Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

HOLOGRAFİK OLAN EVREN

Yazan:Michael Talbot  (‘Holografik Evren’ Kitabının Yazarı)
(
http://homepages.ihug.co.nz/~sai/hologram.htm’den çevrilmiştir.)
Çeviren: Esin Tezer… /
07.09.2008

‘’ Bırakın ‘Hakikatte’, Esmâ mertebesindeki ‘ilmî sûret’lerin birbirini seyrinden ibaret olan âlemlerin varlığını; ‘tecelli’, ‘tecelli-i vâhid’den ibarettir. Esasen o da ‘seyir’den ibarettir… İlmini, ilmiyle, ilminde ‘seyir’! Buna da ‘vahdet-i şuhud’ demişler geçmişte! ‘Efâl âlemi hayalden ibarettir’ gerçeği bir yana… Bilim, tüm evreni ve yaşamı bir “hologram” olarak tespit ederken, onlar hâlâ ‘tüm varlık ve âlemler Allah indinde ilmî sûretlerdir’ işaretinin anlamını deşifre edemediler…
AHMED HULÛSİ, Muhteşem İrsal Yazısı
(
http://www.ahmedhulusi.org/yazi/muhtesemirsal.htm)

String Teorisi, derin düşünebilme yetisi olan beyinlere, ‘evren içre evrenler’ gerçeğini boyutsal derinlikli ‘TEK KARE RESİM’ olarak fark ettirmeğe çalışırken…Holografik Evren gerçeği de, her zerre olarak algılanan gerçekteki ‘tek kare resmin’ her bir noktasının, tümel TEK’in açığa çıkış seyrinden başka bir şey olmadığını vurgulamaktadır! HOLOGRAFİK EVREN gerçekliği, bilim dünyasında ‘Âlemlerin Rabbi ALLAH’tır’ gerçeğini-sistemini deşifre ederken; evrensel ruhtaki (RUH adlı melek) şuurun, her zerrede o zerrenin yapısına göre açığa çıkmakta olduğunu vurgularken; düşünemediler bunların sonuçlarını… ‘Zerre küllün aynasıdır’ benzetmesiyle, en muhteşem evrensel gerçekliği 1400 küsur yıl önce insanlığa bildiren o yüce Zât’ın mesajını kavrayamadılar, değerlendiremediler…’Tüm çokluk görüntüsü (algılayandan kaynaklanan), gerçekte, TEK şuurun (ilmin) her mikroda onun yapısal özelliğine göre açığa çıkmasıdır’ gerçeğini vurgulamaktaydı ‘Holografik Gerçeklik’… ’’    AHMED HULÛSİ, YENİLEN!

Nesnel Realite Var mı, Yoksa Evren Bir Hayal mi?
1982’de olağanüstü bir olay meydana geldi. Paris Üniversitesi’nde Fizikçi Alain Aspect tarafından yürütülen bir araştırma grubu, 20.inci yüzyılın en önemli deneylerinden birini gerçekleştirdi. Bunu siz akşam haberlerinde duymamışsınızdır.Bazıları onun bu keşfinin bilimin yüzünü değiştirdiğine inansa da; bilimsel yazıları okuma alışkanlığınız yoksa, aslında Aspect’in adını belki de hiç duymamışsınızdır.
Aspect ve grubu, aralarında onları ayıran uzaklık ne olursa olsun; elektronlar gibi atomdan küçük parçacıkların da bazı durumlarda anında birbirleriyle haberleştiklerini keşfetti.Bu,10 feet veya 10 milyar mil ayrı olsalar bile farketmiyordu. Her nasılsa, her bir parçacık her zaman bir diğerinin ne yaptığını biliyor gözüküyordu. Bu başarıyla ilgili bir problem de, Einstein’ın uzun-zamandan beri olan ‘’Hiçbir iletişim, ışığın hızından daha hızlı seyahat edemez’’ prensibini çiğniyordu. Işık hızından daha hızlı seyahat etmek, zaman bariyerini ihlal ederken; bu korkusuz ihtimal bazı fizikçilerin Aspect’in bulgularını ayrıntılı bir şekilde açıklamalarına sebep oldu. Fakat bu, diğer fizikçilere daha da radikal açıklamalar sunmaları için ilham verdi.
Örneğin; Londra Üniversitesi’nden Fizikçi David Bohm, Aspect’in bulgularının nesnel realitenin varolmadığına, sağlam görünürlüğüne karşın; aslında evrenin bir hayal, kocaman, muhteşem şekilde detaylandırılmış bir hologram olduğuna işaret ettiğine inanmaktaydı. Bohm’un bu şaşırtıcı iddiayı neden yaptığını anlamak için; kişi ilk olarak hologramlar hakkındaki ufak bilgiyi anlamalıdır.
resim

Bir hologram, lazerin yardımıyla yapılan üç-boyutlu bir fotoğraftır. Hologram yapmak için, fotoğraflanacak olan obje ilk önce lazer ışınının ışığında banyolanır. Sonra ikinci lazer ışını, ilk yansıyan ışıktan zıplar ve sonuç olan çatışma örneği (iki lazer ışınının birbirine karıştığı alan) filmde yakalanır.Film geliştirildiğinde, hologram manasız bir ışık helezonu ve koyu çizgiler gibi gözükür. Geliştirilmiş olan film, bir diğer lazer ışınıyla aydınlatıldığında; orijinal objenin üç-boyutlu imajı belirir.Bu imajların üç-boyutluluğu, hologramların olağanüstü tek özelliği değildir. Eğer bir gülün hologramı yarıdan kesilirse ve sonra da lazerle aydınlatılırsa; her bir yarının hâlâ gülün bütün bir imajını koruduğu bulunur. Gerçekten de, yarılar tekrar bölünse bile; filmin her bir ufak parçasının orijinal imajdan daha küçük, fakat bozulmamış halde imajını kapsadığı bulunacaktır.Normal fotoğraflardan farklı olarak, bir hologramın her bir parçası bütünün sahip olduğu bütün bilgiyi kapsar.  Hologramın  ‘’Her bir parçadaki bütün’’doğası, bizlere tamamen yeni bir organizasyon ve düzen anlayışı yolu sağlar.

