Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

Öğretmenin Güncesinden (1) – Beş Duyuya İsyan Etmişim !..

Beş Duyuya İsyan Etmişim !.. Öğretmenin Güncesinden (1)

Karne tatili yaklaşmış, okula devam konusunda gözle görülür bir azalma başlamıştı. Yoğunluğun azalması ile birlikte öğretmenler, dersleri kısaca geçiyor, çoğunlukla yıl boyunca alınan notları pc ye geçiyorlardı. Öğrenciler bahçede doyasıya top oynuyordu.

O gün dersi Biyoloji Laboratuarında yapacaktı “Sciens Woman”. Bilimselliğe olan düşkünlüğü sebebiyle “Bilim Kadını” lakabını takmıştı öğrenciler ona. Lakabı olmayan öğretmen yok gibiydi okulda. Asistanım dediği öğrenci ile sınıfa haber yolladı: “Ders, laboratuarda yapılacak!”

50 kişilik sınıftan kala kala 25 kadar öğrenci kalmıştı. Şu kavurucu sıcakta bir de laboratuara koşmak, deney tüpleri, mikroskop ve bir dizi fenni malzeme ile uğraşmak çok ters geldi gençlere. Homurdananlar olsa da, hocalarını sevdikleri için vardır bir bildiği diyerek erkence yerlerini aldılar.

Terapi Gibi Ders: Laboratuara girdiğinde mırıldanmalar ve uğultu sürüyordu. Masasına geçti, defteri imzaladı, başkandan yoklama cetvelini aldı. “Susun, konuşmayın, gelirsem oraya yapacağımı bilirim “ gibi tehditkâr sözler ağzından hiç çıkmamıştı. Görevine odaklanır, bildiğini okurdu gıpta edilesi bir özgüvenle… Öğrenciler için sevimli bir otoritenin ardında kimine abla, kimine arkadaş, kimine anne kimliği ile yaklaşır, vermesi gerekeni mutlaka verir, olayı istediği noktaya kendi çekerdi.

Yıl sonunda laboratuar mı olurmuş?”, “Deneyin sırası mı şimdi?” “Bıraksa bahçede oynasak olmaz mıydı“ türünden uğultular sürerken, yazı gözlüğünü çıkarıp defteri kapadı. Diğer gözlüğü taktıktan sonra ayağa kalkarak geniş ve uzun laboratuar masalarının önünde durdu.

Biyoloji öğretmenlerine özgü beyaz önlüğün ceplerine ellerini sokarak uzun uzun baktı öğrencilere. Saniyeler geçmemiş, uğultu kesilivermişti. Öğretmenin duruşunu fark eden öğrenciler birbirini uyararak öğretmenlerine odaklanmışlardı. Hepsinin merakını giderecek cümlelerle dersi açtı:

Evet, bu dersimizi burada işleyeceğiz. Aslında ders değil, bir nevi öğrendiklerimizi kendimizde deneyimleme olacak bugünkü işimiz! Deney falan yapacak değiliz. Kaldırın defterlerinizi sıranın içine koyun ve derin bir nefes alarak yaslanın ardınıza!…”

Hepsi denileni yaptılar. Gözlerde şaşkınlık okunuyor, meraklar artıyordu. Devam etti:

- Dersimizin sinir sistemi ünitesinden sonra gelen konularımız nelerdi, hatırlayın!

Uyanık bir genç tahtada duran ve bugün için asılmış resimden kopya çekerek:

- Sinir sisteminde hemen sonra BEŞ DUYU konusunu öğrendik hocam!

- Peki, beş duyunun genel anlamda işlevi neydi?

Çağla Nur isminde bir kız öğrenci söz almak üzere elini kaldırdı:

- Dış dünya ile bağlantımızı sağlıyorlar hocam! Yani dış çevreden gelen verileri çözümleyerek beynimize iletiyordu beş duyumuz.

- Evet, Çağla Nur teşekkür ederiz. Bugün de konumuz beş duyu! Ama nasıl görür, nasıl işitiriz, hangi sinirler nereden nereye, neyi iletir, bunları konuşmayacağız. Bugün daha farklı bir açı ile yaklaşacağız olaya!

