Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

Kur’an Yorumlama Geleneği ve “Yansımalar” Farkı

Bir metnin farklı dile çevirisi lisan bilmenin yanı sıra, her iki dilin gramer ve
belâgatına
(söz sanatı inceliklerine) vâkıf olmayı gerektirir. Sadece lisan
bilenin çevirisi çeşitli manaları tıkamakla kalmayıp bir dizi anlaşılmazlığa da yol açabilir. Mesela Türkçede öfke tasviri için kullanılan “Sinirden küplere binmek” deyimini aynıyla İngilizceye çevirsek, okuyan İngiliz şaşkına döner, tuhaf bir anlamsızlığa mahkum olur…

Basit bir çeviri dahi bu kadar ince ayrıntılar içeriyorsa, Allah Kelamı Kur’an-ı Kerim’i bir dile yansıtmanın çok daha özel yetenek ve kabiliyetler gerektireceği şüphe götürmez bir gerçek.

Genel değerlendirmemize geçmeden önce bugüne değin yapılan meal- tefsir çalışmalarına ve takip edilen usule kısaca göz atalım…

Geleneksel Kur’an Yorumculuğu

Meal işine girişmenin ön şartı olarak Arapçaya hakimiyet esas alınmış, bu doğrultuda Kur’an’ı çağa yansıtma görevi sadece Din sahasında çalışan alimlere bırakılmıştır. Dini tahsil almamış, Arapçaya vakıf olmayanların değil Kur’anı yorumlamak, bir iki ayete bilimsel yorum getirmeleri dahi “Alim” kabul edilenler nezdinde hazımsızlık ve eleştiri konusu olmuştur…

Kıymetli din bilginlerinin meal- tefsir çalışmalarında takip ettiği usul ise “Rivayet” ve “Dirayet” çerçevesinde gelişir.

Rivayet; o güne değin yapılan meal çalışmalarına geleneksel olarak bağlı kalınan, naklin dışına çıkılmayan yorumlama anlayışıdır ki, sünnete bağlılık ve ayeti bir başka ayetle açıklama usulünü benimser. Rivayete dayalı Kur’an açıklamaları genelde birbirinin aynı manalar etrafında yoğunlaşırlar… Bu nedenle aralarında ciddi bir yorum farkı olmadığı gibi; Sünnet kavramını 1400 yıl önceye kilitlemenin bedeli olarak da geçmiş kaydında kala anlatım tarzından günümüze gelememek gibi bir handikap, kaçınılmaz açmazları olmuştur.

Dirayet ise; alimin nakil ve rivayetin yanı sıra kendi aklını ve mantığını da kullanarak, çağdaş bilgilerle yoğurarak, tefekkürünü yansıtarak yaptığı meal çalışması. Son devirlerde S. Ateş, Y. Nuri Öztürk, A. Bulaç, M. Esed mealleri bu tarzın önde gelen örnekleri…

Kur’an mealleri ile ilgili çalışmada can alıcı soru; konuya girerken bahsettiğimiz Arapça bilme ile alakalı!…

Acaba meal hazırlamak için sadece Arapça bilmek yeterli mi?…

“Anlaşılası bir kitap olsun diye Kur’anın Arapça nüzulü” acaba onu anlamanın sadece Arapça bilmekle alakasına mı işaret eder?…

Evrensel değerlere işaret eden Kur’an-ı Kerim’in Arapça oluşu, o dile hakimiyetle iyi anlaşılacağı yönünde bir mana bildirmiyor bize göre!… Şayet öyle olsa idi; bugün Kur’anı en iyi anlayanlar, anladığını en iyi biçimde idrak ve yaşam düzeyine çıkaranlar, kuşkusuz Arap milletleri olurdu….

İnanç olarak Vehhabilik ve bir dizi mezhep farklılıkları içinde bocalayan, yaşam olarak çağdışı yönetim ve anlayışlara sahip olan bu toplumların Kur’andan anladığı; bazen taşlayarak insan öldürmek şeklinde açığa çıkan vahşet, bazen din adına silaha sarılmak, çoğu kere de bedene dayalı din algısını dinin hakikati sanmak değil midir?… Baskıcı rejimler altında akletme ve tefekküre imkan bırakmayan yaşam içinde daha fazlası da beklenemezdi zaten…

Geleneksel Yoruma Bir Örnek

Konumuza dönecek olursak; bugüne kadar ülkemizde yapılan meal çalışmaları da

ağırlıkla dini eğitim veren kurumlardan yetişen alimler tarafından yapıla gelmiştir. Bunlar arasından geleneksel kalıbı zorlayanlar çıksa da, tarihi miras olarak devralınan meal- tefsir algısının çerçevesi yeterince kırılabilmiş değildir…

Bu nedenle, mealler arasında genel bir inceleme yapacak olsanız, üç aşağı beş yukarı benzer manalar etrafında dönüldüğü görülür… Bunu bir sure üzerinde ve çeşitli meallerden alıntılarla inceleyelim….

ADİYAT SURESİ. (Surenin, 17 alime ait mealini, aralarındaki tarz- anlatım benzerliğini lütfen inceleyiniz: http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=100&ayet=1)

Biz, surenin Diyanet tarafından esas alınan mealini vererek devam edelim:

Âdiyât Suresi


Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 . And olsun Allah yolunda koştukça koşanlara;

2 . And olsun kıvılcımlar saçanlara;

3 . Sabah sabah akına çıkanlara;

4 . Ve tozu dumana katanlara;

5 . Düşman topluluğunun içine dalanlara ki:

6 . İnsan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.

7 . Doğrusu kendisi de bunların hepsine şahittir.

8 . Gerçekten mala da pek düşkündür.

