Translate





Yazıların E-postanıza Gelmesini İstermisiniz ?
Lütfen E-Postanızı girin..

Destekleyen FeedBurner




Add to Google Reader or Homepage

Subscribe in NewsGator Online

Add to My AOL


Add to Technorati Favorites

Dilediğini Yapar!.. Nerede?

Hakan TÜRKMEN

Hakan TÜRKMEN

Tuhaf insanlar var şu yeryüzünde… Duygularında çırpınanlarından tutunda tasavvuf bilgisiyle ego tatmini yapanlara kadar.. .

Özellikle tasavvuf bilgisiyle ego tatmini yapan insanlara şaşırıyorum… “Egonun yokluğunu idrak ilmi olan tasavvuf”la ego tatmini yapmaya çalışmak hatta bunda başarılı olmak çok ama çok tuhaf…

Üstad der ki: “Firavun’da da Hakk’ı gör!

Kader’e taklit yollu iman dâhi Allah’ı ötelere atmamıza engel olacaktır!

Kendimizi geliştirirsek varacağınız nokta Ahmed Hulûsi’nin bahsettiği veyâ Mûsa Aleyhisselam’ın herkesçe bilinen bir şekilde yaptığı “Firavun’da dâhi Hakk’ı görmek” olacaktır.

“Firavun, Hakk’ın görülebileceği en son mahaldir” diye düşünenler var fakat görülecek ilk mahal veya görülecek son mahal diye bir şey yok ki! Sonuçta Allah bir tanrı değil! AHAD olan Allah’tan bahsediyoruz… Aynı Allah “Dilediğini Yapar!..

Dilediğini yapar” demek “Allah başına buyruktur” demek değildir!.. “Dilediğini yapar! ” demek “Bildiğimiz veya bilmediğimiz her yerde GERÇEK FÂİL O’dur” demektir…

İşte biz, bu olayın bilgi boyutunu dâhi elde edebilsek, eğer anlayışı kıtlardan değilsek, kızamayız ve “herkes yaratılış amacına uygun fiillerde bulunuyor” deriz kendi yolumuza devam ederiz.

Kimseyle didişmeden, kimseyi hor-hâkir görmeden ölüm denilen boyut değişimini bekleriz ve bu arada çekebildiğiniz kadar zikir çekeriz, edebildiğimiz kadar tefekkür edersiz, öğrenebildiğimiz kadar ilim öğreniriz ve bunları uygulamaya çalışırız, kendi öğrendiklerimizi de kimseden maddî ya da mânevî bir karşılık beklemeden anlatırız, isteyen olursa gerisini de veririz, istemeyen olursa O’nu zorlamayız…

Ama şunu bilmemiz gerekir ki; kimseye hiçbir şeyi zorlamamalıyız… Herkesi olduğu gibi kabul etmek durumundayız!…

Çünkü “Allah’ın sistem ve düzeninde zorlama yoktur!..” Yâni herkes yaratılış amacına uygun davranıyor, bilsin veya bilmesin bu iş böyle, “ben birini zorluyorum” diye düşünebiliriz fakat bu düşüncemiz gerçeği yansıtmaz…

Sistem ve düzende zorlama yoktur” âyeti var ve biz bu âyete ters olarak “ben birilerini bir şeylere zorluyorum” diyeceğiz! Allah’ın “yok” dediğine nasıl olurda “var” deriz?!

Allah bir şeye “yok” diyorsa, “” diyorsa “o şeyi yapmayın” anlamına gelmez!!!

Meselâ İnsan sûresi 30. âyette “Dileyen yok İllâ Allah” deniliyor!… Bu âyete bakarak AYRICA DİLEYENin olmadığını anlarız… Fakat bâzıları bu âyeti: “Biz hiç bir şeyi istemeyelim” olarak anlamış… .Fakat aynı âyetin hemen öncesindeki âyette de “Dileyen rabbine bir yol tutar!..” denilmiş!..

“Dileyen Rabbine bir yol tutar” âyetini “Dileyen yok İllâ Allah” âyetiyle berâber ele alırsak isteme olayının derinliğine dalarız diye düşünüyorum… Derin tefekkür, “bühl cenneti”ne değil,  “irfan cenneti”ne ait bir durumdur!..
Allah bir şeye “yok” diyorsa, “lâ” diyorsa, O şey “yok”tur ve biz o “yok”u idrak için uğraşırız, ki o şeyin olmadığını anlayalım.. “Var” zannettiğimizin “hayâlimizde yarattığımız şeyler” olduğunu anlayalım..

