Translate





Yazıların E-postanıza Gelmesini İstermisiniz ?
Lütfen E-Postanızı girin..

Destekleyen FeedBurner




Add to Google Reader or Homepage

Subscribe in NewsGator Online

Add to My AOL


Add to Technorati Favorites

Korunma

Mert KILIÇ

Mert KILIÇ

Daha yolun çok başında olduğumdan olsa gerek, yıllardır bu işin içinde olan büyüklerin anladığı şekilde anlayamıyorum   bir çok kavramı anlayamadığım gibi muttakilik kavramını da… Ancak hiçbir şeyin gayesiz olmayıp, her şeyin aslında hayır olduğuna olan inancım ile, benim bunu anlayamamış olmamdaki hayrı, ortaya çıkartmak adına yazmak istedim. Olur ki daha doğru ve geniş şekilde kavramaya vesile olur.

En genel tanımı ile “korunan” diye çevrilen Muttaki kavramı için şahit olduğum yaklaşım; aslında hakikatten mahrum olduğu için, gayrılık algısında olup, hala daha dışarıda korunacak bir şeyler gören kişi, diye geçiştirilip, küçümsenen bir yapı olması. Bana göre neticede muttakilerin sonunda ancak şeriat velisi olabileceği düşüncesi ile olaya bir bitiş noktası belirleyerek, sınırlama getiriliyor.

Oysa ben; aynen Kuran’ ın evrensel ve zaman üstü olması gibi, mümin, müslüman, muttaki, hatta tam aksi olan müşrik, münafık ve kafir gibi kavramların da, bir noktada bitmeyip, her an aktif şekilde bizde mevcut olduğunu düşünüyorum. Mademki gayrılık yok, bizimde bu tanımlardan kurtulmamız, uzağında kalmamız gibi bir durum yok. Olsa olsa hepsini tüm çıplaklığıyla fark edip, yaşamayı tercih etmeyebiliriz belki istemediğimiz zamanlarda…

Bana göre bir konunun yanlış algılanıyor olması durumunda, onu doğrultmak için illa ki tam tersinin yapılması şart olmayabilir. Örneğin şeriat kurallarını, amaca götüren ve yaşatan araç görmenin ötesinde, alışkanlık kazanarak, amaç olarak algılayan bir kişi düşünelim. Bu kişinin putlaştırdığı kuralların asıl mahiyetini ona açmak adına, en sağlam tutunduğu kurallar başta olmak üzere, tersi yaptırılarak putlaştırdığı bir değerden kurtulması sağlanabilir. En bilinen örneği ile Şems ile Mevlana arasındaki gibi. Ancak bununla beraber geri kalan tüm yanlış kabullerin hepsi için aynı işlemi yapmak gereksizdir. O şok yaratan 1-2 yıkımdan sonra, zaten nasipli kişi, geri kalanları, yeni algısıyla doğru olarak anlayarak yaşayabilir. Buna örnek olarak; içinde bir çok değişik mana yatan; Hz. İbrahim’ in bütün putları kırıp, bir tanesini kırmamış olmasını verebilirim. Çoğunlukla kurtulamadığı bir putu kalmıştı diye düşünüldüğü gibi, bence bir de, kırmaya gerek duymadığı, ama put olarak ta görmediği şeklinde de düşünülebilir belki. İşte buradan hareketle sorgulamaya başlıyorum;

- Ey muttaki diye küçümseyerek kenara koyan..! Arabaya binince emniyet kemerini takmıyor musun ? Aracının bakımlarını yaptırmıyor musun ? Kaza yapmamak yada ceza yememek için, trafik kuralına uymuyor musun ? Yağmurlu havada şemsiye yada yağmurluk kullanmıyor musun ? Hatta istemediğinde çocuk sahibi olmaktan bile korunmuyor musun ? Kafanda korunma duaları, elinde tespih ile, neden korunmak için zikir çekiyorsun ? Vehimden mi ? Beynini gereğince kullanamamaktan mı ? İnsansı yada mental hayvan olmaktan mı ? Haktan gayrı müşahede de bulunmaktan mı korunuyorsun ?

