Bilinçsel kahhariyete uğrayana; ŞUURsal Ekberiyet Nurlarını açan yıldız !

Gencay Gülfidan
BİR NÖTRON YILDIZI, SÜPERNOVA PATLAMASI SONUCU ”PARÇALANAN BİR YILDIZIN MERKEZİNİN KENDİ ÜZERİNE ÇÖKMESİYLE” OLUŞUR
Aşk boşaltır ne varsa, yakar yıkar sele verir, yele verir boşaltır ne varsa… Boşalan yeri -bilinci, şuur doldurur…
Süpernova patlamasıdır Aşk; sonucu ise parçalanan yıldızlaştırdıklarımızın merkezinin çökmesi, içinin boşalması.. Ve kendi üzerine çökmesi… Pulsar ve diğer nötron yıldızları böylece oluşuyormuş.
KENDİNDEN GEÇİYORSUN AŞK OLUYOR; KENDİNE GELİYORSUN MEŞK.. KENDİNSİZ KENDİN OLUYORSUN ADI KUL OLUYOR; DİBİNE KADAR KUL… BEYTİN RABBİNE KUL…
Aşktan sonraki süreç bu bence, fakat Aşkıda içerisine alarak… Buradaki aşktan başka. Aşkın açtığı boşluğun dolmasıyla ilgili bir süreç bu…
Aşk taki süreçte, ne kadar değil desekte, bence surete kapılma devam etmekte… Buradaki sanki, Aşık olduğudaki ŞUURu hissetme devresi…
Merkezin kendi üzerine çökmesi…
Aşıksan gözün hiçbir şeyi görmez aşık olduğundan başka. Kendini dahi unutur durumda olursun. Gözün hiçbir şeyi görmez olur… Aşkından gayrısına körsündür… Aşkımdan gayrı yok dercesine… Ayrıca Aşkından gayrısına sağırdır da duymaz ilk etapta Ehlinin şu uyarısını;
Gayrı”nın yokluğundan sözetmeyi bırak da; “gayrı” kavramından geç! A.H
Beldeye yeminler etmiştir Kuran ama sen o beldeyi görebilmen için önce bu körlüğü yaşaman gereklidir…
Aşk bilincini boşaltır, bilinç altınıda etkisi altına alır o sıra… Durulmakta demeyelim de; tamamen süpürdükten sonra, etrafını daha net görmeni sağlayacak bir basiret açmıştır sende aşk… Artık beldeni fark edebilirsin. Fark etmelisin ki, kayıtsızlaşasın o beldede… Dünyanda.
Artık beyin giren verileri İNPUTları hakikati yönünde değerlendirmeye almaya başlamış, veri tabanı buna programlanmıştır…
Bu süreçlerden sonra artık etrafınlasındır bir süre… Bilinç altı ve bilincindeki dünyanla yani…
Hesaplaşma sanmışsındır aşkı belki de… Aşk gelince yanıp yıkılınca insan, zanneder ve der ki: ‘’ben ne depremler, ne yanışlar yaşadım, onlarda verdim her şeyimi canımı!? Pehh’’ değildir işte böyle… Birçok şeyi vermiştir evet hemde çokça yanarak; fakat ehlinin işaret ettiği üzere –kişinin en kör oldukları en yakınlarıdır-
Yakınlar denilince illaki etrafında en yakın görünenler şeklinde de değil; tamam o yansıyanlardan gelecek sahnelerin değerlendirilişide önemli fakat bunun içine birde diplere gizlenmiş olan göremediğimiz düşünce yapılarımız da girmekte… Kendinle yüzleşmek gibi düşünülebilir… Aşk buna yer açar, bunu samimi bir şekilde yapabilmeye yer açar. Şöyle ki; boşalan yeri dolduran Şuur baskılamaya başlayınca ortaya çıkacak bir yüzleşmedir bu ve yalansızdır tamamen… Ne kadar sıkarsa sıksın birim kendini, tutamaz…
Dünyasındakiler, bilincindekiler, bilinçaltındakiler vardır daha göreceği… Bulunduğu ortamı es geçenler elbet tökezler… Hayale attırır aşk hakikati… Göremez insan başka bişey o ara…
Ortamlarını hiçe sayanlar, er-geç tökezlenirler! A.H.