Mâdem Allah SAMED’dir, nasıl olur da herhangi bir “zorlama”dan bahsedilebilir ki?! Dışarıdan birinin bir şey yapması değil midir “zorlama”?!

Bırakalım “Allah’ın dışı”nı, Allah için “dış” kavramı dâhi yoktur!

Bizim toplumda birinin zîna yaptığı duyulunca zîna yapan hemen cehenneme gönderilir! Fakat hadise göre “zinadan 27 kat daha günah olan gıybet”i “yapmayın” diyene dâhi “başka ne konuşacağız ki” deniliyor! Gıybete tam gaz devâm ederken de arada bir cennetteki mertebelerden, kevserden, huriden, gılmandan, köşkten, tasavvuftan, hakîkatten, şundan bundan bahsediliyor, hem de büyük bir keyif içinde!..

Gıybet, iftira veya yalanın neden bu kadar günah olduğunu düşündük mü hiç?!

Gıybetin ham maddesi şirktir!

Birini yanlış, eksik, kusurlu, hor-hâkir görürüz ve bu gördüğümüzü de gider başka bir yerde anlatırız!..

Hakk’ında konuştuğumuz kişide de “DİLEDİĞİNİ YAPAR” ayeti geçerli değil mi?!

Allah Siriüs’te mi dilediğini yapıyor? Allah dünyâya karışmıyor mu?!

Gıybetini yaptığımız kişi Allah’ın irâdesi dışında başka bir irâdeye mi sâhip, ki o müstakil irâdeyi kullanarak mı bir şeyler yapıyor?! Ve o yaptığı şeyler de bize GÖRE yanlış şeyler oluyor, biz de O’nun yaptığı bu yanlışları ortamını bulunca anlatıyoruz!… Pes doğrusu!

“Gıybet eden kişilere müşrik diyelim” diye anlatmıyorum bunları! Başkalarıyla uğraşmak yerine kendimizle uğraşalım… “Başkakavramını dâhi atmamız gerekirken ne diye başkalarıyla uğraşalım ki?!

Gıybetin şirkin ilânı olduğunu anlayabildik mi dostlar? Şirkin affedilmeyeceğini biliyoruz mu dostlar?
Neyse, lafı yine uzattık, haddimizi aştık… Affola…

6 yorum alan yazıDilediğini Yapar!.. Nerede?

  • .....

    gıybeti yapan kişide de DİLEDİĞİNİ YAPAR” ayeti geçerli değil mi?!
    gıybeti yapan kişi Allah’ın irâdesi dışında başka bir irâdeye mi sâhip, ki o müstakil irâdeyi kullanarak mı bir şeyler yapıyor?! Şirkin asıl ham maddesi şirki yapan ve şirki yaptıranı ayrı görmekten başlar…ilan edilen ne olur bu durumda? ŞİRKİ GÖRMEK ŞİRKTİR!!

  • *teslim olarak ALLAH*A CC. yok oluruz inşallah.

  • Allah açık ve gizli şirkten muhafaza etsin inşallah bizleri…

  • gokhan

    bence bu ayet uzerinde derinlemesine dusunmeli…şirk çok derin bir konu bence…
    Şems
    (9) nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.

  • Arif

    Sadece ayetleri ve hadisleri delil alan ehli sünnet vel cemaat alimlerinin ALLAH’IN NEREDE OLDUĞUNA dair görüşleride alınmalıdır. Çünkü Allah’ın zatına adeta insan formatı veren klasik anlayışla tasavvuftaki vahdeti vücut anlayışı müslüman toplumlarda her daim çatışmaya girmiştir.
    Halbuki ehli sünnet vel cemaat alimleri bu iki görüşünde yani ZAT HAKKINDA YORUMLAMALARIN ayetlerde ve hadislerde olmadığını vurgulayarak zata dair yapılan bütün yorumları bidat ve şirk olarak yorumlayarak red etmişlerdir.

    1- İmam Ebu Hanife Allah ona rahmet etsin şöyle buyurmuştur: “Her kim, Rabbim gökte mi yoksa yerde midir? bilmiyorum’ derse kâfir olur.”

    Yine: ‘O, arşının üzerindedir. Fakat arş gökte midir, yerde midir bilmiyorum’ diyen kimse de kâfir olmuştur.”

    “Allah Teâlâ göktedir, yerde değil.”

    Kendisine: “O sizinle beraberdir” (Hadid Sûresi: 4) âyetini hatırlatan adama:

    Bu, senin bir adama mektup yazıp onunla beraber olduğunu söylemen gibidir. Halbuki sen onun yanında değilsin.” dedi.

