Abdest

Mert Kılıç
Noktayı çoğaltan cahillerden olduğumuzun ispatı olmak üzere; daha önce eksik bırakılmadan söylenmişlerden, bazı kesit ve derlemeleri, bugüne kadar onlara ulaşmamış olanlarla paylaşmak üzere, abdest konusunda edindiğim düşünce ve tecrübeleri yazmak istedim…
Geçenlerde, kalabalık bir topluluğa katıldığımda, oturacak yer bulamadığımdan yerde oturan arkadaşların arasında boş bir yere oturdum. Vücut pek alışık olmadığından, sağa eğil, sola yaslan, uyuşan bacağı altından çek derken, birden 1,5-2m² lik alanda duyulabilecek desibelde, zortlama (gaz çıkışı) hasıl oldu mertten. Şimdi çoğunuzun, “Ne güzel içi-dışı bir” demeyeceğinizi ve böyle genele açık bir yazıda, bu tabir ve konudan bahsetmemin doğruluğunu sorgulayacağınızı tahmin edebiliyorum. Çünkü ilk etapta ben de, toplumsal şartlanmalar, değer yargıları ve gelenekler gibi kayıtlardan ötürü bir anlık ta olsa utanma yaşadım. Ancak sonrasında fark ettim ki; ben bu beden değilim düsturu ile hareket etmeye çalışan birinin, bedensel bir oluşumdan etkilenmesi ciddi bir çelişki. Ayrıca insan vücudunun doğal bir tepkisi olan bu olay, biliyoruz ki bir çok toplumda normal karşılanıyor. Ayrıca, insanın ağzından çıkan sesli havayı konuşmak diyip güzel diye nitelenirken, poposundan çıkan sesli havaya çirkin, kötü diye bakılması, bütünü kendine göre bölüp parçalamaya vesile oluyor… Her neyse, daha fazla uzatmadan asıl anlatmak istediğim konuya geçeyim.
Şimdi bu hadiseden sonra benim abdesttim bozuldu ve yeni abdest almam gerekti değil mi ? Pekiyi neden ağzımdan çıkan hava abdestti bozmazken, bu olay bozdu ? Hani desek ki o bölge pislendi ondan dolayı, e abdest alırken orayı yıkama yada temizleme de yok ki… Olay başka yerde, senin yıkadığın yerler başka yerler. Aynı şekilde kanama olaylarında da bu geçerli. Birazcık uyusan gene abdest alıyorsun, ne zaman kirlendin ki ? Ya teyemmümde toprak kullanarak temizlenmeye ne demeli ? Demek ki buradaki kir ve temizlik olayını daha bir irdelemek gerekli.
Dilimize Farsça olarak geçen abdest, yine bu dilde el suyu (Ab:su-Dest:el) demekken, arapçası güzellik ve temizlikanlamındaki “vuzû” dur1. Her şey zıttı ile kaim olduğundan olsa gerek; Temizlik dendiğinde aklıma pislikte geliyor. Pislik deyince de şu ayet başlangıcı… Tevbe 28 : “Ey iman edenler! Kesinlikle müşrikler necistir (pisliktir)!…”
Öyle ise; temizliği yani abdestti bu bilgiler ışığında ele alırsak; Şirkten temizlenmek manasına geldiğini düşünebiliriz. Etrafa yada kendimize nispet ettiğimiz fiiller, sıfatlar ve mevcudattan sıyrılmak. Etrafta görüp algıladıkların (kişiler, toplum, dünya, güneş, yıldızlar..vb.) o sandığın beden değiller. Sen de bu beden değilsin… İşte bunların uygulaması olarak;
Ellerini dirseklerle birlikte yıka: Her işini ellerinle işleyip,kendine (izafi birimsel bedenine) nispet ettiğin için, hakkın huzurunda şirk ettin çünkü. Sonra, yüzünü de yıka: Bütün sıfatların yüzünde olduğu için, kendine (izafi birimsel bedenine) nispet ettiğin bu sıfatların Allah’ a ait olduğunu kabullen ve mevsuf sıfatlarının, Allah’ ın olduğunun bilinci ile, sıfat şirkinden de kurtul. Baş ve ayaklarını da mesh et: Vücudunu temsil eder; en üst nokta başından, en alt noktan olan ayak ucuna kadarki alan. Vücudunu da (izafi birimsel bedenini) temizle. Çünkü o vücut da Allah’ tan gayrı olmayan, Vücudullah… Böylelikle Abdest almış oldun, şirkten, pislikten temizlendin ve Saffat 96’ daki “sizleri ve sizlerin fiillerini yaratan Allah’ tır” ayetini müşahede ettin2…
Belki başka bir değerlendirme ile zahir olan bedendeki subuti sıfatları temizleyip, fark etme diye de düşünülebilir. Burun alınan nefese mukabil Hayat, baş İlim, ense İrade, ayak Kudret, kulak Semi, yüz Basar, ağız Kelam, el ve kol Tekvin (yaratma) gibi…vb.
