Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

YORUMSUZ KALABİLİR MİSİN ?

Suhendan-Ketenci

Dr. Sühendan COŞAN KETENCİ

Meryem suresine bir yaklaşım denemesi

Kur’an ı Kerimde bazı yerlerde tesbih etmek, bazı yerlerde zikir kavramları geçer. Bildiğimiz gibi zaten her varlık var oluşuyla Allah’ı tespih etmektedir. Var oluşu, O’nun manalarını açığa çıkarması tespihtir. Zikir ise bir anlamda varlığının Hakikatini hatırlama, düşünme, tefekkür etme ve farkına varmaktır. Bu da sadece tüm evrenin aynası insana, insan beynine has bir özelliktir.

Rabbinin, kulu Zekeriyya’ya rahmetini hatırla (zikret).( Meryem -2 )

Diğer bir çok surede olduğu gibi Meryem suresinde de zikretmemiz, hatırlamamız öneriliyor. ( Sn Ahmed Hulusi’nin mealinden okumaya çalışalım )

Zekeriya’ yı hatırla diye başlıyor. Hatırlayalım, düşünelim ve anlamaya çalışalım Zekeriya kimmiş ve ne yapmış ?

Hani O, Rabbine derûnundan yönelmişti. ( meryem 3 )

Zekeriya Rabbine derunundan yönelmiş. Ötelerde bir yerlerde değil kendi Öz’ünde olduğunun imanıyla yönelmiş. Ancak hala kendini bir birim ZAN nedişi var sanki;
“Rabbim… Gerçek ki, kemiklerim gevşedi, saçlarım ağarıp bembeyaz oldu! Rabbim, sana dua edip de hiç hüsrana uğramadım…”( Meryem 4 )

Aslında kemik bizim birimselliğimizi, kemikleşmiş kayıtlarımızı anlatıyor. Derununa yönelmek gevşetmiş kemiklerini, saçları da ağarmış. Artık hem beden hissedişi azalmış hem de belli bir olgunluğa gelmiş kişiliği. Biz de derunumuza samimiyetle yönelirsek önce egomuz – birimselliğimiz  zyıflıyor demek ki…

“Muhakkak ki ben, arkamda kalacakların neler yapacağından korkarım. Karım ise zaten kısır! O hâlde ledünnünden bana bir velî hibe et.” ( Meryem 5 )

Ama henüz iman ettiği potansiyelini açığa çıkaramamış. Kuantum potansiyel olan gerçek noktamızdan  ilahi kuvveler dediğimiz salt manalar, salt kuvveler her an açığa çıkar aslında. Ama beyin bunu veritabanı ve açılımı ölçüsünde değerlendirip bilince ve zahire yansıtır. Kuvvelerin en yüksek frekansta, salt manalarla açığa çıkma potansiyeli vardır beyin uygunsa..Ancak zihin -  ego buna engeldir.

 Zihni – egoyu aradan çıkarabilmek,  birim olmadığımızı farketmek adına önce derunumuza yöneliriz.

Bu yöneliş ile ego zayıfladıkça gerçek potansiyelimizin önündeki setler de yıkılmaya başlayacaktır…

Ve bu potansiyel mevcut yapımızda açığa çıkacaktır.

Yani kendimizi O noktada hissetmeye başladığımızda  bu kuvvelerin açığa çıkacağı mahal yine kendi birimselliğimizdir. Ama dediğimiz gibi  var sandığımız ayrı bir varlığın olmadığının farkedilmeye başlanması  ile önü açılacaktır bu sürecin…

Yöneliş zaten duayı da oluşturacaktır. Dua ederiz bu potansiyeli açığa çıkarmak için.Ederiz etmesine de hala birim ZAN nı varken bazen kendimiz bile inanamayız  buna. Zakeriya  da pek inanamamış aslında. Duasını yapmış yapmasına ama beşer gördüğü, korunduğu ama daha da tam kurtulamadığı mevcut yapısından bu manaları çıkarabileceğinden emin olamamış. Cevap yine derunundan gelmiş…

 “Orası öyledir” dedi (Rabbi)(Ancak) Rabbin dedi ki: “O bana kolaydır… Sen (anılır herhangi) bir şey değilken, daha önce seni halketmiştim.” ( meryem 9 I

(Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim! Bana bir alâmet ver…” Dedi ki: “Senin işaretin, sorunun olmadığı hâlde, insanlarla üç gece süresince konuşmamandır.”( Meryem 10)Peki bu manaların çıkması için ne yapmalıdır diye sorarız kendimize..Duanın neticesi yol tarifleri, öneriler gelir evrenden. Bazen hissediştir derunumuzdan gelen…

Zekeriya da sormuş bence.