    2- İmam Mâlik Allah ona rahmet etsin şöyle buyurmuştur: “Allah semâdadır. İlmi ise her yerde’ derdi.”

    3- İmam Şafii Allah ona rahmet etsin şöyle buyurmuştur: “İmam Mâlik, Süfyan ve onlardan başka Ehli Sünnet önderlerinden gördüğüm ve benim de üzerinde olduğum hak olan söz şudur; Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed sallallahu aleyhi vessellem’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet edip, Allah Teâlâ’nın da semâsında arşının üzerinde olduğunu, istediği gibi kullarına yaklaşıp ve istediği gibi de dünya semâsına indiğini ikrar etmektir.”

    4- İbn Teymiyye – Allah ona rahmet etsin söyle buyurdu : “Allah zatıyla her yerdedir diyenler Kur-an’a, sünnete ve ümmetin selefi ile imamlarının icmaına muhalefet etmekle birlikte Allah’ın kullarının üzerinde yarattığı fıtrata, sâlih akla ve bir çok delile muhalefet etmektedirler.”

    5- Sevri, Malik, ibn uyeyne, Hammad ibn Selame, Hammad ibn Zeyd, İbnü’l Mübarek, Fudayl ibn İyad, Ahmad, İshak, Abdulkadir el cili, Şeyhül İslam el-Ensari Ebu’l Abbas et-Turuki ve sayısını ancak Allah’ın bildiği bir çok İslam alimi ve imamı yüce Allah’ın bizâtihi arş’ı üstünde ve ilminin her yerde olduğunda görüş birliği etmişlerdir.

    S O N U Ç

    1- İmân’ın en öncelikli meselesi olan Allah inancının peygamber tarafından muallakta bırakılması peygamberin “sizi gecesi ile gündüzü apaydın bir yol üzere bıraktım” sözüne ters düşer. Şayet Peygamberimiz o dönemin insanlarına getirmiş olduğu dinin emirlerini buyuran Allah’ın nasıl bir Allah olduğunu ve nerede olduğunu bildirmemiş ve bu konuyu netleştirmemiş olsaydı kendisi sağ iken ve vefat edince sahabe arasında bu konuda bir çok ihtilaf çıkardı. Ancak sahabe arasında böyle bir ihtilaf olmamıştır. Ayrıca Allah’ı bilmek dinin temeli ve hidayetin esasıdır.

    2- Yukarda geçen birçok ayet ve hadislere göre Allah’ın gökte ve arş’ı üzerinde olduğu hakkında hiçbir şüphe yoktur. Ancak keyfiyeti hakkında yorum yapmak bid’attir. Çünkü Peygamberimiz ve sahabe keyfiyeti hakkında yorum yapmamışlar, lafza inanıp manayı Allah’a havale etmişlerdir.

    3- “Mekandan münezzehtir.” veya“ Allah her yerdedir.” gibi cümleler Kur-an’da geçmemiş ve ne peygamberimizden, nede sahabe tarafından naklolmamıştır. Şayet bu doğru olsaydı; Yukarda geçen hadislere göre Peygamberimiz yüce Rabbimize mekan tayin etmekte ve (haşa) küfre düşmektedir. Bu görüşün ne kadar da ahmakça ve çürük bir görüş olduğu akıl sahipleri için gayet açıktır.

    4- Allah inancının bu kadar karmaşık hale sokulmasının en önemli nedenlerinin başında felsefeye aşırı şekilde dalan insanların basit ifadelerden bile değişik manalar çıkarmaya çalışmalarıdır. Felsefi alandaki sapık fikirli insanların karıştırdığı kafa yapılarıyla Rabbimizi öyle bir anlattılar ki; sahabe-i kiram bile gelse her halde bir şey anlayamazdı. Onlar çaba sarf ettikçe Allah zihinlerini karıştırdı. Oysa peygamberimize ashabının, Allah’ın gökte olmasının zâtıyla mı? Yoksa sıfatlarıyla mı? Diye soru sorduklarına dair bir rivayet bulunmamaktadır. Çünkü bu mesele soru sormaya gerek kalmayacak şekilde açık olarak anlaşılmaktadır.

    “O zahirdir,(her şeyin üstündedir) batındır, ilmiyle her şeyi kuşatır.” Hadid 57/3 ayeti kerimesi zâtının gökte, ilminin ise her yerde olduğuna delildir. Çünkü ayette Allah her şeyi kuşattı demiyor ki; İlmi her şeyi kuşattı diyor.