Görmesi için temizler Aşk…
Patlama evresidir Aşk süpernovanın. Merkezini fark ettirir insana. Patlayınca görürsün merkezini. Sıra gelir Merkezin kendi üzerine çökmesine!!!
Semaya ve Tarık’a
Nötron yıldızlarının oluşumlarını düşünelim şimdi bir daha… Süpernova patlaması sonucunda parçalanan yıldızın merkezinin kendi üzerine çökmesiyle oluşmakta Pulsar…Bu oluşuma verilecek en güzel örnek ise Tarık yıldızı olsa gerek.
Dopamin patlaması sonucu parçalanan benliğin, temizlenen bilincin yerini şuursal algılamanın doldurması ile bedensellik bakışı ile değil de, şuursal algılama ile olayların değerlendirilmesi… Patlama sonucu ilk etkiler…
Beldenin fark edilmesi… Bu idrak düzeyi ile düşünülenlerin yaşamsal şekilde kah mekr kah lütuf yollu önümüze çıkışları ve hazmı süreci…
Miraç; Aşk; Merkezi fark etme patlayış sonrasında… Kendini bilme, Rabbini bilme…
Beyninden açığa çıkanlar sonucu oluşanların hesaplarını görme süreci her an… Yine beyninde !?
Ve merkezin kendi üzerine çökmeye başlaması; hesaplar görüldükçe yaşanan şahitlikleri müşahedeler… Bu sıra bunların dahi, yani yapılan hata yanlış vb yakıştırmaların dahi gaflet tecellisi adı altında işleyen sistem oluşu farkındalığının açılmaya başlaması…
Kendine birimsellik verememe… Merkezin yavaş yavaş kendi üzerine çökmeye başlaması…
Ara ara yoklayan boşluğa düşme devreleri fakat bu seferkiler daha bir oturaklı. Sanki bir genişlemeye yer açılsın diye bir temizleme, bekleme süreci gibi…
Kayıtsızlık hissine kapılan bilincin; bilinç altını baskılayıp, oradakileri su yüzüne çıkarma süreci gibide düşünülebilir. Ardına gelen itiraflar ve yepyeni bir açılım… Bir OUTPUT… Yine beynin içinde !?
Bu süreç içinde de düşülen birimsellik aslında koruyucu bir işlev görmekte; biz her ne kadar eyvah elimizdekiler gidiyor diye korkuya kapılsakta. Koruyuculuğu; elimizde olmadıklarının fark edilmesinin sağlanması… Yani bu ulaşılan idraklerin dahi tecelli adı altındında açığa çıktığının farkındalığı… Verdikçe ve fark ettikçe de bu olanların hazmı …
Fasit daire gibi gelebilir ki bana bazen öyle gelir. Ne zamana kadar bilinmez, çünkü bu henüz hakikatin açılması değildir… Açılması için belki göz kırpmalardır…
Yaratıldığı süreçtir insanın diyebiliriz… ‘’İnsanın’’ yarıtılma süreci. Asıl sürecin başlangıcı belki de… Arınmayanlar el sürmesin denilen arınma. Daha şimdi başlanıyor el sürülmeye. Ehlinin gerisi dedikodudur dediği gibi…
Her BİRİMİN yaratılış amacından gayrı işlevi yerine getiremeyeceğini idrâk, kendini tanımanın ilk basamağıdır!..
Bunun evveli ise dedikodu! A.H.
Bu süreçte büyük yıkımlar, büyük depremler; Aşk yaşayan kişi, bu yaşanılanlar sırasında göremediği burnunun ucundakileri görmeye başlayacak ki, bastırılmış olan ne varsa çıksın ortaya… Tüm samimiyetiyle olacak ama bu, bu sefer samimiyetsizlik edipte kıvırma gibi bir lüksü olmadan. Kendini bile kandıramadan… Yapamayacak elinde olmayacak. Tutamayacak kendini…
Çünkü, baskılayacak açılan idrakler bilinç altını… Hayalindekileri…
Yevme tübles serair; O süreçte, gizliler açığa çıkartılıp bilinir.
