Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

KURÂN’I KİM YAZDI?

Yazan: Muhammed Ayetullah Tabar

(http://www.nytimes.com/2008/12/07/magazine/07wwln-essay-t.html?_r=2&scp=3&sq=Mohammed%20prophet&st=cse’den çevrilmiştir. 5 Aralık 2008’de yayımlanmıştır.)

Çeviren: Esin Tezer

‘’ Rasûlullah’ın Nokta“sından “Arş“ına, oradan da melekî kuvveler ile beynine ve dolayısıyla bilincine inzal olan Kurân-ı Kerîm; “nokta”dan açığa çıkması sebebiyle, tüm “Evrensel Sistem ve Düzen”in işleyiş mekanizmasını, “Sünnetullah” ismiyle işaret ederek anlatır. Zira her birim kendi “Nokta“sının projeksiyonu olarak vardır ve hepsi aynı Sistem ve Düzen’e tâbidir! Önceki yazılarımda da vurguladığım gibi, gökten, uzaydan bir yerden ciltli veya ciltsiz kitap veya sayfalar inmemiş; Rasûl veya Nebilerin hakikat “nokta”larından bilinçlerine “bilgi” inzal olmuştur. ‘’ AHMED HULÛSİ, !YENİLEN ’den

Yirmi yıldan fazla süredir Abdülkerim Suruş, İran’ın önde gelen halk entelektüellerinden biri oldu. İslami teoloji ve mistisizmde uzmanlaşan Suruş, Ayetullah Humeyni tarafından nihayetinde teokratik devleti karşısına alacak İran üniversitelerinin “İslamlaştırılması” için seçilmişti. Farklı düşünmesinin bedelini ödedi. Huzur sağlamak için kurulan yasa dışı örgütler ve diğer hükümet destekli unsurlar İran’daki geniş katılımlı derslerini bastı. Dövüldü ve neredeyse öldürülecekti. Entelektüellerin rock yıldızları olarak görüldüğü bir ülkede Suruş, dini çoğulculuğa ve demokrasiye verdiği açık destek yüzünden saygı gösterildi ya da hakarete uğradı. Şimdilerde çok önemli bir adım daha attı. Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde o üniversiteden bu üniversiteye dolaşarak, İran’ın imamlık kurumuna şok dalgaları gönderiyor.

Skip to next paragraph

En yakın tartışma bundan yaklaşık sekiz ay önce, Suruş’un Hollandalı bir gazeteciyle İslam’ın en hassas konularından Kur’an-ı Kerim’in ilahi kaynağıyla ilgili konuşmasından sonra başladı. Müslümanlar uzun zamandır kutsal kitaplarının Tanrı tarafından Peygamber Hz. Muhammed aracılığıyla kelime kelime indirildiğine inandı. Fakat Suruş; röportajında, Kur’an’ın “risalet deneyimi” olduğuna dair alternatif düşüncesini açığa çıkardı. Bana, peygamberin “Kur’an’ın hem alıcısı hem de üreticisi olduğunu ya da, vahyin hem öznesi hem de nesnesi olduğunu” anlattı. Suruş, “Kur’an’ı okuduğunuzda, bir insanın sizle konuştuğu hissine kapılırsınız, yani; kelimeler, betimler, kurallar ve düzenlemelerle benzer tüm şeyler insan zihninden gelmektedir” dedi ve ekledi: “Bu zihin, tabii ki, Tanrı’nın ilhamı ve kutsallıkla boyanmıştır”.

İnternet sayesinde Suruş’un sözleri yayıldıkça, İran’ın Ayetullahları da savaşa dâhil oldu. Onların reddiyelerinde, imamlar Kur’an’ın şu ayetlerini öne sürdü: “Bu sana (Yâ Muhammed) indirdiğimiz mübarek bir kitaptır” (Sad / 29). Bu ayetleri, Tanrı’nın vahiy edici ve Muhammed’in alıcı olduğunu göstermiyor mu diye sordular. Ayrıca Muhammed’in vahiy gelmesi için sabırsızlandığına ve 300’den fazla durumda peygamberin etrafındakilere şu ya da bunu yapmasını söylemesinin emredildiğini ileri sürdüler. Argümana göre, bu emirler peygamberin zihninden ya da kalbi dışında başka bir yerden geldiğini göstermekteydi. Suruş; karşılık olarak, peygamberin papağan olmadığını söylüyor. Suruş bana, peygamberin daha çok kendisi için bal üreten bir arıya benzediğini ve bu bal üretme mekanizmasının Tanrı tarafından ona verildiğini ifade etti. Bu “Kur’an’ın kendi örneğidir” diyor Suruş, ve şu ayeti getiriyor: “Rabbin, arıya vahyetti: ‘Dağlardan, ağaçlardan, insanların yaptıkları çardaklardan evler edin. Sonra her türlü meyvelerden ye, Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollara gir. İşte o arının karnından değişik renkli bir şerbet çıkıyor; onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda tefekkür eden bir kavim için önemli bir âyet vardır.” (Nahl / 68)