    İbn Teymiyye şöyle der: “Zat ve mahiyet kadim ve muhdes diye ikiye ayrılıp, Rabbinin mahiyeti zâtının aynısı (kendisidir).”[25]

    “Ehli sünnet ve cemaatin görüşü yüce Allah’ın sıfatlarının gerçek olduğudur. Hatta kemal sıfatları onun zâtının bir gereğidir. Lâzimi kemal sıfatları olmadan zâtının sübutu imkansızdır. Hatta sıfatları bulunmayan bir zât’ın gerçeklik kazanması mümkün değildir. [İbni Teymiyye İstiva Risalesi]

    Allah göktedir ama zatı her yerdedir gibi bir ifade naklolmadığı gibi, bunun bu şekilde anlaşılması ne akla nede mantığa sığmaz.

    5- Felsefecilerin ve filozofların ümmeti sürükledikleri kelime ve kavram kargaşasına karşı İslam’ın cevap verecek elbette delilleri vardır. Ve bu meseleleri delilleriyle izah etmek tevil değildir. Ancak Allah ve Rasulünün izâhatı dışında konunun mahiyeti hakkında yorum yapmak tevil ve bidattir. Şayet bu akımlara İslam’ın gerekli ve yeterli izahı olmasaydı bu dinin müntesiplerinin de kalbi mutmain olmazdı.

    6- “O Yüce Mabud ki, senin üzerine Kurânı indirdi. Ondan bir kısmı muhkem âyetlerdir ki, onlar o kitabın aslıdır. Diğer bir kısmı da müteşâbih âyetlerdir. Artık kalplerinde eğrilik bulunan kimseler fitne aramak ve onu tevil arzusunda bulunmak için o kitaptan müteşâbih olanına tâbi olurlar. Halbuki, onun tevilini Allah Teâlâ’dan başkası bilemez. İlimde rüsuh sâhibi olanlar ise “Biz ona îman ettik, hepsi de Rabbimizin katındandır derler. Bunları tam akıllı zatlardan başkası düşünemez”[Ali İmran 3 7] sahabe-i kiram da ayeti kerimede buyurulduğu gibi davranarak tevil yapmamışlardır.

    7- Rabbimizin sıfatları ile insanların sıfatları arasındaki benzerlik sadece isim benzerliğidir. O yarattıklarına benzemez ve yarattıklarından ayrıdır. O, akla gelen her şeyden, hayalde canlandırılan her şeyden münezzehtir. Çünkü ayette “ Değil O’na benzer, benzer gibi olan bile yoktur. O, işiticidir, görücüdür.” Şura 42/11 buyurulmaktadır.

    8- Allah’ın kullarına yakın olması, kullarıyla beraber olması; O’nun kullarını her an görmesi ve her hallerini bilmesidir.

    “ Korkmayın ben sizinle beraberim, işitiyorum ve görüyorum” Nahl 16/128

    Allah (c.c.) nerede olursanız olun sizin yanınızdayım demiyor ki, sizinle beraberim buyuruyor. Yani beraberinde olmakla yanında olmak tabiri farklı manalar ifade eder. Çünkü beraberinde olmak bitişiklik olmaksızın bir beraberliktir. Mesela, “Ay ile beraber gece yürüyüş yaptık” diyen birisi hakikatte ay ile yan yana yürüyebilir mi?

    9- Biz ona şah damarından yakınız diye geçen ayette belirtilen yakınlık sağında ve solundaki meleklerin yakınlığıdır. Çünkü ayetin devamında “ onun sağında ve solunda oturan iki alıcı (melek onun yaptıklarını) kaydetmektedir. buyurulmaktadır. (Kaf 50 16)

    Allah’ın yakınlığı asla zatının yakınlaşması değildir.

    “Bana bir karış yaklaşana bir arşın yaklaşırım, bir arşın yaklaşana bir kulaç yaklaşırım. Bana yürüyerek gelene koşarak gelirim.” buyurulmaktadır. [29] Bu hadisi kutside mecazi bir ifade olduğu gayet açıktır. Çünkü bir karış yaklaşmak ve koşarak gelmekten maksat; kulun itaatle Rabbine yaklaşarak rızasını kazanmasıdır. “Rabbine yaklaşmak için vesile ararlar” İsra 17/57 ayet-i kerimesinde buyurulduğu gibi yaklaşmak itaatle onun rızasını celbetmektir.

    “Bazı kimseler yanılgıya düşerek Allah’ın yakınlaşmasını insanlarının bedenlerinin yakınlaşması türünden olduğunu sanırlar.” ( İbni Teymiyye İstiva Risalesi)

    Sevgilerimle

Cevap Yazın

 

 

 

Bu etiketleri kullanabilirsiniz

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>