Teslimiyete Doğar Hakikat Güneşi

Dr. Sühendan COŞAN KETENCİ
Gündem Kafirun suresiydi. Sureyi düşünürken daha önce O’nunla yaptığı konuşmaları hatırladı. Bu ilimle tanışmasına vesile olan O’ ydu ve yıllardır her dibe battığında O’ nunla konuşur, telefonu kapattığında bütün kaygıları, vehimleri dağılmış olurdu. Bazen adeta mirac yaşardı sohbetlerde. En alt frekanstaki iç sıkıntısı ile telefona sarılır, telefonun sonuna doğru alemleri seyreder bulurdu kendini.
Beynimizdeki kayıtların hepsi kötü değil tabii. Bu güzel ilim sohbetlerinden birinin video kaydını çıkardı zihninden ve play tuşuna bastı. Zihin sahnesinde dönmeye başladı kayıt. O da seyrediyordu şimdi
Aylar önceydi. Morali çok bozuktu. Kendini sıkan bir olay yaşamıştı ve bir türlü içinden çıkamıyordu.
Her zamanki gibi telefona sarıldı
-Merhaba, nasılsın ?
- Merhaba canım, hayırdır sıkkınsın? ( Alo derkenki ses tonundan anlardı halini. Gerçek dostluk böyle birşeydi işte)
-Evet deyip bir çırpıda anlattı meseleyi. Meselenin ne olduğu önemli değildi. Yanıyordu. Batmış hissediyordu kendini. İlim sahibiyim diye geçiniyorum, neden çıkamıyorum içinden diye yargılıyordu kendini. Yargıladıkça batıyor, battıkça yanıyordu…
- Can dostu meseleyi ve halini dinleyince tek bir kelime söyledi. DİRENME !
- Tamam direnmiyorum oldu zaten olay, yapacak birşey yok.
- Hayır ben olaya değil kendine DİRENME dedim
- Evet haklısın dedi ama soru işaretleri de vardı kafasında. Ne demekti haline direnmemek ?
- Can dostu devam etti. Haline de direnme. Bırak ne yaşıyorsa yaşasın bedenin. Bazen bazı tepkilerin, esmaların bizden çıkması gerekir. Bazı tepkilerimize, duygularımıza engel olamayız. O tepkiler zaten SANA ait değil. Bu bedene ait. Direnmeyeceksin. Bırak kendi haline bedenini, sahte benliğini. Bırak yaşayacağını yaşasın. Ben dediğinle uğraştıkça onu VAR ediyorsun. Hiç varolmamış varlığa varlık veriyorsun. Sen piramidin en tepesinden bak. Sonsuz sınırsız TEK likten bak. Ordan seyret kendini. O zaten susacak bir süre sonra. DİRENME ve VARLIK VERME…
- Evet dedi. Bu birimsel varlık değişmeyecek, kendimi birim ZANnettikçe ve onu değiştirmeye çalıştıkça kendimi onunla kayıt altına alıyorum. Haklısın. Zor olan biz ilim sahibi olmaya çalışanların haline direnmemesi. Teslimiyetin en zoru bu sanırım…
- Aynen öyle.
- Tamam dedi. Yine o kaostan çıkmış bir şekilde kapattı telefonu. Evet yanma hemen bitmemişti ama ilmin yüksek frekansı devreye girmişti. Bu sohbet hatırlatıcı ! olmuştu. İlerleyen günlerde yanan birimsel varlığı kendi haline bıraktı. Olaylarla ilgili kayıtları bilinç kütüphanesinde yerlerine kaldırdı.
- Başarabildiği anlarda Rabbül Alemiyn gözüyle gözlemci oldu , acı çekeni seyretti, başaramadığı anda , kendini birim hissettiği anlarda da kendini bu hale, aslında Rabbinin hükmüne TESLİM etti. Her iki durumda da olayın kayıtlarını çıkarıp hikayeleştirmedi zihninde. Zihin süreçleri, video kasetler durmazsa acıyı besliyordu çünkü. Yanışa izin verdi sorgulamadan. Sorgulayan da egoydu çünkü. Yapması gereken çalışmaları yaptı – yapabildiğince- ve zamanla sahte benliğinin sesi cılızlaştı. Ve yanış mucizevi bir biçimde bitiverdi…
Kaygılanan, acı çeken birimsel varlığıydı ve buna sebep olan da zihniydi. Bu kaostan çıkmanın tek yolu bu birimsel varlık değil alemleri seyreden Orjin BEN olduğuna iman etmesiydi. Dostu bunu başarırdı işte. TEK ten baktırırdı. Her zaman , her olayda, her tefekkürde hep en tepe noktadan, TEK ten çokluğa bakarlardı birlikte. İşte burda başlıyordu iman. Bazen ‘ ama şimdi kendimi birim varlık hissederken nasıl Orjin BEN olduğumu hissedeceğim ? ‘ derdi ağlamaklı sesle. Bakabilirsin, en tepeden bak. Birgün açılacak bu. Otomatik gerçekleşecek derdi. Beynine bu komutu ver ! Sahte benliğin birgün komutayı devredecek, teslim olacak. Gerçek BEN e, gerçekte Orjin BEN olduğuna yeter ki inan!
