ALLAHUEKBER algısı ile MUHAMMED’iliğin Getirileri
Önceki yazıda ( http://www.tasavvuf.gen.tr/mert-kilic-tefekkur/allahuekber-ve-lillahil-hamd ) belirtilen ALLAHUEKBER algısı ile Muhammedi olarak yaşamanın, anlayabildiğim kadarı ile getirilerinden bir kaçından bahsetmek istiyorum…
Günümüzde, hangi dinin kaç mensubunun olduğu ile ilgili araştırmaların sonuçları duyurulurken, Müslümanların çokluğuna oranla, Musevilerin çok az olduğu gözlenir. Ancak kimliklerdeki mensubiyetten değil de, idrak seviyelerinden bir tasnif yaptığımızda, bu oranların tam tersi olduğunu görebiliriz. Günümüzde ALLAH’ ı kendinden tamamen ayrı bir yerde görerek öteleyen ve kader konusunu da bu idrak ile yanlış değerlendirerek, arzularının gerçekleşmesini kendi dışlarından bekleyerek geri kalmışların sayısı epey fazladır. Hakikatte bu kişilerin çoğunun kendine bile faydası yokken, insanlığa faydası olanların sayısını varın siz düşünün. Ancak risaleti tam olarak anlamasalar da, nübüvvetin getirdiklerine yani şeriat kurallarına uyarak kısmen de olsa kendilerine ve başka insanlara faydaları dokunabilir. Ancak bu fayda daha çok dünyevi/beşeri ihtiyaçlar konusunda olacaktır. Uhrevi konularda yaptıklarını düşündükleri fayda, belki de hakikat bilgisinden yoksun olduklarından, diğer insanlara da bu bilgiyi vermeden uyarıp, bilgilendirdiklerinden, onlarında kendileri gibi tanrı anlayışına ve şirke saplanmalarına sebep olarak zarara dönüşebilecektir… Sonuç olarak; ruhi yönden, manevi alanda biraz tatmin olunmuş olsa da, maddi yaşamda geri kalmış, ezilmiş bir karakter sergilerler ki, bu da genelde ruhi/manevi alana sirayet edebilir…
Bunun bir üst farkındalık mertebesi olan İsevi idraktekiler genelde teknolojik ilerlemelerin olduğu, zahir ilimlerin çıkış merkezi durumuna gelen batı dediğimiz Avrupa ve Amerika’ da çoğunluktadır. Bunlar ALLAH’ ın tüm esmaları ve hatta sıfatlarının sadece kendilerinin algıladıkları kadarıyla açığa çıktığı düşüncesi ile, dışarıdan/öteden bir şey beklemektense her şeyi kendileri yapma gayretindedirler. Karşılaştıkları sorunları aşabilecek kapasitede olduklarına inanıp bu yolda çalışırlar. Bu sebepledir ki, uzun zamandır bilim adına, teknik adına ilerleme sayılan ne varsa bu idraktekilerden çıkmıştır. Ancak bu kişiler de evrenin tüm ağırlığını kendi omuzlarında hissedebilirler. Kendilerinden gayrı bir varlık görmeyenler, hayatlarında kendilerinden başkalarına pek önem vermezler. Anne ve baba kavramları bile bizim alışkın olduğumuz çerçeveden uzaktır. Sevgi, saygı, hürmet, muhabbet tanımları daha farklıdır. Hatta bizzat şahit olduğum bu kişilere örnek teşkil edecek iki kişiden biri, karşımda ikinci bir varlık mı var ki selam vereyim derken, diğeri hiçbir samimiyetimiz yokken emir kipleri ile bir şeyler isteyip, ben o isteği karşıladığımda, teşekkür etme gereğini görmeyip, hatta bunu neredeyse şirk sayıp şükür nimetinden kendini mahrum bırakmıştı. Dolayısıyla bu idraktekilerin karşılaştıkları zorluklarda yönelip sığınacak bir durakları yoktur. ALLAH dedikleri RAB’ leridir, fark etmemişlerdir. ALLAH dışarıda değil deyip, dışarıyı ötelemişlerdir bu seferde. Bunun neticesinde ruhsal olarak bunalım ve çöküntüler ile bunlara bağlı olarak alkol ve uyuşturucu, kumar, oyun…vb. kaldırılamayacak yükün sorumluluğunu unutturacak kaçış noktalarına yönelebilirler. Sonuç olarak maddi alanda ilerlenmiş olsa da, ruhi anlamda tatminsizlik söz konusudur büyük olasılıkla…