Kabul et sen de korunuyorsun. Bu eksiklik değil ki zaten, bir kullanım kolaylığı. Misal ki; Gizli hazine SEYR etmek istedi, televizyon ile şahit kıldı. Sen televizyonu satın aldığında kumandası, sana bedavadan verildi. İster koltuğunda rahat ederek kumanda et, istersen kalkıp sürekli televizyonun başına gidip, gelerek, tercih senin. Ha diyorsan ki; Yok ben bunu beyin gücümle yapacağım kumandaya gerek yok, kumandaya ihtiyaç duymak acizlik. Derim ki; o mantıkla bakarsan televizyona ihtiyaç duymakta acizlik. Sistemi küçümseyip, sistemin, sünnetullahın ötesine göz dikenler, kurtuldum dediklerinde aslında başka bir sünnetullah algısında olarak, ne kadar başka gözle görseler de yine aynı sistem içindedirler. Yaşayışı algısı nispetinde olarak farklı gözükse de…

Yine bu bağlamda, sadece sevaplar kaydında kalmayıp, süphanlığın yaşanması için günahların da yaşanmasının gerekliliğine inanarak, günah olduğunu düşündüğü halde, günahı yaşamak bence girilmeye değmeyecek kadar riskli bir iş. Elbette büyük günahlardan sonra, büyük dönüşlerin olduğu sayısız örnekler var. Kuran, tövbe edip halini düzeltmenin ALLAH katında, tercih edilen bir şey olduğunu vurgulayan ayetlerle dolu. Hatta günah işlemeyen bir topluluktan ziyade, işleyipte tövbe eden topluluğun tercihi açıkça ifade edilmiş. Bunlar su götürmez gerçekler. Ama bana göre bunlardaki gözden kaçırılmaması gereken ana nokta; hakkıyla bilmeyerek, samimi olarak yapılmasıdır. Siz günah olduğunu hiç bilmeden samimi olarak inandığınızı uygularsınız, sonra bilgi geldiğinde vazgeçersiniz amenna. Ya da günah olduğunu bilirsinizde gereğince kavrayamadığınızdan, önemini idrak edemediğinizden yapmamışsınızdır ki samimi iseniz, bunu size göre gereğince fark ettiğinizde bundan da uzaklaşırsınız buna da eyvallah. Halit bin velid ve Vahşi örneğinde olduğu gibi, samimi bir İslam düşmanı iken, aynı samimiyetle sahabe mertebesine yükselebilirsiniz. Ama Ebu Cehil gibi bile bile yapmak Maazallah… Neticede bana göre helal ve haramda da bir son ve aşılacak bir eşik yoktur, bunlarda sonsuz, sınırsızdır. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayeti ile ihtiyarlayan Efendimizin bile varken, idrak ne kadar ilerlerse ilerlesin, o idrakinde kendine göre mutlaka bir helali ve haramı vardır. Musa’nınkinin farklı, Hızır’ ınkinin farklı olabilir ama vardır. Her ne kadar alt idrakteki, üst idraktekininkini fark edemediğinden dolayı, onu aşmış görse de… Aslında bu doğrudur alt idraktakine göre… Aşmıştır üst idrakteki, ama aştığı kendi idrakindeki değil, alt idraktekinin helal ve haram sınırıdır.

Bu noktada aklıma gelen bir başka konu olarak; bazı anlatımlardan aklımda kaldığı kadarı ile, özellikle gece yatmadan önce, bazı şeylerden emin olmak üzere yapılan korunma dualarını yapan zatların, bu korunmaları ölüme yada diğer neticelere razı olarak bırakması vardır. (Rüyada, Resulullah veya ashabından birinin bizimle buluşmak istemiyor musun artık çağrıları gibi…vb) Bildiğim kadarı ile Hz. Muhammed (sas) de, vefatı öncesindeki hastalandığında eşinin şifa duasını istememiştir. İşte buradaki durum her ne kadar ilk başta, artık korunacak bir durum görmediğinden bırakmıştır razı olarak diye algılansa da, bence korunmanın sebep olduğu bazı etkilerden korunmak için bırakılmıştır gene… Elbette doğrusunu ALLAH ve bilmesini istediği tecellileri bilir…

Ben “korunma”dan şimdilik bunları ve kişinin kendi faydası rahatlığı için büyük nimet olduğunu anlıyorum. Bu yazıyı yazarak, görünürde çevremdeki aksi şekilde düşünenlerden korunmuyormuş gibi algılansam da, aslında olayları yanlış anlayıp bununla kayıtlanmaktan korunuyorum. İlle de bir şeyden korunuyorum yani.

Şeriat mi, Hakikat mi ya da Nübüvvet mi, Risalet mi, diye bölüp, ayırmadan dengeleyip bir bütün olarak ele alamaz mıyız ? Hani deveye sormuşlar inişi mi seversin, çıkışı mı ? Yahu düz yolu yok mu bunun, onu nereye koydunuz demiş… Şu, bu deyip bölenden de, bölmeyen kadar razıyız elhamdülillah.

Amaç; gerçeği olabildiğince geniş açıdan görebilmektir vallah.

Yoksa Hak olandan gayrı yokken, denebilecek tek şeydir ALLAH…

2 yorum alan yazıKorunma

Cevap Yazın

 

 

 

Bu etiketleri kullanabilirsiniz

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>