Zerre Küllün aynası prensibince Makro planda mevcut olanın mikroda da aynıyla var olduğun
u biliyoruz… Eskiler; insana kainatın özü derken, yeni anlatımda Beynin mikro evren, evrenin makro beyin olduğu gerçeği de kabul edilmiş bir gerçek!
KALPTEN BEYNE YOLCULUK
Mikro bir kamera ile organlara inercesine kalp ve beynin içlerine doğru şöyle bir uzanalım. Bakalım neler seyreder, neler işitiriz?
Yolculuk malzemesi olarak kalp- beyin bağlantısına dair yeni yaklaşımlar yanımızda. Önce onları bir gözden geçirelim şimdi.
GÖRÜLEBİLEN HÜKÜMDAR
Bedenin hükümdarı “Beyin”. Ancak; bedende bilinen, gözlenen düşüncelerin sonucu ortaya konan tüm davranışların, yani somutlaşmış olayların hükümdarı.
Somut yani algılanabilir oluşumların hükümdarı. Basit bir örnek vermek istersek, yazı yazma isteği ile oluşan düşüncenin kalemi tutan elin kas koordinasyonu ve buna bağlı bir dizi oluşum beynin kontrolünde açığa çıkıyor.
GİZLİ HÜKÜMDAR YA DA DERİN KUDRET
Beynin çalışması için ilk uyarıyı veren, bedende ilk çalışan organ Kalp. Her ne kadar beynin kontrolünde gözükse de beynin fıtratı; fenotipi; kişiye has aktif olan genlerin anlamlarını ve olmayanları İNSAN GENOMU algı düzeyine gelmeden soyut olarak bulunduran hükümdar “KALP” tir. Bir anlamda görünen olayların, zuhura çıkan fikirlerin, arka planında koordinatörü ve derin kudreti Kalp!..
BEYİNLE KALBİN SOHBET NAMELERİ; GLİKOZ- OKSİJEN
Beyinle kalp arasında sürekli bir iletişim olduğu, özden gelen hitabın kalp boyutu, fıtrat gereği açığa çıkışın ise beyin boyutu olarak ifadesi bizi zahiren de bu iletişimi aramaya sevk ediyor.
Kalpten beyne sürekli kan pompalandığını bilinen bir vakıa. Damarlarda akan nehir hız kesmiyor. Özünde nasıl bir iletişim var? doğrusu daha yakından seyretmek istiyoruz.
120. günde beyindeki sünetullahı, sistemi işleten ilk uyarıyla kalpten ilk hareketin verildiği gibi daha sonraki süreçte de kalbin pompaladığı kanla enerji üretim ham maddesi olan glikoz ve oksijen her “AN” sürekli iletilmekte.
Yani kalple beynin konuşması, glikoz ve oksijen kelimeleri ile sürüyor.
Hatırlanacağı üzere daha önceki yazılarımızdan glikoz dediğimiz molekülün bağlarındaki yaşam enerjisi HAYY ismi altında evrenin bilgisine potansiyel olarak sahip olduğunu yazmıştık. Bu bilgiyi beyin fıtratı kadarıyla ortaya koyabilmekte, diğer kısmını değerlendirememektedir.
Yani beyin fıtratındaki; fenotipin; dışa yansıyan genlerin anlamları doğrultusunda sistemini ortaya koyar. Velev ki programında İnsanlığını (Halife) yaşama özelliği olsun.
Sonuç olarak, beden boyutunda kalp algılanamayan soyut bilginin hükümdarı yani ARŞ tır. Beyin algı düzeyinde bilgiyi ortaya koyan hükümdar KÜRSİ dir diyebiliriz!.
HÜCRENİN ARŞI; MİTEKONDRİ
Şimdi gelelim holografik insan bedenindeki zerresi, birimi olan hücrede bunları tespit etmeye. Kalp ve beyin damarlarından daha derinlere, hücreye iniyoruz.
Tasavvufi bilgilerimiz, yeni açılımlar ve bilimsel materyaller yanımızda. Onlarla okumaya çalışacağız hücreyi.
Hücre deyince karşımıza çıkan ilk yapı DNA.
DNA’da depolanan biyofoton ışık ağının yayılması hücrenin beyni olan, çekirdeğinde yer alan DNA’nın işlevinin başlaması demektir. Bunun içinde mutlaka yaşam enerjisinin tutulduğu ATP (Adenozin tri fosfat) moleküllerinin üretilmiş olması gerekir.
Çünkü DNA’nın denetiminde gerçekleşen sünetullah; hücresel işlevler yaşam enerjisinin değişik formlarda açığa çıkışıdır. Her enerji seviyesi farklı bir anlam oluşturduğu düşünülürse! Açığa çıkan bilgi akışı;yaşam enerjinin form değiştirmesi DNA’nın aktif olan genlerin doğrultusunda yani fıtri programına bağlı olarak gerçekleşecektir.