Evet işte iman buydu. Henüz başaramadığımız B sırrına gerçek iman.
- Kafirun suresinde de bu farkındalık anlatılıyor olabilir miydi.
Nüzul sırasına göre önceki sureler i düşündü. Kevserde ; Kevser i verdik SANA ! hitabını almıştı. Tekasürde kendi yarattığı çokluğu gerçek sanmış, yanmış, AŞK ı, gerçeği dışarda suretlerde aramıştı. Aradıkça daha da yanmıştı. Maun suresinde Özüne yönelmesi gerektiğini farketmiş, nasıl yöneleceğini öğrenmişti. Özüne döndüğünde ise Orjin BEN olduğunu, kudretin kendisinde olduğunu farkedecekti. Gerçekten şimdi iman etmişti belki de…
Bu farkındalığın tam oturması ise ikinci beynin hükmünden çıkış müjdesi olmalıydı. Kişi kendiyle yüzleşiyor, artık sahte benliğini tanıyor ve o olmadığını biliyordu.
( 2-) Lâ a’budu mâ ta’budûn;“Sizin tapındığınıza (nefsi emmârenize – bağırsak beyninize) ben tapınmam!” ,
3-) Ve lâ entüm ‘âbidûne mâ a’bud;“Siz de benim ibadet ettiğime abidler (ibadet eden kullar) değilsiniz.” )
Kişi birim varlık olmadığını farkedince yanışı da bitmiştir. ( Tekasür suresinde cehennemden bahsedilirken bu surede azaptan bahsedilmiyor olması dikkat çekici . Aksine kendinden emin, sorgulamaları bitmiş bir bilinç var sanki )
Böylece ikinci beyin kendi dünyasını yaşarken gözlemci seyre geçmiştir. Hakikatinin farkındadır ve yönelimi, yaşam amacı Orjin BEN in salt manalarını açığa çıkarmak olmuştur. İkinci beynin hükmü altında dışsallığa tapınmaktan kurtulmuştur. İkinci beyin kendi aleminde yaşayıp, bedeni ve birimselliği yapması gerekeni yaparken O Hakikatinin farkındadır. Hakikatini farkedenin İbadeti de budur gerçekte.
Evrende her varlık kulluğunu yerine getirmektedir. Her birim O’nun esmalarını açığa çıkarmak üzere var olmuştur.
Bedenim, birimsel yönüm fıtratını yaşayacak, terkibini açığa çıkaracaktır. Ama ism-i Allah olan beynim gerçekte mikroevrendir, gerçekte her esmayı açığa çıkaracak kapasitededir . Karaciğerim mide olamaz, midem beynimi ihata edemez. Bilincim yani zihnim de beynimi -ism-i Allah olanı – gerçek anlamıyla tanıyamaz.
Bilincim , beynime kulluk eder. Beynimin açığa çıkardıkları ile var olur. Beynim ise Allah a kulluk eder. Kuantum potansiyele, sınırsız noktayadır kulluğu. Var olansa her zerrede dilediğini açığa çıkaran Kuantum Potansiyeldir .
Sahte benliğimin ayrı bir varlığı olmadığını farkettiğimde gerçek kulluğumu da idrak etmiş olurum zaten…
4-) Ve lâ ene ‘abidün mâ ‘abedtüm;“Sizin tapındıklarınıza ben abid (ibadet eden kul) değilim.”
5-) Ve lâ entüm ‘âbidûne mâ a’bud;“Siz de benim kulluk ettiğime abidler (kullar) değilsiniz.”
Dışsalın, ikinci beynimin etkisinden çıkışımla denizler ayrılır artık. Bir ben varım bir de özümdeki Kuantum Potansiyel var sanısından, BEN diye işaret ettiğiminin Kuantum Potansiyel olduğunu idrak ederim. Bu sahte benlik olmadığımı idrak ! ettiğimde etkiler mi artık beni dışsallık ? Artık tapınır mıyım zihin süreçlerime, kayıtlarıma ve bu kayıtlardan doğan duygulara ? Ve derim ki sahte benliğime ;
( 6-) Leküm diynüküm ve liye diyn;“Sizin din (anlayışınız) size, benim din (anlayışım) banadır!” )
Var sandığımız, ayrı bir isimle algıladığımız her birim perde olur şuurumuza.
İçsel süreçlerimizle mücadele etmek , engel olmaya çalışmak birimsel varlığım demektir, onunla kayıtlamaktır kendini. Her olanı kabul etmek, kendimizdeki de dahil her açığa çıkışa teslimiyet , kendimizle barış imzalamak ve kendi yarattığımız kendimize Orjin BEN in şefkatiyle bakmak mümkün müdür acaba ?. Belki bu hemen olmayacak ama yapılan çalışmalar yanında her an gerçekte Kuantum Potansiyel olduğumuza inanmak, birimsel varlığımızda her açığa çıkanı sadece seyredip sahiplenmemek bu farkındalığın anahtarı olur düşüncesindeyim. ..
Kendimizle, evrenle barışmak ve VAR ettiklerimizin kaydından bir an evvel çıkmak dileğiyle…
Hatalı yorumlarımdan Allah a sığınır, ilminden faydalanmaya çalıştığım Ehli ‘nden af dilerim….
Son Yorumlar