Suruş, Müslüman Luther olarak tanımlanıyor. Fakat Protestan reformcunun aksine kutsal kitaplar hakkında harfi harfineci (literalist) değil. Onun çalışması 19’ncu yüzyıl Alman bilim adamlarının İncil’i orijinal bağlamında anlamaya çalışanlarınkine benziyor. Tipik bir örnek: Kur’an’da yer alan ya da Muhammed’e atfedilen hırsızın elinin kesilmesi ya da zina edenin taşlanması ifadeleri, peygamber dönemine ait çalışan kuralları ve düzenlemeleri bildirir. Bugünün Müslümanları, eğer ellerinde daha insancıl yollar varsa; aynı adımları izlemek zorunda değiller.

Suruş’un son görüşleri İran’ın güçlü muhafazakâr kanadında hoş karşılanmadı. Bazıları onu, ölümle cezalandırılabilecek sapkınlıkla suçladı. İran’ın dini başkenti Kum’da son çalışmalarıyla ilgili protestolar düzenlendi. Ancak İran’ın en büyük lideri Ayetullah Ali Hamaney, beklenmedik şekilde tartışmanın büyütülmemesi için uyarıda bulundu. Hamaney, “ülkenin zihnini bulandırmak” için “felsefe ya da sahte-felsefe” yapanlara “küfürle suçlamak ya da öfkelenmek” yerine argümanlarını çürütecek “dini gerçekler” ile karşılanması gerektiğini söyledi.

İran’da bugün, hükümet karşıtları laik bir devletin kurulması savunuculuğunu yapıyor. Suruş’un kendisi de cami ve devletin, dinin yararına ayrılması gerektiğini söylüyor. O dinden özgürlüğü değil, dinin özgürlüğünü arıyor. Yani daha farklı ve potansiyel olarak daha etkin bir ajanda için konuşuyor. Ortaçağ İslami mistiği Rumi, (Mevlana Celaleddin Rumi) bir zamanlar “eski bir aşk sadece yenisi içinde eritilebilir” diye yazmıştı. Liderlerinin gücü ellerinde ilahi bir görev olarak tuttuğu derinlikli dini bir toplumda, toplumu çoğulculuğa ve demokrasiye yönlendirmek için dini karşı bir argüman gerekebilir. Suruş, İslam adına konuşanlara, onların kelimelerini kullanarak meydan okuyor.

(Muhammed Ayetullah Tabar George Washington Üniversitesi’nde Elliott Uluslararası İlişkiler Okulu’nda yardımcı öğretim görevlisidir.)

KURÂN’I KİM YAZDI? için toplam 6 yorum yapmış

  1. ismail ganioğlu Cevapla

    23 Aralık 2008 - 16:45

    Can bir can, ten bir ten, zahir batın tek şey! Görebilenlerindir (bir dem bu dem Hu dem!) Alemde haksız yada eksik işlenen hiçbirşey yok. Bilmem ki itirazlarımız ne kadar gerekli. Allah; “Ben böyle diledim.” dedikten sonra, bizde aynı şekil yapıp aynı sözü mü söylemeliyiz???

  2. kamil Cevapla

    07 Mart 2009 - 11:04

    ALLAH SİZDEN RAZI OLSUN

  3. tuğçe Cevapla

    12 Kasım 2009 - 17:45

    teşekkür ederim yadımcı olduğunuz için

  4. ayetullah Cevapla

    28 Mart 2010 - 20:55

    teşekkür ederim yardımınız ıcın

  5. alper birdir Cevapla

    06 Ekim 2010 - 18:09

    allah her şeyin önünde

  6. ismail ganioğlu Cevapla

    08 Kasım 2010 - 16:32

    Sayın Alper BİRdir;
    Allah’ın her şeyin önünde olması, Allah’tan başka şeylerin de varolması ile alakalı.
    Allah’tan başka bir mevcut olmadığına göre ”Fe eynema tuvellu fesemme vechullah” (Her ne tarafa dönerseniz Allah’ın vechini görürsünüz.) ayeti gereği her yönden görünen O’nun yüzü olduktan sonra, görünen yüzün sahibi de arkasında olur. Zıtlıkları geçmedikten sonra tevhid gerçekleşmez. Bu yüzden ön varsa arka da var, alt varsa üstte var. Ya da tam tersi biri yoksa diğerinin varlığından da bahsetmenin bir anlamı olmaz.
    Şu halin seyrini yapmak gerekir diyorum ancak bu seyir hali dahi anlatılmak istenen şeyde noksan tarif edilir. Kendisinden başka bir varlık olmayan O’nun kendisinden kendisiyle kendisine bir seyir hali, sayfayı çevirelim kişinin kendisinden kendisiyle kendisinin seyrinin kelimeler ve haller ile karşısındakine anlatılamaması durumu gibi. ”Demine devranına, âlasına ednasına HU” diyelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>