Kayıtları Fark Etmek: Verdiği bilginin salt zahir ezberine dönüşmemesi için, bilimsel alanı sosyal alanla birleştirerek anlatır, öğrencilerin ufku genişlesin diye, anlattığı her şeyin yaşamda nasıl işe yarayacağını da gözler önüne sererdi. Tasavvuf ilmi ile bilimsel bilgiyi sentez yapmak istediğinde genelde çağdaş gelişim psikolojisi ve insani davranış değerleri üzerinden konuyu yansıtır, tasavvufun T sine dokunmadan zahir- batın bileşimini bazen kuantum, bazen hücre bazen atomlar üzerinden beyinlere işlerdi.

- Evet bugün konumuz beş duyu! Canlılara has, vazgeçilmez kuvveler diye öğrendiğiniz beş duyudan vazgeçmeyi deneyimleyeceğiz sizinle.

Bu sözler üzerine hafif bir uğultu koptu: “Bu ne yaaa, görmekten mi vazgeçeceğiz?” “Ulan oğlum yoksa koku alma duyumuzu öldürecek bir damla mı gelişti?” “Geçici sağırlık mı yaşatacak ne?”

Öğrenciler hoca duymuyor sansa da en arkadaki fısıltıları dahi çok net duyardı:

- Hiçbiri dedi, evet hiçbiri. Yaslanın ardınıza, ellerinizi masaya paralel koyun, derin bir nefes alıp rahatlayın ve dinleyin beni.

Denileni yaptılar. Göz temasının iletişimde önemini bildiği için hepsini ufkuna alacak bir edada başladı anlatmaya:

- Beş duyu, vazgeçilmez diye öğrendik. Bugün sizinle beş duyu kaydından kurtulmayı deneyimleyeceğiz. Belki şaşırdınız. Kayıt demem tuhaf geldi belki de. İnsana, canlıya has açılım diye öğrendiğiniz beş duyunun, aslında hangi yüksek boyutumuza engel teşkil ettiğini yaşayarak öğreneceğiz. Şu andan itibaren dediklerimi yapacaksınız bir bir. Sorularıma başınızla abartısız işaretlerle cevap vereceksiniz.

- Gözlerinizi kapayın. Görme duyumuzdan şimdilik vazgeçiyoruz. Dış dünya namına ne varsa, yok oldu şimdi. Ne görüyorsunuz? Sadece karanlık, sonsuz bir karanlık değil mi?..

Başlarıyla onayladılar…

Bir gözkapağı inişi ile hayatımız zindan oldu sanki. Ama öyle düşünmeyin. Dedim ya, bir kayıp değil bu, yeni bir kazanım diye bakın. Sonsuz- sınırsız karanlıkla tanıştınız. İçinde renkler yok, yıldız pırıltıları yok, zifiri bir karanlık şu an yaşadığınız.

Gözle ilgili söylemlerini bazı edebi tasvirlerle perçinledi. Öğrencilerin GÖRME duyusundan kurtulduklarına emin olduktan sonra devam etti:

Burnunuzla koku alıyorsunuz. Pis diye nitelediğiniz kokular var, misk dedikleriniz var, fena dedikleriniz var. Şu an burununuz işlevini yapmıyor. Koku almıyorsunuz. Yemeklerin kokusu yok. Çiçekler kokmuyor. Çöplükten gelen kötü koku da yok. Kokusuz bir andasınız.

Koku alma noktasında da moda girdiklerini gördü. Sıraların arasında dolaşarak devam ediyor sesini oldukça alt perdede kullanıyor, derinliklerine nüfuz etmek istiyordu:

- Dilimizle tat alıyoruz. Tuzlu, ekşi, tatlı, mayhoş gibi bir dizi niteleme bundan kaynaklanıyor. Dilinizin tat almadığını düşünün. Sizin için tat konusunun önemi yok artık. Ağzınıza aldığınız şeye hüküm vermiyorsunuz. Nitelemiyorsunuz. Tat alma duyunuzu da kilitlediniz.

Gayri ihtiyari çocuklardan biri dilini çıkarmış, dudaklarını ıslatma ihtiyacı duymuştu. Bir an öğrencisinin haline gülecek oldu ama konsantrasyonlarını bozmamak adına tuttu kendini. Tekrar masa başına geçti:

Şimdi dokunma duyumuza odaklanın. Dokunarak hissediyoruz. Sevdiklerimizi öperek ifade ediyoruz duygularımızı. Yakınlarımızın bazen başını bazen yanaklarını okşuyoruz. Ellerimiz; bedenimizin anteni gibi. Onlarla keşfediyoruz bazı şeyleri.

