Translate





Yazıların E-postanıza Gelmesini İstermisiniz ?
Lütfen E-Postanızı girin..

Destekleyen FeedBurner




Add to Google Reader or Homepage

Subscribe in NewsGator Online

Add to My AOL


Add to Technorati Favorites

Fânusu Kırmamız Gerekiyor!.

Hakan TÜRKMEN

Hakan TÜRKMEN

İnsanlarda “merak duygusu” vardır… Kimisi hayalinde yarattığı “başkasını merak” eder kimisi de şefaati tepmeyerek merak etmesi gerekenleri severek araştırarak tefekkür etme yolunu tutar…

Önemli olan, merak etmeyi ortadan kaldırmak değil, bizde vâr olan özellikleri yârın pişman olmayacağımız şekilde kullanmaktır…

İnsanları merâk eden HAKK’a nasıl yaklaşır ki?!

Halkı merak eden halka yaklaşır!

Halkı merak eden, şer yönde ilerler… HAKK’ı merâk eden ise yüzünü halka çevirmediği için ve her şeyi yerli yerinde görmek şartıyla halkın şer yön olduğunu da çok iyi bildiği için, şuurunu HAKK’a çevirerek sırf hayır olana varmaya çalışır…

Bu amaçla sebeplere sarılır!..

HAKK’ı merâk eden, sebepleri tanrı yapmadan, onlara ayrı bir güç vehmetmeden düşünür ve sanki sebepler tanrıyMIŞ GİBİ sebeplere sarılır!… Aklı ve kapasitesi nispetinde de ilerler!… Bu da “nasip” ismini almıştır…

İlginçtir, akıl gücümüzün ve idrak kapasitemizin ne kadar olduğu konusunda çok korkak davranırız. Halbuki vince dışından bakarak hüküm verilemez! Onu alıp kullanırız!

İşte o zaman anlarız ne kadar iş yapar bu vinç!

Kendimizi bilebilmemiz için “Aklım ne kadar, kapasitem ne kadar?” diye merak dâhi etmeyip vâr olan her şeyimizle çalışmamız gerek… Kim ne derse desin, biz yine de aklımızı kullanmaya bakalım! Önemli olan, kapasitemizin ne kadar olduğu değil, sonunun nerede bittiğini bilmediğimiz kapasiteyi ne kadar kullandığımızdır…

Kendimizdeki hangi özelliği kullanmışsak onun arttığını görmüşüzdür… Ama hâla nasipte var mıdır yok mudur diyerek yok yere dert çıkarıyoruz kendimize…

Çok tuhaf!…

Mâdem “günde yarım saat yürüyenin yürüme kapasitesi artar”, mâdem bir vincin sınırı olabilir fakat “kendi”mizdeki özelliklerin belli bir sınırı yoktur, neden kendimize sınır çekelim ki?!

Benim gelebileceğim son nokta budur dersek, elbette o noktaya geldiğimizde kendimizi daha önceden kilitlediğimiz için kilitli kapının içindekilerle pek ilgilenmeyiz… Çünkü bizim için ötesi yoktur… Ki her beyin kendi evrenini yarattığına göre orada cidden bir şey yoktur(!)

Artık çok net biliyoruz ki beynin çalışma sistemi de aynen bir bilgisayar gibidir… Önceden verilmiş komutlarla çalışırlar… “Şunu görme” deriz beyne, o da görmez, yok sayar, işleme almaz, alamaz!..

Biz, tuhaf bir şekilde etraf putuna tapmaya o kadar alışmışız ki, etrâfın: “Dur, fazla ileri gitme, sonra dinden çıkarsın, bu konularla fazla uğraşmamak lâzım, denilenleri yapalım, zâten herkes yaptıklarından sorumlu olmayacak mı?” mâsumca yaklaşmasına kanarak bir çok konuda kendimize komutlar veriyoruz ve konuların derinliğinden mahrum kalarak belki de kendimizi hakikatten perdeliyoruz

Çok dikkatli olmamız gerekiyor… Dikkatli görünmemiz değil dikkatli olmamız gerekiyor!..

İnsanlar şekle bakar… Kişilerle ilgilenirler, kişilerin dış görünüşleriyle, etiketleriyle ilgilenirler… En fazla olayları konuşurlar…

Şu bunu yapmış, bu bunu yapmış veya şu şunu demi,ş bu bunu demiş…

Fikirleri konuşmak, düşünmek, yeni bir düşünce ortaya atmak, bir şeyleri genişletebilmek, olayın derinliğine nüfûz edebilmek, farklı yerlerde durduğu halde aralarında bir bağ olan bütünü görebilmek vs. mukallidin ilgi alanı ve kapasitesi dışında olan şeylerdir…

Üstad: “Beynin tefekküre yöneltilmemesi, ona yapılan en büyük zulümdür!.. Değeriniz, tefekkür gücünüz nisbetindedir!.” diyor…

Değerimiz “tefekkür gücü”müz nispetindeyse değersizliğimiz de “gıybet gücü”müz nispetinde olmasın!

Hakikat ehlinin yanında “düşünsel gıybet” ile “dilin gıybeti” arasında bir fark var mıdır?!