Batı bilimi fiziksel bir fenomeni en iyi anlama yolunda tarihi boyunca ekseriyetle (bu bir kurbağa veya atom olsun),onu parçalara ayırmak ve onun ayrı ayrı olan parçalarını çalışmak önyargısıyla çalışıp çabalamıştır. Bir hologram, bize evrendeki bazı şeylerin bu yaklaşıma yanaşmayabileceğini öğretmiştir.Holografiksel olarak yapılmış bir şeyi parçaya ayırmaya çalışırsak; onun hangi parçalardan yapılmış olduğunu yakalayamayız, sadece daha küçük bütünlerini yakalayabiliriz. Bu anlayış, Aspect’in buluşunu anlamadaki diğer bir yolu Bohm’a önermiştir. Bohm; atomdan küçük parçacıkların birbirlerini ayıran uzaklık her ne olursa olsun birbirleriyle kontakt halinde bulunmalarının, ileri-geri bir çeşit gizemli sinyal göndermelerinden değil; onların ayrı olmalarının bir hayal olması sebebiyle olduğuna inanmaktadır. Bu temel bağlantı, evrenin bütün yönleriyle enerji olarak bağlantıda olduğunun matematiksel kanıtı olan Beşinci Element’le ilişkilendirilebilir. Hal Puthoff, ‘Sıfır-Nokta Enerji’ isimli çalışmasında, evrendeki bütün yüklerin birbirleriyle bağlantılı olduklarını ve evrende olan herşeyin bir hayal olduğunu kanıtlamıştır. Ve bugünün modern fizik teorileri de, evrenin çeşit çeşit kısımlarıyla aynı bağlantıya sahip olduğunu iddia eden eski gelenekler ve filozofilerle aynı görüştedirler.