- Derimiz Sıcağı, soğuğu algılıyor, düz mü pürüzlü mü yuvarlak mı köşeli mi beynimizle karar veriyoruz ve ona göre kendine biçim veriyor bedenimiz. Dokunuyorum, tutuyorum işte var ya dedirtiyor derimizdeki reseptörlerimiz.

- Bir an dokunma duyunuzu yok edin. Hatta derinizi bir kıyafeti çıkarır gibi üzerinizden çıkarın. Ne sıcak hissediyorsunuz ne soğuk. Hepsi bir sizin için. Elleriniz, parmak uçlarınız değdiği yeri algılamıyor. Değse de yorumlamıyorsunuz, bedeninizi hissetmiyorsunuz!.. Çünkü bu duyunuz yok artık.

Birkaç öğrenci sıra üstündeki parmaklarını oynatmışlardı. Başları ile dokunma duyusunun da yok oluşuna ikna olduklarını işaret ettiler. Sıra en son noktaya gelmişti:

Kulaklarımızla duyma işlevi yerine geliyor. Sesleri algılıyoruz. Kulaktan giren dalgalar işitme organında çözümlenerek beyinde uygun frekans yorumları ile sese dönüşüyor. Aslında ses de yok. Evet, sonsuz sınırsız bir sessizlik düşünün. Ne kuş cıvıltıları kaldı artık, ne makine homurtuları. Ne rüzgarın ıslığı duyuluyor ne yağmurun serpintisi. Ve şimdi beni dahi duymayacaksınız. Kapatın duyma algınızı…Kapatın!…

Kayıtlar Düşünce Ne Kaldı? Ses tonunu azalta azalta konuşmasını tamamlamış sessizce kürsüsüne geçmişti. Bir süre yüzlerini seyretti gençlerin. Yorumsuz bir duruş ve hepsinde dingin, huzurlu bir ruh hali… Masalara ufak birer kâğıt bıraktı. Az daha bekledikten sonra:

Şimdi yavaşça gözlerinizi açın! Hiç kimse yanındakine bakmadan sorumun yanıtını önündeki kağıda yazsın! Evet soru şu:

BEŞ DUYU KAYDINDAN KURTULDUĞUNUZ BU SÜREÇTE, KULLANABİLDİĞİNİZ MELEKENİZ HANGİSİ? BEŞ DUYU KAPANDIĞI HALDE HANGİ İŞLEVİNİZİ ÇALIŞTIRABİLİYORSUNUZ?.. VE BUNA GÖRE O AN, SİZE NASIL BİR İNSAN DENİR, BUNU YAZIN…. İKİ ÜÇ KELİMEYİ GEÇMEYİN LÜTFEN… ÇOK DÜŞÜNMEDEN HEMEN YAZIN. SORUM ÇOK BASİT…

Öğrenciler biraz duraksadıktan sonra ilk akıllarına geleni yazdılar. Beş dakika sonra topladı kâğıtları. Gelen cevapları tasnif etti. Beş duyu kaydından çıkınca kendilerini ne olarak hissettiklerine dair ortak kelimeleri okudu:

- DÜŞÜNCE
- BİLİNÇ

- HİS.
- AKIL.
- HAYAL

Ağırlık DÜŞÜNCE VE BİLİNÇ yazmıştı. Beş duyu olmasa hayal ve his de çalışmazdı ama bir iki öğrenci öyle yazmıştı işte. Gelmek istediği noktayı açıkladı:

DEMEK Kİ İNSAN SALT BİLİNÇ BİR VARLIK. Salt bilinç olduğumuzu her an fark etmemize ne engel oluyormuş, anladınız mı?

Gençler hep bir ağızdan bağırdı:
- BEŞ DUYUUUUUUU!…


Diksiyonu güzel olan, tiyatro çalışmalarında görev alan Meltem’i ve bir de erkek öğrencilerden Melih’i tahtaya çağırdı.

Melih’e Mevlana’dan o meşhur şiiri, Meltem’e de insanın hakikatine dair sözleri okuttu.

Öğrenciler şiiri ve sözleri okurken biyoloji öğretmeni düşünüyordu. Dersin ulaşması gereken amacı beş duyunun yapısını ve işlevlerini kavratmak müfredata göre!!!…Ama ulaşılan amaç İnsanın gerçek anlamda ne olduğuna dairdi. Acaba amaç dışına mı çıkmıştı. Hayır, dedi kendi kendine. Milli Eğitimin iki kanadı vardı; öğretim ve eğitim. Öğrenmek bilgi ezberi, eğitilmek bilginin yaşama dönüşmesiydi.
İşte asli görevim hakikati fark ettirmek ve yaşatmak olmalı diye düşünerek ve görevinde hedefine ulaşmanın huzuru içinde öğrencilerini dinlemeye koyuldu.

