıkdan sonra bunu kendi lehine kullanmak, yada kullanmamak bi z e kalmış… Domuz gibi ne olduğuna dikkat etmeden, cam hariç her şeyi yiyen ve aile bağları olmayan bir hayvanın etini yiyerek, o özellikleri sergileyip, helal – haram/Allah’ a yakınlık sağlayıcı yada perdelilik getirici diye dikkat etmesizin, ne bulursa yiyenlere de selam olsun, Resulullah tavsiyesine uyup O’ nun yolunda gidenlere de…
Yine de unutulmamalıdır ki, bunlar hep beden üzerinden açığa çıkış için geçerlidir. Allah alemlerden ganidir ! Ama şu da unutulmamalı ki, alemlerde Allah’ tan gayrı değildir..!
Meraklısına; Resulullah’ tan…
Hurma (Bir kimse her gün sabahları aç karnına yedi tane Acve hurmasından yerse, o gün içinde o kimseye ne zehir, ne sihir zarar verir. Acve hurması, cennettendir ve zehire şifadır) Tuz (Katığın efendisi tuzdur) Sirke (Sirke ne iyi katık) Zeytinyağı (yemeği tavsiye eder ve onun mübarek bir ağaçtan çıktığını söylerdi) Et (Dünya ve cennet ehlinin yemeklerinin efendisi / Etin en güzeli (hayvanın) sırt etidir) Nar (Nar yiyin, o mideyi temizler, rahatlatır) Ayva (Ey Talha! Şunu al! Çünkü bu, kalbe rahatlık verir) Allah Resûlü, tatlı olarak balı ve helvayı sever, içecek olarak da soğuk şerbeti tercih ederdi. Önermediği yiyecekler Soğan, Sarımsak (Çiğ olursa diye eklediği rivayet edilmiş. Hz. Aişe, Hz. Muhammed’ in (sas)son yemeğinde pişmiş olarak soğanın olduğunu belirtmiş.)1
Kaynaklar:
1- www.mumsema.com/peygamberimizin-hayati/52227-allah-resulu-nun-sevdigi-yiyecekler.html
Son Yorumlar