Bazı daha derin bir realite de, böyle parçacıkların başlı başına varlıklar olmadıklarını, fakat gerçekte temel aynı şeyin uzantıları olduklarını iddia etmektedir. Bohm, aşağıdaki örneği insanların ne demek istediğini daha iyi anlamalarını sağlamak için sunmaktadır: Akvaryumun içinde balık olduğunu hayal edin. Ayrıca akvaryumu direkt olarak göremediğinizi ve onun hakkındaki bilginizin ve içerisinde neyi kapsadığının iki televizyon kamerasından geldiğini, bir tanesinin akvaryumun önüne ve bir diğerinin de yanına yönlendirildiğini hayal edin. İki televizyon monitörüne dikkatle baktığınız zaman, her bir ekrandaki balığın başlı başına varlık olduğunu zannedebilirsiniz. Yine de, kameralar değişik açılara kurulu olduğu için; herbir imaj birbirinden hafifçe farklı olacaktır. Fakat iki balığı seyretmeye devam ettiğinizde, sonunda birbirleri arasında kesin bir ilişki olduğunun farkına varacaksınız. Biri döndüğü zaman, diğeri de hafifçe farklı fakat diğerine cevap veren bir dönüş yapacaktır; biri yüzünü öne döndüğü zaman, diğeri de her zaman yana doğru yüzünü dönecektir. Olayın bütün kapsamından habersiz olursanız,  balığın hemen bir diğeriyle bağlantı kurduğu sonucunu çıkarabilirsiniz; fakat durum açıkça bu değildir. Bohm; bunun, Aspect’in deneyindeki atomdan küçük parçacıkların birbirleri arasında tam olarak nelerin meydana geldiğini anlattığını söylemektedir. Bohm’a göre, atomdan küçük parçacıklar arasındaki  gözüken ışıktan-hızlı bağlantı; bize gerçekten bir sır olan, daha derin, akvaryum örneğine benzer şekilde sahip olduğumuzdan daha karmaşık bir boyutun realitesini anlatmaktadır. Ve, atomdan küçük parçacıklar gibi objeleri birbirinden ayrı olarak görüntülediğimizi, çünkü onların realitesinin sadece bir kısmını gördüğümüzü de ilave etmektedir. Böyle olan parçacıklar ayrı ‘’kısımlar’’ değillerdir; fakat daha derin ve daha temel olan, daha önce de gül örneğinde bahsettiğimiz gibi, holografik ve görünmez bir bütünlüğün birleşik gözlerinden bir gözdürler. Ve fiziksel realitede herşey bu şekilden oluştuğu içindir ki; evrenin kendisi de bir projeksiyon, hologramdır. Hayale benzer doğasına ilave olarak, böyle bir evren diğer şaşırtıcı özelliklere de sahip olabilir. Eğer atomdan küçük parçacıkların görünür ayrılığı bir hayalse; daha derin bir realite düzeyinde evrendeki herşey sonsuz olarak birbiriyle bağlantılıdır.
İnsan beynindeki karbon atomdaki elektronlar, yüzen her somon balığının içindeki atomdan küçük parçacıklarla da bağlantılıdırlar; atan her bir kalple, gökyüzünde parıldayan her bir yıldızla da bağlantılıdırlar. Herşey, herşeyi tamamen nüfuz eder ve insan doğası kategorize edip, sınıflandırıp, tekrar bölse de; evrenin fenomeninde, her pay bir gereklilik ve tüm doğa da dikişsiz bir ağdır.Holografik evrende, artık zaman ve uzay bile temel şeyler olarak görüntülenmez. Çünkü gerçekten de hiçbir şeyden ayrı olmayan, zaman ve üç-boyutlu olan uzay,TV monitörlerindeki balık imajları gibi olan şeyler, evrendeki yer bozulması gibi kavramlar da daha derin bir düzenin projeksiyonları gibi görüntülenmelidir.
Daha derin realite düzeyinde; geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek, anında var olan süper bir hologramdır. Bu bize uygun araçlar verildiğinde, birgün süper holografik realite düzeyine ulaşma ihtimalimizin bile olabileceğini ve uzun-unutulmuş geçmişten hadiseleri çıkarabileceğimizi ileri sürmektedir. Süperhologramın daha neleri kapsadığı ise sonuca bağlanmamış bir sorudur. Süperhologramın evrendeki herşeyi doğuran bir matriks, bir rahim olduğunu, en azından olan veya olacak olan atomdan küçük her parçacığı kapsamakta olduğunu— mümkün olan her madde ve enerjinin, kar tanelerinden, çok uzakta olan ve çok kuvvetli radyo dalgaları gönderen gök cisminden, mavi balinalar ve gama ışınlarına kadar olan bir yapılanması olduğunu varsayalım. O,‘’Olan Herşey’’in bir çeşit kozmik kaynağı olarak görülmelidir.Bohm, Süperhologram’da daha başka ne saklı olduğunu bilmemizin başka bir yolunun olmadığını kabul etmesine rağmen; daha başka şeyler kapsamadığını zannetmemize hiç bir sebep olmadığını söylemektedir. Veya söylediğine göre, belki de süperholografik realite düzeyi, ‘’daha ilerideki gelişimin sonsuzluğunun’’ ötesinde yatan ‘’sadece bir aşama’’dır.
Evrenin hologram olduğunun kanıtını bulan tek araştırmacı Bohm değildir. Beyin araştırma alanında bağımsız olarak çalışan, Stanford Üniversitesi Nörofizyoloğu Karl Pribram da realitenin holografik doğası hakkında ikna olmuştur. Pribram, holografik modele ‘hatıralar beyinde nasıl ve nerede saklanıyor’ bilmecesiyle girmiştir. Onyıllardır sayısız araştırmalar göstermiştir ki; hatıralar beyinde belirli bir yere bağlı kalmaksızın dağıtılmıştır.
1920’lerdeki dönüm noktası olan seri deneylerde beyin bilimadamı Karl Lashley, sıçanın beyninde hangi kısım alınırsa alınsın karmaşık işleri yapan hafızanın silinemediğini ameliyattan evvel öğrenmiştir. Tek problem, bu merak edilen ‘’her parçadaki bütün’’ hafıza saklama doğa mekanizmasını kimsenin bulamamış olmasıydı. Daha sonra 1960’larda Pribram holografi kavramına rastladı ve beyin bilimadamlarının ne aradıklarıyla ilgili açıklamayı bulduğunu farketti. Pribram, hatıraların nöronlarda kodlanmadığını; fakat küçük gruplar halindeki nöronlarda holografik imajı kapsayan bir film parçasının tüm alanıyla çaprazlama kesişen lazer ışığı çatışma örneklerinde de olduğu gibi; tüm beynin çaprazlama kesişen sinir dürtülerinde kodlandığına inanmaktadır. Bir başka deyişle, Pribram; beynin kendisinin bir hologram olduğuna inanmaktadır. Pribram’ın teorisi insan beyninin ne kadar küçük bir alanda, ne kadar çok hatırayı saklayabildiğini açıklamaktadır. İnsan beyninin normal bir insanın hayatında 10 milyar parça bilginin düzeninde saklama kapasitesine sahip olduğu tahmin edilmiştir (veya kabaca Britannica Ansiklopedisi’nin beş setindeki aynı miktardaki bilgi).
Benzer bir şekilde; diğer yeteneklerine ilave olarak, iki lazerin bir fotoğraf filmine açıyı değiştirip basitçe çarpmasıyla, hologramların şoke eden bilgi kaynağına sahip oldukları keşfedilmiştir. Birçok farklı imajı aynı yüzeyde kaydetmek mümkündür.Kanıtlanmıştır ki; bir filmin bir kübik santimetresi 10 milyar parça bilgiyi içine alabilir. Eğer beyin holografik prensiplere göre işlev yaparsa, hatıralarımızın o kocaman kaynağından hangi bilgiye ihtiyacımız olduğunu acayip bir şekilde yeniden kazanma yeteneğimiz daha kolay anlaşılır.
Eğer bir arkadaş size ‘’zebra’’ kelimesini duyduğunuzda aklınıza ne geldiğini söylemenizi sorarsa, siz cevabı bulmak için beyinsel, dev gibi olan o alfabetik dosyaya dönüp, beceriksizce araştırmak zorunda kalmazsınız.Bunun yerine; ‘’çizgili’’, ‘’ata benzer’’, ve ‘’Afrika yerlisi hayvan’’ ilişkilendirmeleri anında beyninizde açılır. Hatta, insan düşünme süreciyle alakalı en şaşırtıcı şeylerden biri de her parça bilginin anında diğer her parçayla çapraz-bağlantılı olmasıdır—bu da bir diğer kendine özgü hologram özelliğidir.Çünkü; hologramın her bir parçası her bir diğer parçayla sonsuz bir şekilde bağlantılıdır, bu belki de doğanın çapraz-bağlantılı sisteminin en önemli örneğidir.
Hafızanın kaynağı, Pribram’ın holografik beyin modelinin ışığında daha çözülebilir olan tek nörofiziksel bulmaca değildir. Bir diğeri de beynin duyular yoluyla frekans kümelerini algılarımızın somut dünyasına nasıl çevirebildiğidir (hafif frekanslar, ses frekansları ve buna benzer olanlar). Şifreleme ve şifrelemeyi çözme, açıkça hologramın en iyi yaptığı şeylerdir. Hologramın lens gibi işlev görmesi gibi, çeviren bir aygıt da manasız bulanık frekansları uyumlu bir imaja çevirebilir. Pribram, ayrıca beynin  bir lens ihtiva ettiğini ve holografik prensipleri de duyular aracılığıyla aldığını ve algılamalarımızın iç dünyasını da matematiksel  frekanslara dönüştürdüğüne inanmaktadır. Şaşırtıcı kanıt, beynin işlemlerini yürütebilmesi için holografik prensipleri kullandığını ileri sürmektedir. Pribram’ın teorisi, aslında nörofizyolojistler arasında artan bir destek görmektedir.
Arjantinli-İtalyan araştırmacı Hugo Zucarelli, şimdilerde holografik modeli işitme duyusuyla ilgili fenomen dünyasının içine yaymıştır. İnsanların tek kulakla duysalar bile kafalarını oynatmadan seslerin yerlerini bulabilmeleri gerçeğiyle hayrete düşmesiyle Zucarelli, holografik prensiplerin bu yeteneği açıklayabildiğini keşfetmiştir. Zucarelli, ayrıca akustik olayları neredeyse beceriksizce bir gerçeklikle çoğaltan bir kaydetme tekniği olan holofonik ses teknolojisini de geliştirmiştir.
Pribram’ın inancı olan beyinlerimizin ’sert’’ realiteyi matematiksel olarak frekans alanındaki girdiye dayanarak inşa etmesi, yüksek düzeyde destek görmüştür.Her bir duyumuz, önceden şüphelenilenden daha geniş bir şekilde bir frekansa hassasiyet gösterir. Araştırmacılar keşfetmiştir ki; mesela, görsel sistemlerimiz ses frekanslarına hassasiyet gösterir, koklama kısmı olan duyularımız ‘’kozmik frekanslar’’ olarak adlandırdıklarımıza bağlıdırlar ve  hatta vücudumuzdaki hücreler bile geniş alandaki frekanslara hassastırlar. Bu şekilde olan bulgular, böyle frekansların holografik etki alanının sadece bilincimizde sıralanmış olduğunu ve geleneksel algılara bölündüğünü ileri sürmektedir. Fakat Pribram’ın holografik beyin modelinin zihni en tereddüt ettiren yönü, Bohm’un teorisiyle bir araya konulduğu zaman ne olduğudur.Dünyanın somutluğu ikincil bir realiteyse ve bu da aslında holografik bulanık olan frekanslarsa ve beyin de bir hologramsa ve bu bulanıklıktan yalnızca bazı frekansları seçiyorsa ve matematiksel olarak onları duyusal algılamalara dönüştürüyorsa; objektif realite ne olur? Basitçe söylersek, varlığı sona erer.
Doğu dinleri, uzun zamandır madde dünyasının Maya olduğunu, yani bir hayal olduğunu ve fiziksel dünya aracılığıyla taşınan fiziksel varlıklar olduklarımızı ve bunun da bir hayal olduğunu savunmaktadırlar. Bizler gerçekten de frekansın kaleydeskopik denizi aracılığıyla yüzen ‘’alıcılarız’’, ve bu denizden çıkardığımız ve fiziksel realiteye dönüştürdüklerimiz ise  yalnızca süperhologramın pek çok parçasındaki bir kanalından başka birşey değildir.
Bu dikkati çeken yeni realite penceresi; yani Bohm’un ve Pribram’ın görüşleri, holografik örnek olarak adlandırılmış ve pek çok bilimadamı bu görüşü şüpheci bir tavırla karşılasa da; diğerlerini de harekete geçirmiştir. Küçük fakat artan bir grup araştırmacı, bunun şimdiye kadarki en doğru realite modeli bilim olduğuna inanmaktadırlar. Bundan da fazlası, bazıları bu görüşün bilim tarafından şimdiye kadar açıklanamamış bazı gizemleri çözebileceğine ve hatta doğanın bir parçası olarak alışılmamış olanı inşa edeceğine inanıyorlar. Pek çok araştırmacı, Bohm ve Pribram da dahil, pek çok alışılmamış-psikolojik fenomeninin holografik örnekle çok daha anlaşılabilir olduğuna işaret etmişlerdir.
resim