İSYAN ETMİŞİM

Aya öfkelenmişim ben,
işte böyle kapkaranlık bir gece olmuşum.
Padişaha kızmışım,
çırılçıplak bir yoksul olmuşum.

Güzeller sultanı gel demiş,
evine çağırmış beni.
Ben bir yolunu bulmuşum,
yola baş kaldırmışım.

Sevgilim baş çeker, naz ederse,
gamlara atar, kararsız korsa beni,
bir kez olsun ah demem, inad için.
Ah´a da kızmışım ben.

Bir bakarsın altınla aldatırlar beni o.
Bir bakarsın şanla şerefle aldatırlar beni.
Oysa altın falan istemiş değilim ondan,
şanla şerefe hele çoktan boş vermişim.

Ben bir demirim,
mıknatıstan kaçıyorum.
Bir saman çöpüyüm ben,
mıknatıslara yan çizmişim.

Ben öyle bir zerreyim ki,
bütün âleme isyan etmişim.
Havaya, toprağa isyan etmişim,
Ateşe, suya isyan etmişim.
Altı yöne isyan etmişim.
Beş duyuya isyan etmişim.

Hava, toprak, ateş, su da neymiş ki,
altı yön de neymiş,
beş duyu da ne.
Benim için hiç bir şey umurumda değil.
Mevlana

İNSANIN BİLİNÇ VARLIK OLDUĞUNA DAİR SÖZLER:

Beş duyu verileriyle kendini kilitlemiş, âdeta şartlanmalar ve beşduyu verileriyle bloke olmuş bir beyinle, her şeyi anlayıp bütün sırları çözmeye çalışıyorsunuz !..

Oysa bu imkânsızdır !.Önce, beşduyu verilerinin, yaşadığınız evrenden kesitsel veriler olduğunu farketmek zorundasınız!… onlar sadece kesitsel örneklerdir!.. Ve o örneklerin dışında daha sayısız varlıklar ve veriler mevcuttur!…

Dolayısıyla, sadece, o beş duyu verilerini asıl ve gerçek kabul edip, tüm evrensel gerçekleri bu beş duyu verileri üzerine inşâ etmek gafletinden arınmalısınız !..

* Evrenin aslı ve tamamı, gerçekte, tümüyle tek bir bilinçten başka bir şey değildir. Ve senin de, o bilincin dışında asla bir varlığın mevcut değildir!.. Öyle ise bu boyutta kendini tanımaya çalış!..

* Bedenini, ya da menfaatlerini yitirmekten değil, bilinç boyutunda kendini tanıyamamaktan KORK!..

* “Ben” dediğiniz bu varlığın derinliklerinde, “Kozmik Bilinç‘in tüm ilmi ve sırları mevcut!

* Dünya`da yaşarken, kendini bedensiz soyut bilinç varlık olarak hissedemeyenler, daha sonraki boyutlarda bunu hissedip yaşama olanağını elde edemeyeceklerdir.

* Doğru yol!…
Kendini, beden veya ruh olarak düşünmekten arınıp, varlığın özündeki bilinç olarak hissetmeye çalışmak…

Yani, dışa, afaka, uzaya, göğe yükselmek değil; derûnuna, bilinç boyutunun enginliğine, şuurdaki teklik noktasına inmeye çalışmak düşünü yollu… Kendini yalnızca bir bilinç olarak hissetmeye çalışmak… “ben”siz olarak!…

Betül Emir
11 Temmuz 2008
betul.emir@windowslive.com

Öğretmenin Güncesinden (1) – Beş Duyuya İsyan Etmişim !.. için toplam 2 yorum yapmış

  1. Hüseyin Erim Cevapla

    25 Şubat 2009 - 16:45

    Salt bilinç olduğumuzu her an fark etmemize ne engel oluyormuş, anladınız mı?
    Betül kardeşimi kutluyorum.
    Nedenini merak eden varsa okuyup birazda kafasını çalıştırsın.

  2. elif asya Cevapla

    09 Şubat 2010 - 13:13

    SELAM

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>