Kayıt Silici Özelliğiyle Levm Mekanizması

Gencay Gülfidan
Kendin olmak öyle bir şey ki; gaflet tecellisi şeklinde anlatılmaya çalışılan esma açığa çıkışını bütün samimiyetiyle yaşatıp, bu yaşanan hal, hareket ve düşünce yapısının her ne kadar bize göre sapkın, kötü vb. gibi gelse de bunu bir tetikleme mekanizması şeklinde yaşatıp –hakikatine samimiyetle yönelme aşkı içinde olanlarda- kendinsiz bir kendin olma bilinci içerisinde bir takım fiillerde bulundurup, hayali beklentiler içinde geçirilen sanıların, zanların farkına vardırma rolü üstlenmesiyle, kişiye kalbi fıtratı istikametindeki kulluğunu yaşatarak hayali bir yöneliş içinde olduğunu ve gerçeğin farkındalığını fısıldıyor. Gerçeğe odaklı, hayali kavramlardan arınmış bir yönelişi sunuyor.
Yönelişden öte yaşayışı (seyri) getiriyor…
Rabbının beyninde yarattığı hayal dünyanda yaşadığını kavrayamıyorsan, Rabbının kulu olduğunu anlayamıyorsan ……. uyarısını anlamayı sağlayıcı fiilleri ortaya koydurtuyor kişiye…
Kendi olduğu için de riyasız, samimiyetle yapılıyor.
Kısaca gaflet tecellisini yaşıyor dibine kadar.. ama bu seferki farkı bilincin uyuşukluğunun, her an farkındalığa dönüşmeye başlaması ile kendine vermeden yapıyor olması ve bu kendine vermemesinin dahi esma açığa çıkışı sonucu oluştuğunu bilmesi ile kendine karşı duyduğu LEVM mi çok etkili bir dönüştürücüye çeviriyor.
Samimiyetle bulunduğu, kendi olmak adına bulunduğu fiilleri ve düşünce dünyası; Rabbine, hayalindekine, veri tabanına kulluğu; onda öyle bir levm halini getiriyor ki; yemin ederim ki diyor ben bu hallerdeyim! ve bu benim dahlim olmadan gerçekleşmekte!… Hayalindekine kulluktan Gerçeğine kulluğa geçirici bir samimiyet oluveriyor LEVM…
Yemin ettiriyor kişiye hali ile ilgili. Bu Yemin dil ile edilen yemin değil. Beytin Rabbine kulluk edebilmek adına, kendi olması, kendini, – bilinçli bir şekilde – kandırmaması dolayısıyla ve bunu kendinsiz bir şekilde esma açığa çıkışı olarak gerçekleştiğinin farkındalığı ile yaşam olarak, fiil olarak harketleriyle düşüncesiyle, düşünce yapısıyla yemin edercesine samimiyetiyle yapıyor.
Hayali gafletinden Kıyamet süreci gerçekliğine sıçrıyor, Yemin edercesine samimiyetiyle… Levm samimiyetiyle… Bu bakış açısını yakalayan öyle bir kilitlenme ve uyuşukluk içinde olduğunu seziyor ki; bu seziş onu çekip almaya başlıyor uykusundan.
Her idrak seviyesinde, yakaladığın farkındalıkta seni o yakaladığınla kayıtlanmaktan, kilitlenmekten ve yeni oluşu kaçırmaktan kurtaran sistemdir Levm… Levm Samimiyettir…
Yakaladığı gerçeklik, beynindeki uyuşukluğu, zulmeti gözünde şimşek çakarcasına temizliyor. Uyuşmuş ve uykulu bir haldeyken; ani bir ses veya başka bir şey ile karşılaştığınızı düşünün. Birden etraf nasıl canlı gözükmeye başlar, nasıl bir serinlik akar başınızdan aşağıya, dersiniz amma da uyuşmuşum gözüm açıldı…
Görmenin beyinde oluşan bir şey olduğunu, gözlerin sadece buna aracılık ettiğini artık hepimiz biliyoruz. Farkındalık Şimşeğinin sesiyle ve parıltısıyla beyindeki uyuşukluk çözülmeye başlıyor. Basiret keskinleşmeye…
…
Şimdi bir an hayal edin; veri tabanınızda ki size ait diye bildiğiniz ne kadar girdiniz, bilginiz –türü biçimi önemli olmaksızın- varsa bir anda hepsinin silindiğini. Sıfırlandığını. Ve sonra size Sen kimsin, kendini tarif eder misin? Diye sorduklarını…
Bu silinmeyi yaşadığımızı hayal edelim şimdi; ve cevap vermeye çalışalım… Ne olabilirdi cevabımız. Sanırım Hiç birşey diyemezdik.