Kişilerin beyinlerinin aslında daha büyük bir hologramın bölünmez parçaları olduğu ve herşeyin sonsuz olarak
birbirine bağlantılı olduğu bir evrende; sadece telepati, holografik düzeye erişme yolu olabilir. Daha uzak bir noktada bir bilginin kolayca nasıl ‘A’ kişisinin zihninden ‘B’ kişisinin zihnine seyahat edebildiğini anlamak, besbelli ki çok daha kolaydır ve psikolojideki pek çok çözülmemiş bulmacayı anlamaya yardımcı olur.
Buna benzer bir şekilde Stanislav Grof; holografik modeli, değiştirilmiş bilinç düzeylerinde kişiler tarafından deneyimlenen pek çok şaşırtıcı fenomenin açıklamasına bir örnek olarak önermektedir.1950’lerde, psikoterapik aracın LSD olduğuna dair olan inançlar hakkında araştırmalar yapılırken; Grof’un, birdenbire tarihöncesi bir sürüngen cinsi kimliğine sahip olduğunu zanneden bir bayan hastası vardı.Halüsinasyon esnasında, hasta yalnızca böyle bir şekle sahip olmanın zengin detayını vermekle kalmadı; ayrıca yaratığın erkek anatomisinde, başının yan tarafında renkli pullardan bir yama olduğuna da işaret etti.Grof’u şaşırtan  şey, kadının böyle şeyler hakkında bir bilgiye sahip olmamasına rağmen; daha sonra zoologla yapılan konuşmada sürüngenlerin bazı türlerinde baş kısmındaki renkli bölgenin seksi tahrik edici, tetikleyici olarak gerçekten önemli rol oynadığını teyit etmiş olmasıdır.Kadının deneyimi benzersiz bir deneyim değildi. Araştırması esnasında, Grof geri giden ve evrim ağacındaki neredeyse her bir türü tanımlayan hasta örnekleriyle karşılaştı (araştırma bulguları, ‘Değiştirilmiş Haller’ filmindeki maymun adamı etkilemekte yardımcı olmuştur). Daha da fazlası, sık sık karmaşık zoolojik detaylar kapsayan böyle deneyimlerin doğru olduğunu keşfetti.Hayvanlar krallığındaki ilişkilenimler, Grof’un rastladığı tek şaşırtıcı psikolojik fenomen değildi. Onun ayrıca kollektif veya ırksal davranan hastaları da vardı. Eğitimsiz olan veya az eğitimi olan kişiler ansızın detaylı Zerdüşt cenaze törenlerinden ve Hindu mitolojisinden görüntüler anlatmaya başladılar.Deneyimin başka kategorilerinde; kişiler bedenden giriş-çıkış yolculuk hikayelerini, geleceğin görünen kısa bakışını, geçmiş-hayattan yeniden dirilişleri ikna edici bir şekilde anlattılar. Daha sonraki araştırmada Grof; uyuşturucu kullanılmayan terapi seanslarında aynı dağılımdaki fenomeni keşfetti. Çünkü; bu şekilde olan deneyimlerdeki genel öğe, kişinin bilincinin alışılmış ego veya uzay ve zamandaki sınırlarının ötesinin üstüne çıkmış gözükmesiydi. Grof, bu bulguları ‘’kişisel üstünlük deneyimleri’’ olarak adlandırmış ve 1960’ların sonlarındaki araştırma çalışmalarını da ‘’kişisel üstünlük psikolojisi’’ olarak adlandırmıştır. Bu da psikolojinin bir dalının keşfedilmesine yardımcı olmuştur.Grof’un yeni kurduğu Kişisel Üstünlük Psikolojisi Kurumu, kısa zamanda aynı düşüncelere sahip bir profesyonel grubunun toplanmasına neden olmuştur. ‘Kişisel üstünlük psikolojisi’, psikolojinin saygın dalı olmasına rağmen; Grof veya  çalışma arkadaşları şahit oldukları bu tuhaf psikolojik fenomeni açıklamak için herhangi bir mekanizma sunamamışlardır. Fakat bu, holografik örneğin gelişiyle değişmiştir.
Grof’un yakın zamanda işaret ettiği gibi eğer zihin devamlılığın gerçekten bir parçasıysa; yalnızca var olan veya var olmuş her bir diğer zihne bağlı olmakla kalmayıp her atoma, organizmaya bağlı bir labirentse; uzayın ve zamanın enginliğinde bir bölgeyse; o halde, zaman zaman bu labirentin içine baskınlar yapabilmesi ve kişisel üstünlük deneyimlerine de sahip olması artık tuhaf gözükmemelidir. Belki de Realiteyi yaratmada, Star Trek Gelecek Jenerasyon’da olduğu gibi, ‘Devamlılığın Q’su’ haline geldik veya virtüel realitenin deneyimi olan bilincin bir parçasıyız.