İşimiz tahkik ise, şartlanmalarımızı fark etmemiz gerekiyor… Etrâfın küçük yaşlardan beri empoze ettiği şeyleri kabullenmekten vazgeçelim artık…

“Şuur birlikteliği”nin esas birliktelik olduğunu bildiğimiz halde ne diye hâla “bühlün cenneti”ne göz kırpıyoruz ki? Bühl, şartlanmalarıyla mutludur, mustakilliği sevdirilmiştir O’na…

Güneş batıdan doğadursun, doğunun gözbebeği(!) ülkenin hâli hepimize aşikar… Zorlu ameliyat farklı farklı yerlerde kendini gösteriyor… Kimisi ameliyatı izlerken, kimisi de “AMELİYATLAR GELİP GEÇİCİ, SEN SEN OL AMELİYATIN ARDINI GÖZDEN KAÇIRMA VE SANA VERİLMİŞ OLAN NÎMETİ DEĞERLENDİR” hitabına mazhar oluyor… Ve çok azı şefaati değerlendirip zorunlu şeylerin dışında kalan tüm vaktini zikre, duaya, ilme ayırıyor…

Tüm hakîkat ehli, “şartlanmaları terk etmek”ten bahsediyor… Çünkü hakikat bir deniz ise ve bizler de bu denize bir fânusun içinde olarak bırakılmış isek, bizi denizden perdeleyen, özgürce dolaşmamızı engelleyen şeylerden biri de şartlanma fânusudur!..

Bizi denizin insâfına bırakılmışlıktan kurtaracak olan şey, elbette ki o fânusu kırmaktır!..

Elimizdeki matkap ile kozamızı delmeye girişmek yerine matkabı baş köşeye koyarak kozamızı donatmak bize kolaylaştırılmışsa orasını ben bilemem… Yok, o değil de, “kozaNı del” diye bir hitap gelmişse bize, işte o zaman hepimize kolay gelsin diyebilirim…

Doğru yolda ilerliyorsak Allah hızımızı arttırsın, yok “zulmet”te ilerliyorsak Allah bizi affetsin, bağışlasın, merhamet etsin ve “DİLEDİĞİNE HİDAYET EDER”i bizde açığa çıkarmış olarak hayvanımız olan şu bedeni geride(!) bırakmayı kolaylaştırsın…

İlk bahar hepimize hayırlı olsun dostlar…

Hakan TÜRKMEN

7 yorum alan yazıFânusu Kırmamız Gerekiyor!.

  • sarmir

    selamunaleykum kardesim… yazilariniz cok sanatsal ve tesirli.. mizrak gibi.. ego oksanmayi sever yalanini bilirim.. ama yazdim iste!! bu mukallit taklitci kardesinede bi iki düsünceni belki yazarsin?
    soru: 1. bedeni terk aninda bilinc, enerji bedenini baska yapiylami algilayacak? yoksa sartlanmis oldugu et kemik yapi olarakmi? 2. algilanan insani boyut gezegen yildizlar vs. tamamen degisecekmi yoksa aynen yerinde durup keskinlesecekmi? okuduklarimca, katrilyonlarca galaxy icinden birindeki milyarlarca yildizdan biri isek
    senaryo hazir iste.. henüz algilanamayan ahiret boyutu biraz zorluyor mantik kurallarini sanki.. bir de ustüne üstlük sonsuz sayida boyut varmis.. yada ben yanlis anliyorum.. neyse siz beni anlamissindir.
    selam, bereket, yönelis rasulallah ve ümmetine olsun.
    esselamunaleykum

    kimseye kizmadan, darilmadan, kimseyi yargilamadan, asagilamadan ve kusur bulmadan atlatabildigim günlerin gecesinde rüyamda neden her istedigimde ucuyorum diye soracak degilim..

  • Hâkan TÜRKMEN

    Aleyküm selâm..
    Hayvanımız olan şu bedeni geride bırakacağız fakat bunu kaçımız başaracak bunu bilemiyorum… Yirmi bir yaşındayım fakat bu yaşıma rağmen öyle bir ‘bu beden benim’ kabûlü var ki, kendime çeki düzen vermezsem ilerleyen yaşlarda bunun daha da artacağını gözümü diğer insanlara kaydırınca çok net görüyorum…