Kendin olarak yakaladığın samimiyet ile ve kendine vermeden fiillerine yargı ve isim karıştırmadan (belkide olmadık şeyler, ben bunları nasıl yaparım, nasıl bu şekilde bir düşünce yapısını barındırıyor muşum diyeceğiniz şeyler) düşüncelerde ve davranışlarda bulunduğunuzda kulluğunuz gereği öyle bir tetiklemeyle baş başa kalıyorsunuz ki; Veri tabanı girdilerinizin silinmekte olduğun hisseder oluyorsunuz… KAYIT SİLİCİ ÖZELLİĞİYLE LEVM MEKANİZMASINI ÇALIŞTIRDINIZ.
Şimşekler çaktı beyninizin görüp hissettiğininizi vehmeden veri tabanı girdilerinizde… Duygularınız törpülendi. Ve veri tabanı girdileri sonucu yansıttığınız ile girdiyi aldığınız yer aynı yer olmaya başladı…
…
Yeminleri farkındalığının, idrakı kolaylaştırdığı yaklaşımıyla bakabilirsek;
Hayali bir yönelişten; uyuşukluktan; Samimi bir yöneliş sonrasında; Kendini araya katmadan kendi olabilen bir yapı bunun getirisi olarak davranışlarda bulanacağı ve düşünce yapısını samimi davranışara odaklayacağı için; Yemin edebilen bir müşahede ile şahit olacaktır veri tabanına kulluk etmekte olduğuna… Nasıl bir şahitliktir ki bu, bu idraki yakalamısını sağlayan ne kadar kemikleşmiş bakış açısı var ise onlarla bilincini Rezonansa sokup tekamül ettirecek.
Parmak izi herkes de farklı olan ve kimlik belirlemede kullanılan bir yöntem. Bakış açılarımız da bize veri girişi sağlayıp ne kadar farkındalıklı da olsa bir girdi oluşturuyor. Ve bu girdilerle de yepyeni parmak izleri pardon bakış açıları peydah oluyor bilincimizde. Bu tabiî ki bilinçlice ve hakikate yönelik girdiler oldukça gayet açıcı bir durum…
Fakat bu girdilerin kendinden bilinmesi ve etkileşimli olarak girdiler sonucunda oluşan yeni bakış açılarınında birimselliğe vehmedilmesi bu aslen gelişim için faydalı olan dönüşümü, kısır döngü haline getiriyor. Bu döngüyü yaşayan adeta girdap içinde kalmışçasına debeleniyor. Kimlik üzerine kimlik kazandırıyor.
Burada bir not geçmek istiyorum; bu pişmanlık halinin, farkındasız bir halde ki pişmanlıktan çok önemli bir farkı bu Levmi kendine mal etmemede… Farkındalıksız bir pişmanlık dönüp durdururken, farkındalıkla oluşan pişmanlık kemikleşmiş düşünce yapılarını, kimlikleştirdiğimiz veri tabanımızı (parmak izlerimizi) de içine alarak harmanlayıp değerlendirilebilir halde hakkını da vererek tekamülünü sağlıyor. Kıyametini koparıp bas ediyor, yepyeni parmak izlerini…
Düşüncemce burada anlatılan Kıyamet farkındalıkta kopuyor. Sonraki süreçlerde aynı kıyameti kendin kopartabilip, yakaladığın idrak seviyesiyle kendini kilitlememen, kayıtlamaman için bırakılan bir anahtarı sunuyor. İdark et sonra bırak.. Sonra nasıl bırakabileceğimizin anahtarı oluyor yanımızda bulunduracağımız.. Azık oluyor bize.