Holografik örnek, ayrıca biyoloji gibi sert bilim dalı olarak adlandırılan bilimler için de içeriklere sahiptir. Virginia Intermont Üniversitesi’nden bir psikolog olan Keith Floyd, eğer realitenin somutluğu yalnızca bir holografik hayalse; beynin bilinci ürettiğini söylemenin artık doğru olmadığına işaret etmiştir. Onun yerine, bilinç, beynin görünümünü yaratandır. Beden ve etrafımızdaki fiziksel olarak yorumladığımız herşeyi de o yaratır. Biyolojik yapıları görüntülediğimiz böyle bir yol, araştırmacıların ilaç ve anladığımız iyileşme sürecinin holografik örnekle dönüştürülebileceğine işaret etmelerine sebep olmuştur. Eğer gözüken bedenin fiziksel yapısı bilincin holografik projeksiyonuysa; sağlığımız için herbirimizin şimdiki tıbbi ilmin izin verdiğinden daha fazla sorumlu olduğumuz anlaşılır. Şimdiki mucizevi türden hastalığın hafifleme bakış açısı, belki de bedenin hologramında değişiklikleri etkileyen bilince bağlı olabilir. Benzer bir şekilde; tartışmalı görselleştirme gibi olan yeni iyileştirme teknikleri iyi çalışabilir, çünkü imajlar düşüncenin holografik etki alanında nihayetinde bir ‘’realite’’ kadar gerçektir.Hayaller ve ‘’sıradan olmayan’’ deneyimlerin realitesi bile holografik örnekle açıklanabilir hale gelmiştir.
Biyolog Lyall Watson, ‘’Bilinmeyen Şeylerin Hediyeleri’’ adlı kitabında ayin dansı yaparak tüm korudaki ağaçları havaya uçuran, yok eden Endonezyalı şaman bir kadınla olan tanışmasını anlatmaktadır. Watson, kendisi ve diğer hayrete düşmüş olan seyircinin kadını izlemeye devam ettikçe; ağaçların yeniden belirmesini ve kaybolup yeniden belirmelerini ardı ardına birkaç defa izlediklerini anlatmaktadır.Şimdiki bilimsel anlayış, böyle olayları açıklayamamasına rağmen eğer ‘’sert’’ realite yalnızca bir holografik projeksiyonsa; böyle deneyimler daha savunulabilir olmaktadır. Belki de bizim ‘’burada’’ veya ‘’burada değil’’ gibi katıldığımız şeyler gerçek değildir; çünkü bizim fikir birliğine vardığımız realite, bütün zihinlerin sonsuz olarak birbirine bağlandığı insan bilinçsizlik düzeyinde formüle edilmiş ve tasdik edilmiştir. Eğer bu gerçekse, bu hologramın şimdiye kadarki en derin göstergesidir, çünkü sadece Watson’ınki gibi olan deneyimler sıradan değildir.Zihinlerimizi onları öyle yapan inançlarla programlamadık.
Holografik evrende, realitenin dokusunu değiştirici boyutta limitler yoktur. Realite olarak algıladığımız şey, sadece herhangi istediğimiz bir resmi üzerinde çizmemizi bekleyen tuvaldir. Zihin gücüyle kaşıkları bükmekten, rüyada olan hayal olaylarını Yaqui brujo don Juan’la karşılaştığında ‘sihir bizim doğuştan gelen hakkımız’ olduğu için deneyimleyen Castaneda’ya kadar herşey mümkündür; rüyalarımızda gördüğümüz hesaplamak istediğimiz realiteyi hesaplama kabiliyetimiz kadar mucizevidir. Realite hakkındaki en temel düşüncelerimiz gerçekten de şüphe haline dönüşür. Çünkü holografik evrende, Pribram’ın da işaret ettiği gibi; tesadüfi olan olaylar bile holografik prensiplere dayalı olarak görülmeli ve buna göre karar verilmelidir. Senkronlar veya anlamlı raslantılar aniden anlam kazanır ve realitedeki herşey mecaz olarak görülmelidir. En rastgele olan olaylar bile altında yatan simetriyi ifade edecektir.
Bohm ve Pribram’ın holografik örneği bilimde kabul görse de görmese de veya onlar öldükten sonra kabul görse de, şunu söylemek sağlamdır ki; bu örnek düşünen pek çok bilimadamında şimdiden bir etki yaratmıştır.Ve holografik modelin, atomdan küçük parçacıklar arasında anında ileri geri haberleşme kurduğunun açıklamasını iyi şekilde yapamadığı bulunsa da; en azından, Londra’daki Birbeck Üniversitesi’ndeki fizikçi Basil Hiley’nin işaret ettiği gibi, Aspect’in bulguları gösteriyor ki; ‘’Biz, radikal bir şekilde yeni realitenin görüşleri üzerinde düşünmeye hazırlıklı olmalıyız.’’
Çeviren : Esin TEZER
esintezer@gmail.com

HOLOGRAFİK OLAN EVREN için toplam 33 yorum yapmış

  1. sevda Cevapla

    04 Mayıs 2009 - 10:12

    ben holografik beyin teknikleri ile ilgileniyorum hatta evrende herşeyin hologramlara kayıtlı olduğunu deneyimledim .geçmiş bugün ve gelecek dışsal hologramlarda kayıtlı bunları okumak ve yeniden kaydetmek mümkün.dersem ne düşünürsünüz?

  2. zet Cevapla

    24 Mayıs 2009 - 17:54

    sevda sen böyle dersen deneyimlemeyi nasıl yaptığını sormak isterim dışsal bir hologramımı okudun veya hissi mi konuşuyorsun.Bilimsel bir mevzuyu neden böyle çoçuk oyuncağuna çeviriyorsunuz anlamıyorum

  3. Mete iyiol Cevapla

    06 Aralık 2009 - 21:30

    Cok enteresan, holografik beyin tekniklerini ilk defa bugün duydum ama bu sekilde adlandirilmayan sanki parapsikoloji ile iliskilendirilmis ayni teklikleri yaklasik 12 senedir okuyorum ve hatta bu konuda okudugum kitaplardan ikisinin yazariyla” Boris Ostrowski” ile bir is/arkadas toplantisinda cok tesadüfi tanistim. Evdekiler genel olarak akademisyenlerdi ve o kisinin kitap yazari oldugunu ve özellikle bu konu ile ilgili oldugunu bilmiyorlardi, bir ben biliyordum, muhtesem bir aksam gecirmistik. Kapali gözlerle okudu, vucut magnetizmasi ile cisimleri kaldirdi, aklimizdakileri okudu …gibi Bugün bütün gün internette gezinerek bu konuda yazili olan metinleri okumaya calistim. Eger bilgilerinizi benimle paylasirsaniz sevinirim. Kendimi bu konuda gelistirmek istiyorum ilgili arkadaslarla yazismaktan mutluluk duyacagim. Görüsmek dilegiyle. Mete Iyiol / Berlin

  4. admin Cevapla

    07 Aralık 2009 - 17:39

    Sitemizdeki bu yazının, ayrıca ilk yorumu yapan Sevda Hanım’ın Hürriyet gazetesinde çıkan haber ve kişilerle uzaktan yakından bir bağlantısı ve yakınlığı yoktur. Haberde adı geçen kişi ” Sevda Bakankuş” tur ve bu yazıya yorum yapan ” Sevda Hanım ” KESİNLİKLE DEĞİLDİR. Lütfen bu konuyu göze alarak yorumlarınızı yapınız. Teşekkürler

  5. SEVDA BAKANKUŞ Cevapla

    23 Ocak 2010 - 20:12

    merhaba
    evet o sevda bendim.. herzamn elimden geldiği kadar bu bilgileri çeşitli platformlara yazdım ve şunu demek istedim birileri daha var bu konuları araştıran ve bu benim evrenin kurallarını ve insanlığın gelecek en son noktasının hollografik everen anlayışı olduğunu bilmek için fizizk profesörü olmak gerekmiyor.zaten..bu bilgiler herkesde var..ben bunun farkına vardım ve deneyimledim….sevgiler……..

