Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

Dedikodularını At Hutameye

Suhendan-Ketenci

Dr. Sühendan COŞAN KETENCİ

Kuranı Kerim yaşam kılavuzu okumak isteyene…

Her bir ayet Hakikatini bulasın, yaşayasın diye…

Beytin Rabbine kulluk et dendi sana Kureyş suresinde. Noktana dön ! dendi.
( 3-) Felya’budu Rabbe hazelBeyt; Bu Beyt’in Rabbine (tevhid ehli olarak) kulluk etsinler!)

Kıyamet suresinde Nefs-i Levvame’ye yemin ettin. Etmeliydin. Halinden memnun olmayan Levm eder. Perdeliliğini farkedenin  duasıdır levm etmek. Sorgulamak, hakikatine ulaşmak için yanmasıdır. Ki perdelerini kaldırsın. Bu dua bir olay getirir başına, getirir ki sistemi OKU sun. Gerçeğini farketsin. Kıyam etsin. Biliyordun ki sorguladığında, bilmek ve yaşamak istediğinde tetiklersin kudretini.

1-) La uksimu Biyevmilkıyameti;Kıyamet sürecindeki gerçekliğe;
2-) Ve la uksimu BinNefsilLevvameh;Ve Nefs-i Levvâme’ye (hakikate ters düştüğünü fark edip pişmanlığını yaşayan bilince) kasem ederim!

Ama sen hala anlamadın. İlmin lafını, dedikodusunu etmeyi yaşamak sanırsın. Çocukluğundan beri okudukların, yaşadıkların veritabanını oluşturdu ve kimliğim dedin. Tasavvuf ilmi ile tanıştın. Bu kayıtların yerini ilim aldı. Almalıydı. Ön beyin dediğimiz frontal korteks her an yeni bilgileri almalı, veritabanındaki diğer bilgilerle birleştirmeli, analiz etmeli, sorgulamalı ve yeni idrakler açmalıydı. Hakikat noktana ulaşmak, adım adım, dantel gibi, resmi tamamlamak adına sürekli yeni fırça darbesi gibi olmalıydı.

Öz noktandan, kalbinden gelen motivasyon, aşkla O’ na ulaşmak için hiçbir eski bilgine tutunmadan kendi yolunu çizmeli, kendi algını oluşturmalı, bilginin olmadığı noktaya bilgi-idrak-kudret ya da ilim-irade -kudret aşamaları ile ulaşmalıydın.

Ama sen bunu anlamadın. Bilgisayarına yüklediğin dosyalarını copy-paste yapıp bilinçaltına yükledin. Esas işi düşünmek ve idrak etmek  olan frontal korteksine , tatil, yemek, alışveriş, gelecek programları, iş planlamaları görevi verdin. Arada sırada da ezberlediğin ve  bilinçaltına depoladığın  ilmi arkadaş sohbetlerinde, toplantılarda tekrar edip durdun.

Üst idrake, gerçeğe giden yolda bir basamak daha yukarı çıkabilmek için yukarı yani semana bakman lazım. Aşağı ya da seninle aynı basamaktaki muhabbet arkadaşlarına değil. Bir perdenin daha kalkışını dilemen, perdelendiğinde perdelerinden kurtulmayı istemen  lazım. Lazım ki frontal korteksini, farkındalıklı bilincini şimdiye geri çağır.  Geri çağırıp bilinçaltına hükmeden yap. Yap ki veritabanın ipleri gerçek SANA versin. Orjin Ben’ e versin. Versin ki sen yeni bir sıçramanın sorgulamasını yap.

Nasıl suretlerden kurtulurum ?
Nasıl TEK bilincin hareketini algılarım ?
Neden hala suret görüyorum, neden hala kınıyorum ?
Nerede eksikliğim ?
Neden hala aynada suretimi görüyorum ?
Ben gerçekten kimim ?

Sonsuz ilmin sonsuz sayıdaki sorularını sor. Soruların bitse de sor. Daracık algın , elde ettiğin idrakte tamam budur der. Takılır kalır. Aynı algıda kalır , gerçeği anladıkların sanırsan yine başlarsın dedikoduya.   Daha üst idrak için takıldığın her idrak düzeyinin bilgisi dedikodudur…Hiçbir algı düzeyi, algılayan var oldukça gerçek değildir. …O nedenle dikkatli ol ki ilmin şeytanın olmasın…

Ama ilmi ezberleyenin sorusu olmaz.

Mevcut bilginin bir işaret olduğunu, açılımın, idrakin, arınmanın hedefe kilitlenmeden olmayacağını anlamayanın lafı bol , egosu süslü olur.

Zamanla yaşayamadığın ama bilgisine sahip olduğun halleri konuşmaktan da zevk alır hale gelirsin.  Konuşur da konuşur alışkanlık haline getirirsin. Benliğin halinden memnundur. İşin dedikodusundaysan secden benliğinedir bilesin.