Bunlar ışığında abdesttin, hangi şartlarda alınması gerektiğine ve ne zaman bozulduğuna bu bilinçle bakıp bir nevi sağlamasını yapalım şimdi. Abdest ile ilgili olan Maide Suresi 6. ayet: “Ey iman edenler… Salâta doğrulduğunuzda yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi su ile yıkayın; başlarınızı mesh edin ve iki topuğunuza kadar ayaklarınızı da yıkayın… Eğer cünüp iseniz bütün vücudunuzu yıkayın… Eğer hasta olmuşsanız veya bir sefer üzere iseniz veya sizden biri tuvalet ihtiyacını gidermiş olarak gelirse yahut kadınlarla yatmışsanız, su da bulamamışsanız; temiz toprağa teyemmüm edin… Yüzlerinizi ve ellerinizi ondan mesh edin… Allah size güçlük oluşturmak dilemez, fakat sizi arındırmak ve “HÛ”nun nimetini sizin üzerinizde tamamlamayı diler; tâ ki şükredesiniz (değerlendiresiniz).”
Hitap İman edenlere, çünkü salat ile miraç ancak onlara mahsus. Demek ki abdest salata doğrulmadan önce alınmalı. Şirkten arınmadan miraç yok demek ki. “Ben buyum” diyen nasıl yükselir, nasıl uruc eder ki zaten ? Yükseliş ancak ben bu değilim, yada en azından bununla kayıtlı, kısıtlı değilim dersek mümkün olabilir. Abdesttin alınması gereken zaman anlaşıldı bir yönü ile de, pekiyi ne zamanlar bozuluyormuş bir de onlara bakalım…
Başta belirttiğim kendi yaşadığım örnekten başlayayım ki; şirke düştüğün zaman. Kendini bu beden sandığın zaman. (Hani bir sahne vardır; mescitte, sanırım bir vaaz esnasında iken sahabelerden birinden gaz çıkışı olmuş. Bana anlatıldığı kadarı ile bu hadiseyi gerçekleştiren kişi, herkesin içinde böyle bir kabahatten ! ötürü ifşa olmaktan utandığından abdest almak için dışarı çıkmamış. Bunun üzerine başka biri olayı çözmek adına, haydi kalkıp hep beraber abdest alalım demiş. Böylece kişiyi utandırmadan iş çözülmüş. Ancak bunu şimdiki idrak ile değerlendirirsek, kim yaptı diye düşünülünce herkes ayrılığa, beden kaydına düştü. Bunun üzerine herkes abdest alıp, temizlendi diyebiliriz. Şüphesiz en doğrusunu Allah ve bildirdikleri bilir…) Dikkat edilirse bozulan durumların hepsinde bedensel bir olay gerçekleşmesi var, bunun sonrasında abdest alınıyor. Cinsel bir tecrübe yaşamışsan, karşı taraf gibi kendini de beden kabul edebilirsin.(Bu tecrübe öncesi Euzü besmele çekilmesi tavsiyesi bu açıdan da değerlendirilebilir) Tuvaletten gelmişsen, hacet gidermişsen hem kendi vücuduna odaklandığından, hem bedensel bir olay yaşadığından aynı kabul olabilir.(Tuvalete girerken Euzü besmele çekilmesi tavsiyesi bu açıdan da değerlendirilebilir) Bunlarla beraber Kuran’ da açık yazmayan, ancak çeşitli kesimler tarafından uygulaması yapılan, uyku, yellenme, kanama ve bir bayana dokunma sonrası alınan abdestte yine hep aynı ortak payda mevcut. Yine aynı mantıktan şu bilgileri de değerlendirebiliriz…
* Evliya-i kiram, her zaman abdestli durabilmek için, az yiyip az içerlerdi. İmam-ı Malik hazretleri, üç günde bir yemek yerdi. Sebebi sorulunca, “Allah’ ın huzurunda sık sık helaya gidip gelmekten utanıyorum.” buyurdu. (Envar-ül-Kudsiyye)
* Allahü teâlâ, Hz. Musaya buyurdu ki: “Ya Musa sana bir musibet gelince abdestsiz isen, kusuru kendinde bul!” (Şira)
Bununla beraber son olarak teyemmüm ile ilgili olarak yorumu(m)u da paylaşayı(m); Suyun karşılığı ilim ise, ilim ile yıkanarak şirkten arınıyorsun. Hakikatte şirk diye bir durumun olması muhal. O ancak vehim olarak senin bilginde, kirli ilminde olabilir. İşte “temiz su” ile şirkten arı su ile, temizleniyorsun. Diyelim ki su/ilim bulamadın. O zaman en azından toprakla temizlen. Toprak nasıl ki bir örtü, nasıl ki bir gün senin bedenini örtecek bunu düşün. Başına gelenleri onun kabul edişi gibi kabul et ve onun gibi mütevazı ol. İzafi birimsel bedenini ön plana çıkarma.
Daimi salatta olabilen, elbette daimi abdestlidir de. Ancak, tüm bunların hepsinin amaç değil araç olduğunu unutmayalım. Abdest, teyemmüm ve diğer çalışmalar, Hu’ nun nimetlerini değerlendirebilmemiz için kolaylaştırılmış arınma ve tamamlanma çalışmasıdır. Değerlendirebilmek en kolaylaşarak nasibimiz olsun inşaAllah…
…
Artık bundan sonra, bir daha zortlama hadisesi çıkarsa mertten, tepkisi nasıl olur, Allah bilir… Anlatabileceği kişilerle bu söylediklerini mi paylaşır, anlamayacaklara “pardon” mu der, yoksa “merak etmeyin, sesli olduğu için koku çıkmaz” mı der, bilinmez… İğrenci(m) değil mi ? Hangi şartlanmaya göre ??? İğrençsin diyenler abdest alsın
Kaynaklar:
1-) http://ha-ber.net/index.php?option=com_content&task=view&id=6662&Itemid=10
2-) http://www.tevhidderyasi.com/td_32farz.htm
Son Yorumlar