  6. SEVDA BAKANKUŞ Cevapla

    23 Ocak 2010 - 20:23

    Ana felsefe evren bir bütündür..parça bütünün bilgilerini taşır…evrenle insana arasındaki mesafe saf bilinç dir saf bilince ulaşan herkes evrenin beş boyutlu görüntü ve bilgilerine ulaşır…bukadar nettir..gereksiz laf kalabalığı ve förmullerle uğraşmak gerekmez..inançlarımız bizim ruhsal yapı taşlarımızdır..gideceğimiz bu yolda bize eşlik ederler..her inanç bu yaratılış öyküsünün bir anlatım şeklidir.oysa evren sizi yaptıklarınız ve farkındalıklarınızı sorgular ve adalet sistemi herkese eşit yaklaşır..inançlarınızla yargılamaz..herşeye yorumsuz ve sorgusuz bakar..ve kurallarını işletir..
    ve BİZLER BİLMELİYİZKİ..KERNDİMİZİ İNCİTMEDEN BİR BAŞKASINI İNCİTEMEYİZ..holografik anlam da her davranış geleceğe atılan bir temel taşıdır..iyi yada kötü..sonuç bizim hazırladığımız sonuçlardır..evren hastayım desiniz evet hastasın der ..iyiyim dersin evet iyisin der..oysa bizler bilmeyizki biz ne anlam verdiysek oyuz….salt bu nedenle de olsa HOLOGRAMLAR.GELECEK İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR…

  7. Mliani BALİN Cevapla

    27 Ocak 2010 - 16:00

    Merhaba Sevda hanım (BARANKUŞ) sizi bir tv programınızda kızınız aylin ile birlikte görmüştüm. Anlattığınız konu gerçekten çok ilgini çekti ve bu konu hakkında sizin elinizde okuduğunun ve okumamızı istediğiniz kitap dergi vs. kaynakları ben de okumak isterim. Bana birer örneğini yollamanızı isteyebilir miyim? e-posta adresim: milani21@mynet.com

  8. Mliani BALİN Cevapla

    27 Ocak 2010 - 16:00

    Merhaba Sevda hanım (BARANKUŞ) sizi bir tv programınızda kızınız aylin ile birlikte görmüştüm. Anlattığınız konu gerçekten çok ilgini çekti ve bu konu hakkında sizin elinizde okuduğunun ve okumamızı istediğiniz kitap dergi vs. kaynakları ben de okumak isterim. Bana birer örneğini yollamanızı isteyebilir miyim? e-posta adresim: milani21@mynet.com

  9. Fatih Yavuz Cevapla

    02 Şubat 2010 - 01:12

    Herkes Sevda Hanımın peşine düşmeye başlamış…Herkes acaba bundan ne çıkarım olur.Kime ne kötülük eder kendime ne fayda sağlarımın derdinde…Dünya da milyonlarca yıldır her kapıyı açan tek bir anahtar ve gözümüzün dibinde…Evrenin anahtarı belli aramaya gerek yok…Onun adı sevgi…O kapılar başka türlü açılmıyor.İçinizde bir parça olsun kötülük varsa 10 cilt çalışsanızda bu tekniği uygulamanız mümkün değil.

  10. SEVDA BAKANKUŞ Cevapla

    08 Şubat 2010 - 11:59

    tabiiki sevgi ama onun yanında enerji de olmalı.bu iki anahtar evrenle sizin aranızdaki tüm sınırları ortadan kaldırır…

  11. SEVDA BAKANKUŞ Cevapla

    08 Şubat 2010 - 12:04

    fatih bey boşverin kimin beni hangi gözle gördüğünü..bizler evreni hangi gözle görüyoruz ona bakalım..benim umrumda bile değil..ben bir tek şey biliyorum..herşeyin farkındayım..aradığım cevaplar öyle uzakda değil..çok yakınımda…yeterki görmekle bakmak arasındaki farkı anlayalım.. herkesi sevgiyle selamlıyorum…

  12. Ali Cevapla

    14 Şubat 2010 - 02:34

    Sevgili Sevda Hanım,
    Kimin sizi hangi gözle gördüğü gerçekten hiç ama hiç önemli değil,bence rahat olun…

    Newton,şu anda ”newton yasaları” olarak bilinen bilimsel gerçeklikleri ilk keşfettiğinde onunla ilk dalga geçenler meslektaşları yani bilim insanlarıydı.Dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyen Galileo’yu da idam ettik insanlık olarak..vs..vs..Tüm bu yaşanmışlıklara rağmen insanlar hala karşılaştıkları YENİ bir olguya en azından ”OLABİLİR” mantığı ile yaklaşmasını öğrenemediler…

    Gerçek GÜÇ,gerçek İLAHİ KUDRET ve SONSUZLUK,insanların kafalarında kalıplaştırdıkları şablonun çok ötesinde.Aynı zamanda bir atomun zerrelerinin içinde,aynı zamanda heryerde…Kuantum fiziği yavaş yavaş bizlere bazı şeyleri çok net bir şekilde göstermeye başlıyor…Sevgili Sevda Hanım,çok yakında bahsettiğiniz şeyler herkes tarafından bilinip uygulanacak.Siz bir öncüsünüz ve yaptıklarınız için şahsen teşekkür ederim…

  13. PINAR ERDEM Cevapla

    17 Şubat 2010 - 00:12

    Sayın Sevda Bakankuş,
    Hürriyet gazetesindeki Ayşe Arman ile olan röportajınızı okudugumdan beri size ulaşmanın yollarını arıyorum. Konuyla çok ilgiliyim, geçmişte bazı deneyimlerim oldu…..sizinle paylaşmak isterim, ilgileneceginizden eminim. e posta adresim: prada60@hotmail.com
    sevgiler

  14. PINAR ERDEM Cevapla

    17 Şubat 2010 - 00:12

    Sayın Sevda Bakankuş,
    Hürriyet gazetesindeki Ayşe Arman ile olan röportajınızı okudugumdan beri size ulaşmanın yollarını arıyorum. Konuyla çok ilgiliyim, geçmişte bazı deneyimlerim oldu…..sizinle paylaşmak isterim, ilgileneceginizden eminim. e posta adresim: prada60@hotmail.com
    sevgiler

  15. SEVDA BAKANKUŞ Cevapla

    25 Şubat 2010 - 17:01

    herkese sevgilerimi yolluyorum….sadece kendinize zaman ayırmanızı istiyorum ..düşünün..hayat amacımız sadece günlük gerekliliklerimiz mi…yoksa evren gözümüzün önünde onu çözmemizizmi bekliyor….herşey hepimizde….kapatın gözleriniz günde on dakika kendinizi dinleyin iç sesinizi…ve sorular sorun…birde bakmışsınızki cevaplar orda………..kendiliğinden gelivermiş…..

  16. Fatıma Cevapla

    05 Mart 2010 - 10:47

    Merhaba Sevda Hanım
    Ben böyle şeylerden hiç haberi olmayan ilk defa burda okumuş bir insanım. Şuanda şoktayım. Bunu nasıl yapabileceğimi öğrenmek ve uygulamak istiyorum. Bana yardımcı olursanız sevinirim.