Ve cevap gelmiş… Üç gece boyunca ORUÇ!

Ramazan ayı boyunca oruç tutuyoruz , yemiyoruz. Bir de orucun farklı bir boyutu var sanırım.

Zihin her an yorum yapar farkında mısınız ? Eşiniz neden böyle yapmıştır, hava neden sıcaktır, çocuk bu aralar neden sinirlidir ! Bu trafik de nereden çıkmıştır ! Garson çorbayı hala! getirmemiştir v.s…

İşte tüm bu yorumların orucudur bence Zekeriya orucu. Ne fiili ne de fiili yapanı ayrı görmemek, görsen de bir an bile yorum yapmamak. Olanı olduğu gibi her an kabul edebilmek. Bir saniye dahi yorum yapmadan…Zordur yorumu seven ego için…

Peki sadece karşıdakine mi yorumsuz kalmak acaba…Bence değil..Kendine de yorumsuz kalmak ….

Ne diyor ayet !

(Zekeriyya) mabetten halkının yanına çıktı ve onlara: “Sabah-akşam tespih edin” diye işaret etti.( meryem 11 )

Nitekim Zekeriya bu hissedişten, oruc kararından sonra kendi varlığına dönüp tespih edin demiş. Yalnız da kalsan, kesrete de girsen manalarını sadece ortaya koy! Kendi haline de yorum yapma ! Çünkü yorum yapman da varlığını sahiplenmen, ayrı görmen…Hakk’ ın varlığı ile varsan nasıl yorum yapabilirsin kendine?..Bir an bile neden böyle yaptım- yapmamalıydım diyebilir misin ? Yapmak ya da yapmamak senin-var sandığın gölge varlığının elinde midir acaba ?…

Ne karşındakinin elindedir, ne senin elindedir açığa çıkanı, olanı değiştirmek- farklı şekilde oluşturmak…Fiilinden, düşüncenden, kendinden ne kadar razı olup , yorumsuz kalabilirsin.?

Evet neticede hatalarımızı görüp itiraf edip kendimizi düzelteceğiz ama her an bu varlığın Hak’kın varlığı olduğu farkındalığını kaybetmeden…

Zekeriya’ya dönelim…Bu derununa yöneliş, dua ediş ( kendinden değil ama duasından  emindi Zekeriya ) ve ORUÇ yani her an yorumsuz kalış ile bir oğlu oluyor Zekeriya’ nın. Daha önce hiç isimlendirilmeyen bir şekilde…

Yahya ile müjdeleniyor Zekeriya..Sonraki ayetlerde de Yahya tanımlanıyor….

Sistemi OKU yabilme, korunabilme özelliği var Yahya’da, aslında Zekeriya’ da…Yani Zekeriya ‘nın yaptıklarını yapabildiysek bizde……Şartlanmalarımızla yorum yapmadığımızda gerçek anlamda sistemi Oku yabiliyoruz. Sessiz kalıp seyredebildiğimizde gerçekten GÖRE biliyoruz. Yorum yapıp sünnetullah dişlilerine kendimizi atmadığımızda korunabiliyoruz

Ve bu ORUÇ sonrası selam manasının açığa çıkışı ile , selamet ile  müjdeleniyoruz..Bir önceki idrakten üst idrake sıçrayış ile selam veriyoruz eski halimize..

Zekeriya sonrası başka bir boyutumuzu hatırlıyoruz…

Gelen bilgiler içinde Meryem’i de hatırlat (zikret)… Hani o ailesinden (uzakta, mabedin) doğu tarafında bir yere çekilmişti.( meryem 16 )

Ve Meryem’ i hatırlayalım…Derunumuza yöneldik, duamızı ettik ve aslında potansiyel olarak bizde mevcut olan manaları açığa çıkarabilmeye başladık. Artık birimsel varlığımızdan derunumuza yönelme değil, tüm birimsel varlığımızdan, kayıtlarımızdan vazgeçerek kendi ÖZ noktamızda kalma , o noktada durabilme aşamasındayız. Nokta olduğumuzu, bu beden olmadığımızı biliyoruz ve korunuyoruz tüm kayılarımızdan…İlk önce bedenden özümüze dönmüşken yönümüzü, artık ÖZ’den bedenimizin seyrine geçmişiz…Ama hala beşer- Hakikat ayrımındayız…