Bunun da üstündeki farkındalıkta ise; diğer iki görüşün olumlu yönlerinin BİRleşmesi vardır. Hem maddi, hem manevi alemde tatminlik ve razı olma durumu. Doğu ile Batının, Ruh ile Bedenin, Mana ile Suretin, Öte ile Berinin BİRleşmesi. İsevi idrakteki gibi Zat, sıfat, esma, fiil ne varsa; kişinin kendi evrenine bakışı ile şekillenmekte ve seyredilmektedir. Ben dediğime sen der, çok anlaşılır dediğime bir şey anlamadım veya güzel dediğime çirkin diyebilir. Bunların hepsi o kişiye göre, onun bakış açısına, özelliklerine göre doğrudur da. Ama ne zaman ki, iş kişinin bakış açısı durumundan çıkar; yani Rububiyetinden, RAB’ binden çıkar da ALLAH bakışı aşamasına gelir o zaman, mutlak doğrunun, o kişinin sandığı doğru olmadığı anlaşılır. Başka bir ifade ile Kuran’ da bir kaç ayette geçen Bize döndürüleceksiniz (Enbiya 21-Ankebut 29) olayı vuku bulduğunda kişinin beni, Biz olduğunda doğru ve yanlış değerlendirmeleri başka bir hal alır. Bir müddet sonra bakar ki, ne başkasında bir yanlış var, ne kendinde. Her an, her şey doğru. Ne olması gerekiyorsa o oluyor. Her şey kulluğunu icra ediyor. Bu kulluğu hem kendi ferd olarak icra ediyor, hem de diğer şeylerle bir bütünlük oluşturarak beraberce icra ediyorlar. Aynı Hidrojenin, hidrojen ve Oksijenin de, oksijen olarak kul olması ile beraber, ikisinin beraber olup su olarak ta kulluk yapmaları gibi… Burada araya eklemek istediğim bir konu daha var ki; Hidrojen ve Oksijen birbiriyle karşılaştığı anda su oluşmaz. Kendilerinde mevcut olan potansiyeli, kullanmaları ile olur (Aktifleşme Enerjisi). Bunun için gerekli olan şey ise ısıdır. Isı arttıkça moleküllerin tepkimeye girmeleri kolaylaşır ve hızlanır. İşte kişinin de yanışları aslında onun tepkimeye geçmesi için bir araçtır. Her elementin başlangıçta Hidrojen elementinden oluştuğunu göz önünde bulundurursak, Musevi idraktaki birim kendini, hakikatinden uzak gördüğünden Oksijen olarak algılarken, İsevi idraktaki birim ise kendini her şeyin kaynağı Hidrojen olarak görür. Geri kalan her şey kendinden oluşmuş olsa da, kendini sadece zatı ile kendi yalın hali ile sınırlayıp açığa çıkanlarla tepkimeye girmez. Muhammedi idrakte ise hem kendi zatı ile kaldığı durum mevcuttur, hem de diğer tüm elementlerle tepkiye girme hali. O kişi su da olur, demir de olur, gerekirse asit bile olur. Buna marifette denebilir belki. İşte her şeyin gözünden görebilmenin de ötesinde, bizzat her şey olup yaşayabilme özelliği. Ve kendini bununla da sınırlamayıp, daha da ötesi olduğunu bilme ki; zaten bu özellik sayesinde diğer idraklerden gelişerek bu noktaya gelmiştir ve bundan sonra da gelişmeye devam edecektir. Muhammediliği, Hz. Muhammed’ in (sas) fiziki ölümü ile noktalamayanlar için, gelişmenin sonu yoktur. İşte Ekberiyet; potansiyeli, algılayıp fark ettikleri ile sınırlamama getirisi sağlar kişiye. Bu da kişinin zorlandığı olaylarda, o ana kadar açığa çıkardıkları ve farkındalığı ile o zorluğu aşamayacağını hissettiği zaman hemen bu histen kurtulup, ALLAH’ ın o ana kadar fark ettikleri ile sınırlı olmadığını, Ekber olduğunu müşahede ederek, ona yönelerek her zorluğu aşabilmesine vesile olur. Dışarıdan yardım alır, çünkü dışarıyı kendinden ayrı görmez. Dışarıda algıladıklarını hor ve boş görmez, hepsinin kendi için kendinden olduğunu bilir. Dışarı-içeri diye bir ayırım yapmadan kainattaki her birime karşı sevgisi, muhabbeti ve hizmeti vardır. Artık “Muhabbetten doğdu Muhammed” sözünü aklımızdan çıkartmadan Muhammedi olmaya mı çalışırız, yoksa Muhammedi olduktan sonra zaten her şeye olan muhabbet kendiliğinden gelecektir diye bekler miyiz bilemem. Ama temenni ederim ki bir şekilde Muhammedi olmak nasibimiz olur… Tekrar hatırlayalım ki; bu idrak seviyeleri milletlere göre dağılmış olmayıp, her toplulukta, her ev halkında, hatta her insanda mevcuttur. Bize düşen, fark edip açığa çıkarmaya gayret etmektir nasibimizce…
Mert Kılıç
mslmert@gmail.com
Son Yorumlar