  17. Fatıma Cevapla

    05 Mart 2010 - 10:56

    Mail adresim *******@hotmail.com

  18. Ali Kaykı Cevapla

    11 Mart 2010 - 02:04

    Derman sende fakat senin haberin yok
    Derdin senden fakat sen görmüyorsun
    Kendini küçücük bir beden sanıyorsun
    Oysa koskoca âlem dürülmüş içinde senin
    Öylesine apaçık, apaydın bir kitapsın ki
    Gizli şeyler onun harfleri ile meydana çıkmada
    Dışarıya bir ihtiyacın yok senin
    Gönlünde yazılmış yazılar
    Her şeyden haber verir sana
    Hz. Ali

    Demekki bu durum en az 1400 senedir biliniyor. Bilenlerin çoğu profta değildi. Benim tanıdığım (canımdan çok sevdiğim) birisi bizim bildiğimiz şekilde okuma-yazma dahi bilmiyordu. Ama insanda ve evrendeki harfleri bilip okuyordu. Bu durum, geçmişte olduğu gibi bu zamanda da kendini koşulları çerçevesinde normal görenlerin (bedensel) aklının anlayabileceği bir durum değil.

    Hace Bektaş Veli “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” demiş. Yunus Emre de O’nun ne demek istediğini:
    İlim ilim bilmektir
    İlim kendin bilmektir
    Sen kendini bilmezsen
    Ya nice okumaktır

    sözleri ile net bir şekilde açıklamıştır.

    Aslında biz insanlar gereksiz o kadar çok şey öğreniyoruzki. Bu karmaşanın içinde asıl öğrenmemiz/bilmemiz gerekeni unutuyoruz.

    “Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim” sözünden ve söyleyeninden bihaber binbir donda gidip geliyoruz şu dünya denen garip aleme.

    Muhabbetlerimizle…
    Ali Kaykı.

  19. bypiso Cevapla

    09 Nisan 2010 - 19:09

    6 senedir internet üzerinde “Parapsikoloji” ile ilgili tüm yazılanları okuyorum. Astral Seyehat, Telekinezi, Levitasyon ve sizin bahsettiğiniz teknik olan Durugörü…

    Sormak istediğim soru şu: Parapsikologlara göre, eşzamnlı görüntüleri gösterebilen beyin, gelecekteki görüntüleri de gösterebiliyor. İşte bu nokta, Türk insanının inaç biçimiyle sizce ne derece bağdaşıyor?

    Olayları asla tek taraflı yorumlamayı sevmediğim için, sürekli araştırıyorum. Ve anlattıklarınız hakkında şu videoya ulaşıyorum:
    http://www.dailymotion.com/video/xbkr7b_holografyk-okuma-y-bronnikov-metodu_people

    Ben de kendimce birçok şey yaşadım. Telekinezi yaptım, auraları gördüm vs… Ama bunlarda hep birşey eksikti. Verilmesi gereken bilgilerin hepsi verilmiyor!

    Herşeyden önce şakra dediğimiz ve bu yetenekleri gerçekleştirmemizi sağlayan enerji alanları zaten her insanda açıktır. Çeşitli teknikler ile daha da açabilir. Ama nurlanmadan açılan şakralar ne kadar güçlü olur? Bizim bildiğimiz sürekli zikir ve ibadet halinde olan insanlar, zaten bunların alasını yapabiliyor. Holografik yetenekleri gelişen kişilerin, özellikle Ajna (3.Göz) şakrası açılıyor. Bu şakra normalde her türlü enerjiye açıktır. En ufak bir korku veya sinir anında negatif uyaranların etkisi altına girer. Sadece gözünüzü kapattığınızda değil, gözleriniz açıkken de çeşitli imajlar görürsünüz. Ve parapsikoloji ile ilgili biraz bilgisi olan biri bilir ki kendinizi belli bir oldgunluğa eriştirememişseniz çeşitli varlıkların etkisi altına girmeniz kaçınılmazdır. Bu tür şeyler okunarak öğrenilmez. İnsanlar Yaratıcı ile olan bağlantılarını güçlendirdiklerinde zaten kendiliğinde çıkıyor mucizeler ortaya…

    Kimsenin şahsına sözüm yok yanlış anlamayın! Ama şuan bir arkadaşım sırf bu yüzden şizofreni tedavisi görüyor. Daha pek çok kişinin de aynı durumda olduğunu biliyorum. Bu tür bilgiler hurafe gibi değil de tüm bilimselliğiyle anlatılmalı… Kirlian Kameralarından, Refleksoloji’den, Reiki’den bahsedilmeli… Yoksa artık kendisine bile güveni kalmayan halkımızın, bu tür konularda yoğunlaşabileceğine şahsım adına inanmıyorum.

    Saygılar…

  20. SEVDA BAKANKUŞ Cevapla

    18 Nisan 2010 - 12:19

    sevgili dostlar….
    malesef günümüz insanı hayatın zorlu koşulları içinde kendini ihmal etmiş bu kargaşa denizinde boğuşup duruyor…Tüm bu kaosun içinde kendine zaman ayıramadığı içinde hayatın anlamını keşfetmeden ölüp gidiyor..oysa yüzlerce kişiye zaman ayırırken aynı şansı kendi için vermiyor..Sadece günde 20 dakika kendini dinlese yaşam nedenini sorgulasa ve kendini nasıl olupda bukadar çok ihmal ettiğini anlasa ..tekamül yolundaki merdivenleri koşarak çıkacakdır..bir an bir saniye düşünmeden..ve tüm everenin onun için yaratıldığını ve herşeyin onun için varolduğunu ve bu varoluş içinde kendisininde bir parça olduğunu…ve bu bütünsel bakış açısını hayatının merkezine koyduğu taktirde tüm sorulsrın cevaplarının nasıl açıklandığını görse nekadar güzel olurdu…evet bütünsellik olgusu evrenin sırrı..bütünleştğiniz herşey siz dinler ve cevap verir..bu sihirli anahtarın oluşumunu enerji ve sevgi sağlar..bu konun üzerinde düşünün bence…..haklı olduğumu göreceksiniz….sevgilerimle……..

  21. bilun dohmen Cevapla

    11 Mayıs 2010 - 14:14

    sevda hanım ben kendimde bazı güzler olduğunun cok farkındayım fakat kimseye birşey söyliyemiyorum,ben bir transeksüelim doğumumdan bu güne kadar gecen hayatımın tamamını bilir gibi yaşadım cinsiyet değiştirdiğim icin insanlar tarafından ciddiye alınmıyorum hayatımı alın terimle calışarak kazanıyorum,sağ beynimle hareket ediyorum ve sol beynimi istediğim gibi kullanabiliyorum nesleri hareket ettirebiliyor vucudumdaki herhangi bir lekeyi parmağımın ucuyla deymeden yok edebiliyorum daha bunun gibi yüzlerce şeyler yaşadım bunları tektek yazıp bir araya topluyorum cünkü artık hatırlamakta güclük cekiyorum,sizinle tanışıcağımıda hissederek aynı gün aynı saat aynı dakika ve aynı kanalı hic dolaşmadan acıp sizi dinledim iste o esmer siyah gözlü etine dolgun bayan karşımdaydı daha ne söyliye bilirim size sorum benim bu yaşadıklarımın adı nedir yazarsanız sevinirim sevgiyle kalın hoşcakalın.