Onlardan kendini tecrid etti… Ona ruhumuzu (ilmi suret-dalga-data yapı) irsâl ettik de, Ona tam bir beşer olarak göründü.( meryem 17 )

Kayıtlarımızdan kurtulmakla  farklı bir idrakin kapıları aralanmaya başlıyor. Aslında hakikat boyutu dediğimiz ilmi suret-dalga- data nın kendi mevcut varlığımız olduğunu anlayama başlıyoruz. Beşer dediğimiz yapı bu ilmi suretin meğer zahire çıkışı imiş. Beşer- Hakikat ayrımı yokmuş. TEK bir yapı varmış…

Ama hemen kabul edemiyoruz bunu. Hep korunmuşuz, beşeri yönümüzü , egomuzu öldürmeye çalışmışız…

Kendimizin bu birim olmadığımızı anlama aşamasında tam bir korunma, bedenin istek ve arzularına karşı gelme ve mücadele dönemimiz olacak muhakkak. Ta ki ayrı gördüğümüz varlığımızın aslında hiç var olmadığını, bizim bakışımızın ikilik yarattığını anlayana, bu konuda mutmain olana kadar. Sonra da korunma devam edecek ama artık farklı bir bakışla…

Beşer dediğimiz yapının Hakikat’ in aynası olduğunu anlamak bir doğumun habercisi olacaktır.

Öldü dediğimiz yapımız canlanacaktır. Çünkü ölüleri dirilten İSA doğacaktır. Kudret açığa çıkacaktır. Kişi kendi kudretiyle kendini yepyeni manalar ile yeniden diriltecektir. Adeta yenilenecektir. Kendinden kendine bir yenilenme sürecidir başlayan..

Artık ilahi kuvvelerle hallenmeye başlayacaktır ama yeniden ORUÇ gelir. Bu sefer manaları açığa çıkarmak için değil, açığa çıkmış manaları sahiplenmemek, yorum yapmamak adına…Hazmedebilmek adına..Çünkü o güne  kadar yaşamadığı bir haldir bu. Bedeninden, kendinden açığa çıkmaya başladığında Hakikat, kendi bile ikileme düşebilecektir. Eski kayıtları, kaygıları vehmi ile bu yaşanısının önünü kesebilir. Bu yenilenme süreci, hazım sürecinde yine susmalıdır kendi haline…Yine yorumsuz kalmalıdır..

Yoksa aslında hükümdarlığını yitirmiş, sesi arada cılızca çıkan zihni ikiliğe düşürmeye çalışabilir…Bu bedende, birimde yaşanabilir mi Hakikat ? -Hakikat dediğin ulu bir kavramdır ve ötelerdedir – kayıtları yeniden başkaldırmak isteyebilir. Açığa çıkan kudret sahiplenilebilir…Hala ikilik, vehim tehlikesi vardır.

Çocuk edinmesi (kendinden gayrı mevcut olmayan El AHAD-üs Samed) Allah için olacak şey değildir; O, Subhan’dır! Bir işin olmasını hükmederse onun için yalnızca “Ol” der; o olur.(Meryem 35 )

Çeşitli anlayıştakiler (Ulûhiyetin TEK’liğinden perdeliler) aralarında ayrılığa düştüler (Allah’a iftira attılar)… Yaşanacak azametli sürecin dehşetinde yazık olacak o hakikat bilgisini inkâr edenlere!( Meryem 37 )

Ama neticede arzın da sema nın da Hakikati TEK tir. Ne arz kalır ne sema bu anlaşıldığında …

Ne arz kalır ne de üstünde herhangi bir şey! Hepsi bize (hakikatlerine) döndürülürler.( meryem 40 )

Ama aşamalar burada bitmez tabii

Kendini tanımanın sonu yoktur ki..

Sure devam eder…

Gelen BİLGİ içinde İbrahim’i de hatırla (zikret)! Muhakkak ki O Sıddık’tı, Nebi idi.( Meryem 41 )

Gelecek yazıda da varsa nasibimizde İbrahim boyutumuza bakmaya çalışalım ayetler eşliğinde

Selam ve sevgiyle tüm gönül dostlarına

YORUMSUZ KALABİLİR MİSİN ? için yapılan yorumlar

  1. levent Cevapla

    10 Ağustos 2011 - 15:46

    yazdığnız yazılara tarih atarsanız daha sağlıklı olacaktır.
    Güzel bir yazı.elinize sağlık..
    selamlarla…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>