Bakış açısından sıyrılmayı getiriyor kısaca…(ve diğer süreçlerimizde bunun kolay yollarını)
Samimiyeti fark eden yeminleri fark eden sıyırıyor bakış açısından kendini. Beklemiyor bir sahne gelsinde sıyırsın.
Samimiyet zihni öyle bir şekillendiriyor ki çekmeden sahneyi önüne sıçrıyor yapılanma sürecine. Hafife almamak lazım, bu başlangıç farkındalığına gelene kadar ki süreçte oluşan yanmalar öyle hafife alıncak cinsten değil.
Rasulullah kodu yeminleri yakalayan ve fark eden için ise de lütuf yolunu açılmıyor değil…
Kişinin tekâmülü, bakış “açısından” sıyrılışı kadardır. AH
Mülhimede ki levvame gibi düşünülebilir. Tabi bu da Mutmainnedeki Levvame de mi var? Ya da her mertebenin Levvamesi de olabilir mi? Sorularını bereberinde getirir.
***
16-) Lâ tuharrik Bihi lisaneke lita’cele Bih;
Onu dilinle tekrar etme, Onu acele (muhafaza) için.
17-) İnne’aleyna cem’ahu ve Kur’âneh;
Muhakkak ki Onu cem’ etmek ve Onun okunması bize aittir.
18-) Feizâ kare’nahu fettebı’ Kur’âneh;
Onu okuduğumuzda, Onun okumasına tâbi ol!
—
Samimiyet ve yönelişleri getirisince sistemdeki oluşumu, Hikmeti okumaya başlayan bilinç yakaladığı bilgileri (aldığı ilhamları) hissettiğinde aynı anda nasıl yaşarım sorusunu oluşturuyor. Çünkü artık biliyor ki boş lafla işi olmaması gerekli. Ettiği o lafızlar bile çıkan düşünceler sözler bile, adeta dua etkisiyle önüne geliyor. Lafsında kaldığı içinde cehennemini çekiyor önüne, gelen bilgiye zihin karışınca. Her hareket ve davranışını kendine verdikçe bu geçerli.
Kendine vererek çözmeye çalıştıkça da bu bir kısır döngü, içinden çıkılmaz durum… Baştaki yeminler surenin her ayetinde alt yapı da, görünmez kuvveler olarak işlevini yerine getiriyor kanımca. Kısır döngüden çıkış için yeminler giriyor yine devreye…
Yeminler İman gibidir. Fark edersen İkana dönüşür. Fark etmezsen sen görmeden işlevini sürdürür.
Hiç bilenle bilmeyen (görenle görmeyen/ fark edenle etmeyen) bir olur mu…
Neyse dağıtmadan devam edeyim. Ne demiştim; zihin karışmış dua gibidir ilhamlar. Acele edipte hemen yönelirsen üzerine; e samimiyeti de yakalamışsın, sistemde de mazerette yok, ne oldu; samimiyetle zihin karışmış bir duaya yöneldin ve su dalgalanmaya başladı.
Ama sen burada acele etmeyip (bu arada acele de ya birine bişey anlatma, ya biran önce yapayımda bitsin ya da bunun gibi dışsal ve egosal dürtülerden gelir diye düşünüyorum) zihnini harekete geçirmeyip, hakikatine dair hissettiklerini kendinden bilmeyip seyredebililrsen hazmını tetikler, içsel bir tetiklemeyle Okuyacağın sahneleri önüne çekmiş olursun… Yani bakacağın değil, OKUyacağın sahneleri. Düşünce dünyanda olan aslında hani…
Farkındalık hissedişleri, acele etmeyişin de hazmı tetikler..
