Dibi Delik Çuval
Bir çuvalınız olsa ve dibi de yarıya kadar delik olsa… Siz içini doldurmaya çalıştıkça, delik olmayan kısımda biraz kalsa da doldurmaya çalıştıklarınız, delik bölüme denk gelenler aşağıdan dökülürler. Delikten daha büyük olan cisimler delikten geçemediği için çuvaldan düşmez ve eğer deliğin önünü kapatırsa belki belli bir ağırlık oluşana kadar çuvalı doldurabilirsiniz. Ne var ki dikişin istidadına, yani sıklığı ve ipliğin sağlamlığına göre yükün artması sonucu, delik büyük cismin geçeceği kadar yırtılarak genişler ve artık tamamen dipsiz bir çuvalınız olmuş olur. Artık yukarıdan ne atarsanız aşağıdan aynen düşer…
Bakıyorum mert’e de, aynen böyle dibi delik çuval… Sorsan derki;
- ALLAH’ ı arıyorum.
ALLAH aramakla bulunmaz desen;
- Bulanlarda ancak arayanlarmış der.
Değişik tasavvuf meclislerine, sohbetlere gider, yazılar okur, didinir durur. Ne var ki bir yandan sürekli bilgi toplamaya çalışırken, bir yandan da bunların çoğunu zamanla unuttuğunu fark eder. Bilgiyi kullanmadıkça, yaşamadıkça değerlendirmemiş, yani şükretmemiştir ve şükür olmayınca, bereketi de olmamıştır. Dipteki deliği kapatmadan, hala daha dibi delik bir çuvala üstten cisimler atmanın sadece kendini kandırmak ve oyalanmak, aklını kullanmamak olduğunu fark edince, bir deliğe, birde dikişli kısma bakıp, buranın işin şeriat/kesrette yaşam kısmı olduğunu anlar. Şeriat uygulamasındaki eksiklikler kapatılmadan, bu çuvala ne kadar bilgi girerse girsin bir faydası olmayacaktır. Ancak bir yandan da düşünür ki bu çuvalı tamir etse ve ağzına kadar doldursa acaba iş bitmiş mi olacaktır..? Bu çuval o zaman “ben varım” diye daha kuvvetli bağırmayacak mıdır ? “Ben buyum, nasılda doluyum” diye gerek düşüncede gerek hayalde kainata nara atmayacak mıdır ? Dolu bir çuval olmak mı makbuldür, yoksa tamamen bir hiç olduğu bilincinde; dibi tamamen delik ve ne girerse o çıkarı seyir halinde olmak mı ?
Aslında bu bocalamasının temelinde belki de aldığı bilgilerin tek bir mertebede olmaması yatıyordu. Kendisinin 1. mertebedeyken, bazen 3. nün bilgilerini, bazen 6. nın, bazen 2. nin bilgilerini, değerlerini öğrenmesinden ve bunların hiçbirini layıkı ile tecrübe etmemiş olmasından, boşta kalan, havada kalan ve bir müddet sonra unutulan bilgilere sahip olmasındandı. Unutulmayanlarda kafa karıştırıyordu. O sebeple;
- En güzeli zamana bırakmak dedi. Boşa demedi işin ehli… Sahabeler, kendilerine seviyelerine göre hitap eden tek kaynaktan beslenip, 23 senede öğrendiklerini hakkıyla yaşama geçirerek, olmuşlar… Öyle ise;
- Bana düşen şu ANki idrakım ne ise önce bunun hakkını vermek.
- Sonuçta çuval nasılsa tamamen delinecek düşüncesiyle,
- Dolmayı yaşamadan, dikişli kısmı da kesmek, olmasa gerek.
Anlaşılan o ki; bu mert, dibi delikliği de yaşayacak, dikişi tamamlayıp dolmayı da… Varsa nasibinde, dolu da olsa, boşta olsa kumaş parçası ötesinde bir şey olmadığını anlamak, o zaman belki dipsiz kalmayı da… Ona düşen tevekkülle çalışmak ve unutmamak “bu da geçer ya HU”… derken sesleniyor hala;
- Rab’ bimi sınırlama! Hadi’ yi ve hidayet sistemini sınırlama. Ne biliyorsun ? Belki de öyle büyük bir ilim gelecek ki; delikten büyük. Onun ağırlığıyla çuvalın dolmasını beklemeye gerek kalmadan, delinecek dibim. Görelim Mevlam ne eyler ? Ne eylerse güzel eyler…
Son Yorumlar