Ancak!
Hücrede Sünetullah yani hücre çalışma sistemi bu yaşam enerjisiyle start aldığına göre hücrede ilk çalışan organel enerji üretim santralı olan Mitokondridir.
Bu durumda Mitokondri hücrede ARŞ tır.
HÜCRENİN KÜRSİSİ; DNA
Soyut bilginin bulunduğu boyuttan yaşam enerjisini ATP molekülünde tutulmuş; potansiyel olarak; henüz algılanmamış; Hay ismi altında tüm esmayı açığa çıkaran evrensel doğurganlık boyutudur.
Hücreye alınan Glikoz önce sitoplazma da glikoliz olayı ile bir yıkıma uğrayarak Asetil Co A oksijenle Mitokondri içine geçer ve burada yıkım kreps döngüsüyle devam ederek Elektron taşıma sisteminde elektronlarla taşınan yüksek enerji basamak basamak ATP molekülünde tutulur.
Daha sonra bu yaşam enerjisi “Arşın Altına Tenezzülü” ile DNA’nın fıtri programı; Fenotipin de ki dışa yansıyan genlerin işlevleri kadar algılanacaktır.
O zaman DNA hücrenin KÜRSİ sidir! diyebiliriz.
Arş olan Mitokondriden aldığı soyut bilgiyi algılama düzeyine sokar. Çünkü bilimsel araştırmalar beş duyu verilerine dayalı algılama düzeyinde olduğu için hep DNA’nın hücrenin tüm özelliklerini içeren ve kontrol komuta merkezi olduğunu açıklar. Başka bir ifadeyle somutluğun hükümdarı; kürsisidir.
MİTOKONDRİ-DNA SOHBETİ
Hücre metabolizması; madde-enerji değişimi, hücrenin doğumundan ölümüne kadar sürekli olarak devam etmektedir. Bu değişim de durma hücrenin ölümü demektir.
Enerji üretim santralı; Mitokondri; Arş, özündeki soyut bilgiyi; datayı kudretle yaşam enerjisi olarak her “AN” DNA ya sunmakta. “Sen bu özsün, şimdiye kadar tanımadığın anlamlar var sende, bunları tanı!..”dese de DNA “fıtratımdaki kadarıyla
kolaylaşan; fenotipe yansıyan genlerin anlamını yazabilirim, okuyabilirim” diyerek özünden mahrum kalmayı seçmektedir.
İstisna DNA’lar zorlu sürece girebilmekte özündeki Datayı okuyabilmekte ve yine fıtratındaki iman geninin izni ile!.
HÜCRENİN SEMASI; Mitokondri DNA’nın üst boyutu,
Ve semavatı düşünecek olursak.
Burada beş duyuya göre organel olarak görülen Mitokondri ve çekirdek deki diğer yapı DNA farklı mekanlarmış gibi algılamak yanılgısına düşürebilir. Dikey bir bakışla boyutsal olarak düşünürsek Mitokondri DNA’nın bir üst boyutu durumun dadır. Sistemi algılanamayan ve algılanan farkı ile Mitokondri ve DNA ayrımına girmişiz.
Biyofotonların düzenleyiciliği ile oluşurken gerek hücre içi organeller (Ribozom, Lizozom, golgi aygıtı v.b ) gerekse hücreler arası ilişki, boyutları, evren içre evrenlerin algılanışıdır.
Tıpkı güneş sisteminde dünyayı ayrı bir mekan güneşi de ayrı bir mekan olarak algılamamıza rağmen gerçekte güneş boyutu dünyayı da kapsayan bir üst boyut olduğudur.
Ehlinden gelen bilgi ışığında bize göre düşündüklerimiz! Doğrusunu Allah ve Resulü bilir!
Betül Emir
betul.emir@windowslive.com
Hüseyin Erim
25 Şubat 2009 - 14:56
Betül Hn. yazınızı defalarca okudum oldukça eğitici ve bir çok şeyleri düşündüren her kezin yararlanması gerektiği bir yazı olduğuna inanıyorum. Sizler gibi kardeşlerimizin buna benzer yazıları ile daha çok kişilere ulaşması lazım. Bunun için yazınızın daha çok okunmasını sağlamak istiyorum. Böyle başka bilgilerinizde varsa bildirirseniz sevinirim. Aydınlatıcı yazılarınızın devamını dilerim. Ben 55 yaşındaki bir insan hala öğrenmeye aşıksam gençlerin daha fazla ihtiyacı var.
elif asya
09 Şubat 2010 - 11:22
HU