Fema lehu min kuvvetin ve la nasır; Artık onun için ne bir kuvvet vardır ve ne de bir yardım edici! (Tarık – 9/10)
—
Kalp yörüngesinde dönen beyin esaretini çözmeye başladı, arz ikinci beyin esareti yarıldı and olsun ki…
Boşluk anları belki çoğalacak bu sıralar… Sanki hile kuruluyorcasına süpheler de artabilir… Bu boşluklardaki davranışlar ise tetiklemeyi oluşturup, kırıntıları da ortalığa dökmeye yarayacak diye düşünüyorum. Eksikliği hisset diye, hangi konuysa seni tıkayanlar, ne ise eksikliklerin, onlar fark edilsin hissedilsin, yanışı, sıkıntısı hissedilsin ki dua edebilesin… Ki icabet olsun. Hile gibi dimi, dua olsun diye tuzak kurmak gibi…
Ve bu oluşumlardaki olayları da ben bu hallere düştüm gibi değilde, kendine birimselliğine vermeden, tecelliler bu şekilde bi oluşumu meydana getiriyor bakışıyla değerlendirme; hidayetin açılmasına vesile sanırım…
Beynin içindeki hologram dünyandaki açığa çıkış esnasında, yapışan yargılardan kısmen arınmış bir değerlendirme sunuyor… Neden kısmen dedim çünkü beyin veri almaya devam ediyor ve aldığı veride kayıtlandıkça da yargı oluşturmaya devam ediyor.
Fakat kalpten gelen sinyallerle etkileşimi açılmış beynin bu her an aldığı bilgileri değerlendirmesi ilme yönelik bir biçimde oluşuyor ve açığa çıkışı ise hakikate yönelik olmaya başlıyor… Diğer çıkışlar hakikate yönelik değil miydi peki diye sorarsak; sanırım şunu diyebiliriz ki, bu etkileşim bağırsak beyin üzerinden olduğunda gaflet tecellisi, kalple etkileşim olduğunda ise yakin seyri oluşmakta.
Bu seferki bütün oluşumlar değerlendirilir halde… Bu değerlendirme kişinin kendi orjin varlığını değerlendirmesini sağlayıcı tetiklemeyi de meydana getirici etkenler… Merkezini fark ettirici… Merkezin çökmesini de şimdilik; bu fark edişleri, beynin kendine gelen bilgileri yine kendisinin değerlendirdiği farkındalığının açılması diye düşünebiliriz… Ki benden açığa çıkıyor değil, açığa çıkan kendine ben diyor şahitliğinin oluşması; kendine verememe durumunun beyin adı altında oluşması… Kendi merkezinin üzerine çökmesi. Ve böylece oluşan manyetik alan… Seyir.
Baskılanan bilinç altı ve dökülmesi… Dökülen girdileri kendine vermeden değerlendirmeye alınması.
Gördüklerim var ve bu gördüklerim beynimin içinde oluşuyor değil… Gördüklerin, görünenler beyninin içi zaten… Ve beynin içi karanlık!?… Tarık ise karanlığı delen yıldız!!!
Girdilerin (İNPUT) Hakikatin açılması, daha doğrusu açık olan hakikati örtenlerin temizlenmesi yönünde Çıktılar (OUTPUT) olarak değerlendirilebilmesi için parlayan yıldız… Bu şekilde bir değerlendirme KUR’AN OKUmakla mümkündür ki, OKUmak için önce temizlenmek gerekir…
Kalp ateşleyicisinin epifizi tetiklemesiyle beynin yüksek frekanstaki dalgaları alıp, hologram olarak hissettirmesi… Pulsar… Tarık karanlığı delen yıldız. Beyin karanlık, bu şekilde bir tetiklemeyle karanlık deliniyor ve gelen frekans, dünyamıza yansıyarak belli şeyleri hakikati yönünde değerlendirme sahasını sunuyor bize… Bu karanlığın delinmesi ile de ötelere atma hayali, uzaklarda arama hayali son buluyor, bize çok yakın olan dünyamızdakilerle olan girdilerimizi –ki bu da beynin içinde oluşan hologram yansımalar- yani beynin hakikatini, oluşumlarının derununu değerlendirmeye alıp yapılması gerekenleri yapmaya başlıyoruz… Kuran’ı okumaya başlıyoruz. Okuduğumuzun farkına varmaya başlıyoruz…
Bilir misin Tarık nedir… Aşkla bilinçsel kahhariyete uğrayana; ŞUURsal Ekberiyet Nurlarını açan yıldız !…
Kendine verme karanlığını yaran Müşahede aydınlığının yıldızı !
Bunlardı beynime yansıyanlar şimdilik…
AllahuAlem…
—
Sevgiler…
Son Yorumlar