Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

Gözlerini Yum da Seyret

Gencay Gülfidan

Gencay Gülfidan

Tefekküre katık olması niyetiyle kendimce düşündüklerimden aldığım notlardan… (Yazmadan önce aklıma gelenlerden oluşmuş genel düşünceler ve notlar)

Farkedilesi şey;  seyir dediğimiz şeyin, bedenle, gözle olmadığı… Şartlanma, değer yargısı ve bunların oluşturduğu duygusal tepkimelerin girdilerinin her an beyinde yaşam dediğimiz tiyatro sahnesini oluşturduğu ve bizim şunları bunları yaşıyoruz şeklinde söylediğimiz… Yani düşük frekans… Yani bu tiyatro sahnesi düşük frekansın ürünü, fark edilesi şey ise yüksek frekansta birimin mevcut olmadığı…

Ne demek bu;

Bilinçteki bu düşük frekans (şartlanma, değer yargısı ve duygusal tepkime girdilerini beynin yorumlayıp yaşamdan sahneler olarak hissettirmesi) halinin hangi girdiler sonucu olarak oluştuğunun tespitini yapabilmek, o oluşumları seyretmektir. Yani bedenle veya gözle bir şeyi seyretmeyeceğiz, seyredeceğimiz şey oluşumların nasıl tetiklendiği… Bir nevi hikmeti okuma…

Bu seyri elde edebildiğimizde, yüksek frekanstan bakışı da elde etmiş olcağız ki, orada birim yok’un anlaşılacağı durumlardan birisi de sanırım; topu taça atmak olmaksızın, yani biri bana bişey yaptı da bu başıma geldi şeklinde değil de; hangi şartlanmanın oluşturduğu değer yargısı sonucu oluşan tepkime bu sahneyi bilinçte açığa çıkardı şeklinde… Daha basitçesi, hangi bilgi – düşünce girdisi beyne girdi de beyinden bu sahne çıktısı hissedildi… Ve dahi her an bu oluşum nasıl gerçekleşmede…

Ve  asıl yakalanası nokta; bunun çıkış noktası olan, beden, bilinç olduğumun girdisini almamdan dolayı, çıktılarım hep düşük frekanstan oldu, ve bu girdiyi sürdürdükçe bu devam ede gider…

Bunu fark edebilen bilinç, girdilerine dikkat eder ve onları okumaya başlar… İyyake nabudü ve iyyake nestain…

Bunu okurken birden bir bakarsınız ki kendiniz dahi, şartlanma, değer yargısı ve duyguların oluşturduğu bir girdiden ibaretsiniz… Tiyatro sahnesi olan hologram dünya da hep bu yüzden görünür halde… Düşük frekansın asıl sebebi, önünüze gelen bütün imtihan sahnelerinin, ve hatta normal yaşam dediğiniz hallerin dahi asıl sebebi; BEDENİM ZANNINIZIN, BİR ŞARTLANMA, DEĞER YARGISI VE DUYGUSAL TEPKİME GİRDİSİ SONUCU OLUŞAN ÇIKTILAR OLDUĞU…

Asıl kendinizden sığınma bu hissedişle başlar… Ve asıl Aşk denilen olgu bundan sonra hissedilenlerdir…

Şunu deneyin kendinizde.. bunu derken kendimle konuşmam olarak algılayın; ki haddi aşmaktan Allah’a sığınırım;

Yöneldiğiniz, sevdiğiniz bir mahale olan ilginizi sorgulayın, sureten karşınıza oturtup yani resmine bakıpta içinizin kıpırdamasını mı Aşk sanıyorsunuz; yoksa, asıl fitne dediğimizin kendimiz olduğunun farkındalığını hissettiğiniz anda, yani düşük frekanstan çıkıp, yüksek frekansı hissettiğiniz anda, özünüzde mevcut olana duyduğunuz o derin hasret, his, kıpırtı, coşku vb hissiyatları hissedip, suret kaydında olmaksızın Sevgiyi  içinizde duyumsayıp, sonra O resme baktığınızda ki HİSSİYATINIZ MI AŞK… Ehli’nin bir sohbetini dinlerken, şunları not  aldım;

Sevgi araçtır, imanda araçtır. Bunların hepsi araç, amaç seyretmek. Neyle seyretmek; zaten herkes seyrediyor, seyretmeyen yok; seyretmeyen yok herkes seyrediyor…

Lağamcıda seyrediyor, seyrettiğini; çiçekçide seyrediyor, bahçesini; seyretmeyen yok…

Kendinden habersiz, seyrettiğinden habersiz…

Kimisi ormanların içindeki hayvanlarını seyrediyor, kocabaşlarını seyrediyor…

Şu bilgiyi alıyorsunuz, şu anlattığım bilgi… Bilginin sureti var mı, bilginin sureti olur mu… Çözmek için anlamak için bir misallere bir şeylere benzetiyorsun ama aldığın bilginin gerçekte bir sureti var mı.. peki bu bilgiyi anlamanın sende hasıl ettiği bir zevk hali var  mı, bir keyif var mı…

İşte; suretsiz, şekilsiz suretsiz keyif veren nesne ilimdir. İlmin keyfini ve zevkini suretli keyif ve zevklerle ölçemezsin.. Suretli neden keyif alırsan al, bi süre sonra bıkarsın. Başkasını ararsın ama suretsiz bir zevk ve keyif veren ilim daimidir her andır, HER AN SEYİR HALİNDEDİR, seyirde her an yeni şeyler vardır… Sıfat Cenneti burada, bu sıfat cenneti…