Bir şeye tabi olabilmek kayıtsız ve şartsızlığı gerektirir. Samimi bir sevgi duyduğuna hakiki manada tabi olabilirsin…
Diğer tabiiyetler gösteriş ve tatmin içindir. Yaşadığın hissedişleri sana bana verilmiş hiçbir şey olmadığının bilişiyle, varlıkta sana bana hiçbir zaman yer olmadığının bilişiyle, kendine vermeden fakat zihnin işlevininde oluşumunu bilerek, acele etmeden ve zihni araya sokmadan değerlendirmeye aldın. Hissettiklerini izlemeye aldın yorumsuz. Zihninde havada uçusan düşünceleri. Kurcaladıkça, kurcalamanın zihinden gelmesi dolayısıyla, zihin devreye girer.
Sen bıraktın kurcalamadın. Mayalayorsun. Yani boş bir şey yapmıyor, o hissedişleri izliyorsun. Yorumsuz seyrettikçe de Okumaya başlıyorsun. Okumayı kendinden bilmedikçe de tabi oluyorsun…
Sonra mı!
‘’Sonra, muhakkak ki Onun beyanı (açığa çıkarılması) da bize aittir.’’ Kıyamet / 18
Hakikat ehli sade ve kısaca nasıl da dillendirmiş: “Kaldır kendini aradan, ortaya çıksın Yaradan!”
—
Hologram bir dünya da, hayal dünyasında yaşadığını, kulluğunu fark etsede bilinç, acizliğini hissetmektedir. Kulluğunu… Yüzüyle dönüktür kalbine. Beyniyle dönüktür Kalbine. Görebileceği kadarıyla, veri tabanı girdileri kadarıyla fakat bu girdiler artık arınmıştır kayıt ve şartlanmalardan. Hesaplaşması dolayısıyla yaşadığı yanışları varsa vardır arada bi çıkan. Diğer çıkanları ise bilir ki kulluğu gereği. Acizliğin getirdiği parıltıdır kulluğu… Yüzünde.
Görme, işitme, koklama, duyma, dokunma. Beş duyu gibi geldi değil mi ne işi var bunun burada… Beyinde oluşan tepkimeler. Kaydından kurtulunmuş bir şekilde değerlendirildiğinde kendiliğinden parıldamaya başlar yüzler. Yüzde değil mi bunların uzuvları. Aracılar… Bütün bu özellikler bilinçli –bilinç altılı değil *- kulluğu ile nazırdırlar.
Asık yüzlere gelince onlarda dışarılarda birileri değil dostlarım. Onlar yukarıda diğer çıkanlar diye anlatmaya çalıştığım; e hala baskılı haller hissediliyor hani ferahlamıştık dediğimiz hallerimiz. Bir bütün düşünmek lazım bu muazzam Rasulullah kodunu. O yakınmalar var ya, kayıtlar, şartlanmalar, daha açıkçası onları ben yapıyorum demelerimiz. Birimselliğimize vermelerimiz. İşte onları ayakta tutan birimselliğe verme kaydımız. Gaflet tecellisi oluşunu fark edemeyişimiz. (Belde bulunan çip aklıma geldi burada. Bütün kayıtların orada ki bir enerji girişinde olduğu. Kaçmasın konu arada girişlerle devam edeyim.) Kemikleşmiş bu kendimize verişimiz asık suratlılığımızda bundan değil mi.
Bunları fark ediş sürçlerinde yani şirkteyim, gafletteyim vb şeyleri dememizin aslen şirk yaşantısı olduğunun fark edilmesi sürecinde sevk Rabbinedir. Kulluğun gereğidir basitçe.
Ve bunun hazmını getirir bu fark ediş kanımca.
Kıyam etmek fark etmektir. Hazmetmiş haldesindir secdeye varınca.
Selam ve Sevgi ile..
Hazmı ile…
Yazdıklarımız dualarımız oluyor fark edemesekte. (Fark edilebilirse; aceleden kaçıyor insan!!)
“Rabbim! Bilgisine sahip olmadığım (içyüzünü bilmediğim) şeyi senden istemekten sana sığınırım! Beni bağışlamaz ve bana rahmet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum.” Aminn
—
Not: * işaretli yer için bkz. Var Zannının Da Sonu Vardır – Sibel Tanyel Topçu
(http://orijinkutuphane.org/var-zannininda-sonu-vardir.html)
Son Yorumlar