  22. hakan Cevapla

    12 Mayıs 2010 - 13:46

    merhaba sevda hanım ben eğitiminize katılıp holografik beyin tekniklerini öğrenmek istiyorum.seminerleriniz hakkında bilgi verir misiniz?ne kadar sürüyor ve ücret?ve ekran açma tam olarak nedir?gözü kapalı görme sadece bir his mi yoksa gerçekten mi gözü kapalı görebiliriz?beyinlerine saat,barometre,ses kayıt cihazı yükkleyenler var.peki bu tam olarak nasıl oluyor?şimdiden teşekkürler…

  23. şahin Cevapla

    24 Haziran 2010 - 21:08

    SEVDA HANIM KURS ÜCRETİNİZ NEDİR ACABA

  24. muzaffer Cevapla

    29 Haziran 2010 - 20:28

    bende hakan bey gibi holgrafik beyin tekniklerini öğrenmek istiyorum.eğitim zamanlarınızı takip edebileceğimiz bir site varmı.
    tabii eğitimde bizzat sizden almak dileğiyle.yani sevda hanım eğer bir sitede bunu yayınlarsanız,artık herkesin haberi olur sizide böyle soru bombardımanına tutmayız.şimdiden çok teşekkürler.

  25. Arzu Cevapla

    14 Ağustos 2010 - 00:11

    Merhaba Sevda Hanım,

    Sizi ilk kez Hürriyet gazetesinde Ayşe Armanın röportajında tanıdım. Bende kendimi bu konuda geliştirmek istiyorum. Bana yardımcı olabilirsiniz çok memnun olurum..

    Şimdiden teşekkür ederim ..

  26. Arzu Cevapla

    14 Ağustos 2010 - 00:12

    Sevda hanım posta adresim : lasveg@mynet.com

  27. Elif Cevapla

    23 Ağustos 2010 - 17:33

    http://nominer.com/align_egitimlistesi.aspx?ekid=217&ActivityId=26

    Bu, aradığınız şeyin linki. Ben de çok araştırdım ve araştırmaya da devam ediyorum.
    “bypiso”ya sonuna kadar katılıyorum: ‘Bu tür şeyler okunarak öğrenilmez.İnsanlar Yaratıcı ile olan bağlantılarını güçlendirdiklerinde zaten kendiliğinde çıkıyor mucizeler ortaya…’ demiş. Evet, öncelikle Allah’a yakın olmak, dolayısıyla kendimize yakın olmak demek, ondan sonra tüm kapılar zamanı geldiğinde açılır.
    İslamiyetin en güzel yanı; bugün bilinenin ve uygulananın aksine, ilimin kadına ve erkeğe farz olması. Yani yüce Allah araştırmayı, sorgulamayı, öğrenmeyi “görev” kılmış. Var mı bunun ötesi?!…

    Aşkla…

  28. sevgi köse Cevapla

    29 Ağustos 2010 - 21:28

    bypiso merhaba bende bu semineri almak için sevda hanıma başvurdum 3. gözü açılanların bunu bilinçsizce yaptıklarında negatif enerji alanlarına giridğini yazmışsnız bana mail atar mısnız lütfen bu konuda sizle konuşmak istiyorum sevgiler….
    sevgikose16@hotmail.com

  29. sevda bakankus Cevapla

    03 Ekim 2010 - 23:42

    merhaba dostlar……….
    Evet ..şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim…Evrende 2 gerçek vardır hologramlar ve fotografik hafıza…evrendeki kollektif kayıtların okunabilmesi bir hologram tekniğidir evrenin tamamı hologramdır…ve hologramlar bütünsellik anlayışı içinde okunur..sizebir örnek vereyim..İnsanoğlu gelişimden itibaren hologramların farkına varmıştır ve suyda kendini görerek .ve quantum fiziğinden sonra tlelvizyonla çağ atlamıştır insan beyni varolan imaginasyon sistemini harekete geçirmeden hiç birşeyi hologram tekniğinde okuymaz tek yol varıdr fotografik ghafızasını geliştirmek zorundadır örnek bu metodla beynine bir portakalı kaydedebilir tadını ve kokusunu 5 duyusunu katarak bilgiyi tanımlar ..aynı sistemle dünyanın öbür ucundaki bir portakalıda 5 duyusu ile analiz edebilir ve tanımlayabilir..bence öyle anlatıldığı gibi ayna neronlar değil…sistemin kendisi sonsuz krıstal kesimler gibi birbirini yansıtmaktadır..bu görüntüler hologramın ta kendisidir…bilmek bütünleşmekdir..yani hologramın içinde kristal kesim yanımalar gibi kaybolmadıgında bilgi sadece şüpheden oluşur yada olasılıkdır…oysa çocukken baktığımız cam küredeki görüntüleri hatırladığımızda suyun içindeki yapay karlar uçuşunca bir an o küçük hologramın içinde kaybolur ve yaşamış gibi hisseder ve mutlu oluruz..yetişkin yaşlarda bu çocuksu saf yoğunlaşma kaybolduğu için o hologram sadce anıdan öteye gidemez..oysa bu çalışma fotografik hafıza desteğiyle ilerletilse..dünya yerinden oynar …haydiibiraz dünyaya cam bir kürenin içideymiş gibi bakalım ve o kürenin içine girerek herşeyi bilelim kah o yapay kar olalım kah içindeki küçük saray yada çicek ..sevgilerimle

    bana sevdasipahioglu@gmail.comdan ulaşabilirisniz…

  30. sevda bakankus Cevapla

    10 Ekim 2010 - 22:07

    evet newtonun sessiz ölü dünyasına karşı quantumun renkli hareketli ve birbirine bağlı sürekli hareket halindeki bu dünyada herşey olasılık dahilindedir……….ve düşünce bilgiye varma bütünleşmeden geçer……………ben siz olurum sizi bilirim su olurum suyu bilirim…ben ne istersem o olurum……..hologram içinde hologram olurum…ben evrenim evrende ben……………..ben senim sende ben………..

  31. oya Cevapla

    29 Aralık 2010 - 15:26

    Merhaba hiç düşündünüzmü? bu maddedenmiş gibi görünen dünya aslında zihnin bir rüyası burada bulunmamız hangi statüde şeklimiz hepsi bizim kendi hayal ürünümüz.ve yurdum insanını da her durum ve halde söğüşleyen uyanıklar.Yalnızca biraz daha akıllıca düşünelim lütfen saygılar

  32. SONGÜL SELÇUK Cevapla

    30 Mart 2011 - 15:14

    ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜM
    YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM
    ???????????????????

  33. sevdabakankus Cevapla

    23 Haziran 2011 - 17:06

    merhaba tüm dostlara bana ulaşmak isteyen tüm arkadaşlar mailimden bana yazabilirisniz..evrende herkesin bir görevi var kimisi yazmak kimide uygulamak ..maleesef ben yazamayanlardanım ama günlerce anlatabilirim…
    mail adresim s.bakankus61@gmail.com sevgi ve ışıkla kalın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>