Hakikatini yaşayamayan çok konuşur, dolandırır da dolandırır bilgiyi. Veritabanı parçaları birleştirip sonuca gidemez çünkü. Sonuca gidecek olan SEN sin…

Ehli buna tasavvuf dedikodusu demiş, ne güzel de demiş…

“Allah’ ı tanımayanın ilmi dedikodudur . (  A.H )

Yaşantına neden sokamıyor da ilmin dedikodusundasın acaba hiç düşündün mü?
Hakikati yaşamayı gerçekten istedin mi onu gel önce vicdanına sor. Hakikati gerçekten ! istemektir Levm etmek.

Hakikate çıkan basamaklar Levmetmekle başlar ki feda edebilesin Hakikat uğruna kendini.

İşte Hakikat dediğin herşeyini feda etmen gereken hiçlik noktası. Bir tarafta süslü dünyaN bir tarafta karanlık nokta! Sadece iman edebileceğin, var olmuşun tanımlayamayacağı nokta.

Müşahede edemediğin, hal olarak yaşayamadığın ZAN nınla bahsedip durduğun ilim dedikodunun ta kendisi işte. Neden geçemedin dedikodudan dersin ?

Egona sorma onun cevabı belli. Dön de gerçekten  kendine sor bakalım. Mertebelerden bahsedersin, Hakikatten bahsedersin ilim sofralarında. Kalkıp da dünyana daldığında ne kadar düşünür, ne kadar tefekkür eder ne kadar istersin cevapları bulmayı.

Ne kadar istersin ölmeyi ! Hakikat ölümdür dostum. Ölmeyi istemek her yiğidin harcı değildir. Ölüm ister, geldiğinde de ölmemek için çırpınırsın . Düşün bakalım gerçekten öl dediklerinde ölebilir misin ?


Ne zaman bilgi dedikodusunu terk edip, “Allah’a firar edin” çağrısına uyacağız? ( A.H )

Allah a firar etmek nedir dostum bilir misin ? Kafanda herşeyi yakıp yıkmaktır. Ama herşeyi. Firar eden yanında birşey götüremez firar ettiği yere. Tek derdi kaçmaktır dünyasından. Özgürlüktür tek amacı. Bilgini bile terk edebilir misin firar ederken ?

Yok gülüm sen orayı bir mekan, gelecekte bir zaman sanır , bir tren beklersin istasyonda binip gitmek için. Hiç gelmeyecek bir tren. Kafanı kaldırıp bakmazsın ki semana …Etrafına saf saf bakın, bakın da gidilecek bir mekan, gidecek araç bir de şoför  ara dur sen…

Gözün hep başkalarında. Başkalarına bakar, suretlerde söylenenleri surete bağlar, O ne yaşamış bu ne yaşamış der ömrünü tüketir durursun. İlmiyle değil kendiyle ilgilenirsin.

Anlatanın halini surete bağlar, peşinden gidersin. İlmin TEK kaynağa ait olduğunu unutur, O nun ilmi bu nun ilmi der, ilmin çokluğunda kaybolursun. Noktana döndükçe ilmin sana geleceğini, gelen ne suretin ne mahalin önemi olmadığını unutursun.

Kendinde bulamadıkça, kudretini farkedemedikçe, kendinde idraki tetikleyemedikçe savrulur durursun sohbetlerde, dünyaNda, düşüncelerinde…Veritabanının labirentinde kaybolursun. Çıkış bulamazsın. Labirentin üstüne çıkıp tablonun tamamını bir türlü göremezsin…

Daralırsın

Daraldıkça bilgilerine sarılır, biriktirdiklerinle kendini iyi hisseder daha çok var edersin…İlmin dedikodusu da ölmüş eti çiğnemektir dostum. Eski bilgilerini raftan çıkarıp çıkarıp çiğnemektir. Bu da beynine zulümdür . Beyninin asıl gıdası fuad noktandan gelen yüksek frekansın muazzam enerjisidir.

Ama sen kitlersin bu enerjiyi bir adım öteye geçemediğin bilgilerinle. Uzar gider o bilgiler, uzar da kilitlerin sağlamlaşır.

Beynine zulmedersin. Beyninin, ruhunun enerjisini, sana ebediyen yetecek olanı  sararmış, eskide kalmış, kayıt haline gelmiş bilgi sanırsın

Hakikati gerçekten istemeden lafını edenin kıyameti kopmaz dostum

Ama Rabbimin Rahmeti bitmez işte

Kıyametini koparamayanın imdadına Hutame yetişir.

Hutame Hümeze ( arkadan dedikodu yapıp çekiştiren ) suresinde çıkıyor karşımıza
5-) Ve ma edrake mel hutameh; Hutame’yi sana bildiren nedir?
6-) Narullahil mukadeh; (O Hutame, fıtratından gelen bir şekilde bilincinde açığa çıkan) Allah’ın tutuşturulmuş Nârı’dır!