9,10. İnsan, kabirlerde bulunanların çıkarılacağı ve kalblerde olanların ortaya konulacağı bir zamanın geleceğini bilmez mi?

11. Doğrusu Rableri o gün onların her şeyinden haberdardır.

***

Dikkatle mealleri incelemiş iseniz göreceksiniz ki; Adiyat Suresine yapılan yorumda ilk ayetlerin İNSANA ÖVGÜ taşıyan yorumlarla açıklandığını görürsünüz… Gazilerin savaşçı atlarına, cihad yolunda koşanlara, bu uğurda yoğun gayret sarf edenlere Kur’an yemin etmekte, adeta inancını yaşama dönüştüren gayretli müminler övülmektedir!…

Acaba öyle midir?…

Bir an için öyle olduğunu kabul edelim….

Şayet öyle ise, ilk 5 ayette insanın gayreti övülüyor ise, gazilerden, şahadete koşanlardan bahsediliyor ise; neden 6. ayette İNSANIN RABBINE KARŞI PEK NANKÖR OLDUĞU vurgulanıyor?!….

Bu bir çelişki değil mi?…

Yansımalar Farkı

Bu çelişkinin nedeni, alim dediğimiz zatların dahi kendilerini kurtaramadığı, içinden çekip alamadığı o geleneksel yorum mirasından başka bir şey değil… Arapçaya, onun gramerine ve anlatım inceliklerine hakim olmak, bu çelişkiyi fark ettirememiş!…

Neden?…

Çünkü, sorgulayan bir beyin olmadıkça, sistematik- analitik düşünce metodunu benimsemedikçe, dini top yekün bir sistem olarak ele almadıkça, geçmiş ve gelenek kaydından çıkıp, insanca ve de gönülce Kur’ana bakmadıkça bu tür çelişkiler çözülesi değil!…

İşte bu noktada Yansımalar adlı Kur’ana dair çalışmanın ne derece önemli bir hizmet ve armağan olarak bu çağa ve düşünen idrak sahiplerine sunulduğunu fark ediyor, bir kez daha şükürde acziyetimizi itiraf ediyoruz….

İşte Yansımalarda yer alan ADİYAT SURESİ yorumu.

ÂDİYÂT SÛRESİ

“Euzü Billahi mineş şeytanir racim”

Bismillah’ir-Rahman’ir-Rahîm

1-) Andolsun o nefesleri zorlanarak (dünyalık biriktirmek için) koşan (azgın atlara benzer insanlara),

2 -) (Koşuşurken hırsından, öfkesinden) çakıp ateş çıkaranlara,

3 -) Sabahın seherinde akına kalkıp,

4 -) O hırsla ortalığı toza bulayanlara,

5 -) Böylece o hâl ile halkın içine dalanlara (çok yazık)!

6 -) Gerçektir ki insan Rabbine karşı elbette çok nankördür!

7 -) Kesinlikle kendisi de buna şahittir!

8 -) Kesinlikle onda zenginlik sevgisi çok şiddetlidir!

9 -) Bilmez mi (insan), kabirlerin (bedenlerin) içindekiler deşilip dışarı çıkartıldığında,

10 -) Sadırların içindekiler açığa çıkartıldığında,

11 -) İşte o süreçte Rableri, Esmâ boyutu itibarıyla, onlar olarak elbette Habîr’dir.

—————-

Farkı gördünüz değil mi?…. Nerede gaziler, nerede şehitler ve nerede Allah Yolunda gayret eden insan?!…. Ve nerede nankör insan?..

Harıl harıl koşulan şey ibadet değil dünyalıkmış meğer!…

Ateş çıkaranlar, şimşek çaktıranlar, atların nalı değil, bizim BENLİK girdabında yana yana açığa çıkardığımız hırsımızmış meğer!.. İştiyakla dalınan şey Allah Yolunda savaş değil, kesret anaforu imiş meğer!…. Ve işte onun için nankör denmiş insana!…

Farkı gördük değil mi?…

Bir surede, birkaç ayette bu derece derinlikler yansımışsa, diğer sure ve ayetlerde daha nice gerçekler var kim bilir?!…

Ehli, paha biçilmez bir armağan sundu bizlere.

Layıkı veçhile değerlendirmek nasibimiz olsun!

Teşekkürler Üstad Ahmed Hulusi…

——–

YANSIMALAR:   http://www.ahmedhulusi.org/kuran/

Mehmet DOĞRAMACI

14.01.2009

dogramacimehmet@gmail.com

Kur’an Yorumlama Geleneği ve “Yansımalar” Farkı için toplam 4 yorum yapmış

  1. elif asya Cevapla

    19 Ocak 2009 - 18:12

    Kim doğru

  2. sedat Cevapla

    22 Ocak 2009 - 11:48

    2 si de doğru olabilir bakış açısına göre

  3. dilek Cevapla

    04 Mart 2009 - 02:40

    bu ne amansız çelişki,dedikten sonra;ikinci meal daha akla yatkın ve son cümlelerle daha bağlayıcı mecazi bir emir ve yasaklama kınama şekli.çok düzgün kafiye edilmiş ilham veren öğütleyen bir şiir gibi.:)

  4. nisa Cevapla

    04 Ağustos 2009 - 12:33

    Allah dilerse olur,dilemezse olmaz.yazık gerektiğinde,razı olduğunda rabbini kabul eden,aklı ermediğinde kendinden bihaber ilahlık taslayan bize…amaç değil araçtır yapılanlar…deniz vardır görürler,yanına gider temaşa ederler,denize girip yok olabilmektir esas olan,denizi seyredip kendinden vazgeçmemek değil…kelimeler bile gereksiz,yetersiz gönüldeki doğum sancılarını dillendirmeye…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>