Şimdi bütün, yeryüzüne gelmiş bütün insanlar beyinle açığa çıkmıştır, algılarlar ve frekansları beyinlerinde suret şekline dönüşür ama suretsiz açığa çıkan yapı ve özellik var BİLGİ; bilginin sureti yoktur, içine bi bilgi doğar, işte bu vahiy dediğin ilham değdin şey, bir hakikatı beyinde açığa çıkan yüksek frekanstır. Süfli frekanslar yani düşük frekanslar suretli açığa çıkar beyinde.. yüksek frekansa dönüşmeye başladığı andan itibaren beyinde suretsiz bilgi açığa çıkmaya başlar, veya bir diğer tabiriyle; suretsiz bilgi seyri başlar, suretsiz bilgi dediğimiz frekans seyri başlar.. yüksek frekans seyri ile birlikte suretsiz bilgiler seyredilmeye başlar. Suretsiz bilginin kapsamının artması frekansın yükselişine bağlı; ne kadar yükselirse o kadar suretsiz bilgi açığa çıkar. Onada Allah İlmi demişler…

Allah İlminin sende açığa çıkması…

NE KADAR YÜKSEK FREKANS ÇIKARSA O KADAR DÜŞÜK FREKANSIDA İÇİNE ALIR, İHTİVA EDER…

Ama demeyin bak bu sıfat cennetiymiş bide zat cenneti var diye… Ve bence şu hataya düşmemek lazım Zat Cennetine de Aşkla varılır bu anlatılanlar Sevgi…

Bence öyle değil; düşünceme göre, bu denilen halden önce yaşanan bir şeydir Aşk.. Bundan sonrası Aşklı denilen kavramla beraber bu seyrin açığa çıkmasıdır ki bu kanaate şuradan vardım;

‘’Düşük Frekansta suretli şekilde açığa çıkar… Fakat Yüksek frekansa çıkıldığı zaman suretsiz bilgi başlar… Suretsiz frekans seyri başlar… ‘’

Haşyet’e adımdır bu basamaklar sanırım… Ki Haşyet Aşk’ın çok ötesinde bir şeydi ehlinin açıklamalarına göre…

Benim düşünceme göre ise; Aşık Haşyeti hissedemez fakat Haşyeti hisseden Aşıktır. Aşklıdır daha doğrusu…

Şunu da düşündüm bunlarla birlikte;

Hz. Mevlana, Hz. Şems’e ham halinde mi aşık oldu, yani bir şeyleri çözmeden mi aşık oldu, yoksa belli bir seyri hissettikten sonra mı ? Hz. Mevlana (benim düşüncemdir  bu, Hz. Mevlana’yı tenzih ederim); seyr ehlinden daha ala Seyr ehliydi, hepimizden daha ala tasavvuf ehliydi Hz. Şems’le karşılaşmadan önce… Karşılaştıklarında ve sonrasında ne yaşandığını ehli ve yaşayan bilir. Daha deyip haddi aşmak istemem…  Allah muhafaza eylesin haddi aşmaktan…

***

Özgür’ün geçen sene verdiği bir örnek geldi aklıma ek olarak düşünürken (dedim ya başta bu tefekkür azığı olsun niyetiyle aldığım notlardan oluşan düşüncelerim);

Karıncanın masanın üzerinde gittiğini biz görebiliyoruz. Gidişatını görebiliyoruz. Ve masanın sonunu da görebiliyoruz. Fakat ilerlemekte olan karınca bunu göremiyor… şeklinde bir örnek vermişti.

Bunun üzerine şu sorular geldi ek olarak;

Bunu görebilen biz, karınca masanın ucuna gelmeden, karıncanın yoluna çeşitli güzellikler katarak (beşeri anlamayın, karıncanın hakikatine yönlendirici güzellikler) karıncanın karınca olmadığını fark ettirip yönünü değiştirebilir miyiz… Özüne doğru bir yön değiştirme gibi düşünsek… Yani karınca masanın ucuna varmadan önce onu karıncalıktan çıkartabilir miyiz…

Buna yorum kattın ama diyen dostlar için şunu da soruyorum;

Acaba biz kimin karıncasıyız !?

Biz kimin karıncasıyız, kimin yada DERUNUMUZDAKİ GÖRENİN bu görünenlerle ve gördüklerinle dahi kayıtlanmayacağı İMANI, acaba bizi hangi kilitlenmeden kurtarır ?

Şimdilik bunlardı gönlümde titreşen ufak  kırıntılar…

Saygılar…

Gözlerini Yum da Seyret için yapılan yorumlar

  1. emineydi Cevapla

    06 Eylül 2011 - 21:36

    Değrli Gencay Bey
    Sorgulamalarına izninle katılmak isterim.
    Geçmiş yıllarda benimde kafamı kurcalayan sorulardan biriydi..Seyreden——seyir hali—-Seyredilen veya
    Bilen–Biliş hali—bilinen neydi???
    Kerıncayı seyreden (diyelim ki ben)–Fiil (seyrediş)-
    seyredilen (karınca)..
    Yüksek frekansı seyredene verdiniz
    alçak frekansı da karıncaya
    Bilgi akışı da eylemsellik..Gören ve görülen arasındaki yani..
    Kanımca burda karıncanın sahibi yok..veya biz kimsenin karıncası değiliz(hani karıncanın biri Süleyman’a birşeycikler söylüyordu ya..)
    Burda 4.nokta gündeme geliyor 1-seyreden 2-seyir hali 3-seyredilen 4-tüm bunların gerçekleştiği alan
    herşeyi ihata eden…işte bu 4.yü kavradığımızda her şey açılacak gibime geliyor…
    Aşk konusuna gelirsek de aynı Aşık-Tek surete kapılış hali-Aşık olunan kişi veya suret..
    4.yü kavradığında hepsi düşüyor..gibi..
    dostca sevgi ve selamlar..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>