Fuad noktasından gelen manalar en salt enerjidir. Henüz ne düşünce ne bilgidir onlar. İşte o manaları egon kullanamaz. Üzerinde Hutame nin ateşi vardır. Ama bu iyi bir ateştir dostum. Şuur boyutuna sıçraman, bilginin, düşüncenin olmadığı noktaya ulaşman için bildiklerini, tutunduklarını atacağın ateştir. Atasın da noktada kendini bulasın diye.

Bilginin kısır döngüsünden çıkıp ta tetikleyemediysen bilincini, eskiden birtürlü çıkamıyorsan bir çıkış yolu daha var senin için.

Tabii  varsa fıtratında . Fuadından geleni değerlendirebileceksen, başka bir mekanizma müjdesi bence Hutame…( Tabii bu benim yorumum. Bir olasılık )

Sıkıştın , daraldın. Perdelendin. Sistemi okuyamadın . Bildiklerin, tutunduklarınla kısır döngünden çıkamadın. Uzattın direkler gibi.  8-) İnneha aleyhim mu’sadeh; Muhakkak ki o (Hutame) onların üzerine kapatılıp kilitlenmiştir (içinde ebedî mahpusturlar).
9-) Fiy amedin mümeddedeh; Uzatılmış direkler içinde.

Fuaddan gelen manaları beyninin değerlendirme gücü varsa , bu özellik sende mevcutsa sen farketmesen de bu frekansı yaşayamamak sıkar seni. Aslında beynin bu manaları değerlendirebilecek kapasitededir ama sen egon , zihnin yüzünden farkedemezsin.  Değerlendiremedikçe sıkılır, daralırsın. Nedenini de bir türlü anlamazsın. Bulunduğun durumdan egon memnun olup dedikodu da yapsa içten içe bilirsin eksik birşeyler olduğunu.

Bunu farkeder , yönünü dış dünyanın düşük frekansına değil, özünden akan bu manalara döndürsen aşık olursun. Adına da Allah aşkı dersin. Kendinden kendine yani gerçek varlığına olan aşkına.

Adına aşk da desek, hissedilen yüksek enerji de desek bilincinde açığa çıkarsa seni yakar , bildiklerini, tutunduklarını attırır Hutameye. Ki gerçek varlığın sende açığa çıksın

Bir nevi teslimiyettir bu.

Egonun , sahte benliğinin var olmaktan vazgeçmesidir.

Her zaman kolay değildir  bilmiyorum demek. Zordur. Bu bilgi tanecikleri bir kütüphane dolusu da olsa beynimde, Hakikatin yanında toz zerreciği kadar varlığı yoktur demek kolay değildir. Teslimiyet ister. Ölüm ister.

Hiçliğe atlamak , araçsız, kimsesiz, bir başına zordur dostum.

Ama varsa fıtratında Hakikati yaşamak, önünde benliğin duramaz, yaşamadan huzur bulamazsın, benliğini feda eder,  ateşe atarsın  ve teslim olursun

Ben bilmiyorum, bilmem mümkün değil dersin.. ‘Bilmiyorum ‘ diyendir esas bilen dersin

Bir an gelir yanar kitaplar, kitapla birlikte bunlara tutunan benliğin

Ve ne büyük Rahmettir o bir yaşasan farkedersin

Hutamen açığa çıkarsa  Rahmet üzerinedir dostum

Öğrendiğiniz her bir bilgi, sizin düşünce ve günlük yaşamınıza yeni güzellikler eklemiyorsa; farkedelim ki kendimizi aldatmaktan başka bir şey yapmıyoruz!.( A.H)

Zaman zaman Orjin Ben açığa çıkmak için  Levm eder birim adı altında. Dua ettirir. Sistemi okuyacağı olayla karşılaştırır. Kudret açığa çıkartır ve sistemi okutur. Her perdenin kalkışı hakikati farkediştir. Her Hakikati farkedişte ise kıyam eder. Kendisi…

Zaman zaman da başka bir mekanizma çalışır. Bir idrakte kaldığında birim,  bildiklerini putlaştırmaya başladığında daha büyük bir sıkmayla gelir özünden Hakikatin  seslenişi.  Bilgiyle içinden çıkamayacağını anlayana, bütün bildiklerinden vazgeçip, acziyetini hissettirene kadar. Bu acziyetle önü açılır yüksek frekansın. Kalbinden, beynine, bilincine akar…

Her bilgiyi Hakikatimizi yaşamak için kullanabilmek, kullanamadığımız zamanlarda da noktamıza teslim olabilmek, her halimizde açığa çıkanın gerçek ! kaynağının farkındalığından bir an bile uzaklaşmamak dileğiyle…

Kıyamet ve sonrasına inzal olan Hümeze surelerinden Hakikat’İn yanında hiç olan algıma yansıyanlardı

Selam olsun tüm gönüllere…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>