    Şu anda ölsem başıma neler gelecek?
    Her ne kadar bir bilinç olduğumu bilsem de, bunu idrâk etmeye çalışsam da yaşantımın büyük bir kısmı‘bu beden benim’ tarzında geçtiği için küreklerle üstüme toprak attıklarında elbette kabirde hapis kalacağım… Zâten her insan gibi beş duyuyu da kapsayan bir görüşüm olacağı için oradaki böcekleri, yılanları ve daha bir çok varlıkla yüz göz olacağım, onları bu dünyada görmediğim kadar yakından göreceğim.. Değişik bir tecrübe olacağını garanti verebilirim… ‘Bu beden değilim’ yaşantısı bende hâkim olursa, işte o zaman ‘bu beden benim’ tarzında yaşayacak olanların çektikleri ızdıraplardan beri olurum…
    Bu konuda başka bir önemli nokta ise ZULMETTEN KURTULMAK veyâ ZULMETLE KABRE GEÇMEK!..
    Eğer bizler, hidâyetin ulaşması denilen, irfan cennetine girmek denilen, nûra doğmak denilen, MUTMAİNNE olmak denilen, özgür irâde DÜŞÜNCESİnden sıyrılarak AHADİYET kapsamında olarak ‘DİLEYEN rabbine bir yol tutar’ı en güzel şekliyle yaşamak denilen ve çok daha değişik şekillerde dile getirilen bir şekilde ÖLMEDEN EVVEL ÖLMEK hâline geçmeden madde bedeni kullanamaz hâle gelirsek GERÇEK KABİR HAYÂTI işte o zaman başlar… Bir âyette herkesin ‘beni geri döndür’ diyeceği söyleniyor… http://birdusunyansimasi.com/ sitesinde YILAZ DÜNDAR hocamızın çok net bir şekilde anlattığı gibi bizim için önemli olan konu her ne kadar ruh gücümüzü arttırmak olsa dâhi, bu ruh gücümüzü B kapsamında arttırmıyorsak zulmette ilerliyoruzdur… “Zulmet” ise “şirk” olduğu için ŞİRK KOŞARSAN AMELLERİN BOŞA GİDER âyetini enine boyuna düşünmemiz îcap edecek… Çok uzatıyorum kusura bakmayın fakat birkaç cümleyle anlatılacak, cevap verilecek bir konu değil… YILMAZ DÜNDAR hocamızı değerlendirirsek hiç olmadığı kadar anlayacağız bu konuları…

    Gelelim kabir âlemindeki düzene… Okuduğum kadarıyla; insan her zaman kendisini hissedecek… Yâni bir bedeni olacak… Ruh bedenli yaşamdaki durum ise âhiretle iç içe olan bir haldir… İster said (gezegenlerin ışınsal ikizlerindeki güzelliklere erişecek olanlardan) olsun, ister cehennemlik (güneşin ışınsal ikizinde mahsur kalarak oradaki zebûn edici varlıklarla yaşamına devam edecek olanlardan) olsun değişen hiç bir şey olmayacak… Herkes âhiret denilen süreçle içli dışlı olacak, o andaki hâli nasılsa, daha sonraki süreçteki hâli katlanarak devam edecek… O zamanlarda da göreceğiz duyacağız fakat sınırlarımız genişlemiş olacak… Bu dünyâdaki özelliklerimiz nasıl çok doğal, oradaki özelliklerimizde çok doğal olacak… Bunu şimdi fark edersek o doğal özeliklerimizin kapasitesini, çeşitliliğini arttırma çalışması olan ZİKİR ile günlerimizi değerlendiririz…

    MANTIK KURALLARI demişsiniz… Bu dünyÂnın mantığı bu dünyâya GÖRE oluşuyor… Yan ülkeden gelen birisine bile mantıksız gözüyle bakarken, ‘Boyutsal değişim sonucunda nasıl bir MANTIK bizi bekliyor?’ bunu ancak ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMÜŞ olanlar DİLLENDİREBİLİR diye düşünüyorum…
    Soruya cevap oldu mu bilemiyorum fakat kapalı kalan yerler varsa konuşabiliriz…
    Düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkürler…

  • elif asya

    SELAM

  • ilhan

    selamunaleyküm yazınızı okudum çok güzel ve düşünsel açlımlar tefekkür önemine binaen süper üstü çok feyiz aldık Allah razı olsun,eleştiri olarak değil ama bizimde sık olarak yaptığımız bir durumu arz etmek isterim.Normal bir yazı yada sıradan bir mkale olsa tamam ama derin manada .Allah bizi affetsin,bağışlasın…hitap olarak yanlış anlaşılmıyormu ,madem herşeyi o diler,daha yalvarışlı bir uslupla olsa iyi olmazmı…saygı ve sevgi ile..

  • Hâkan TÜRKMEN

    Teşekkürler efendim…
    “Allah’a emir vermek” diye bir şey olmuyor aslında… Çünkü O tanrı değil… Eğer O’nu kendimizden gayrı görürsek “O’na emir vermek” veya “O’na kibar davranmak” gibi şeyler ortaya çıkar… Çünkü bir O vardır, bir de biz varız ve biz O’na nasıl davranmamız gerektiğini konuşuyoruz… Çok tuhaf değil mi? Özellikle B SIRRI denilen şeyin çok daha iyi anlaşılmasını gerektiğini söylüyor hakîkat ehli… Çünkü insanlığın kurtuluşu “beynine yatırım yapmak”tır…

    Bir kaç soru var:

    Ne demek “Allah bir tanrı değildir!..”?

    Ne demek “B sırrı”?

    Neyse, soru sormak yerine cevap yazmam gerektiğini unutuyorum…

    “Allah’ım bana merhamet et” dediğimizde O’nun bir tanrı olmadığını bilirsek ve bunun gereğini de düşünerek duâ edersek, idrâkımız: “Kendimizdeki esmâları harekete geçirmek” olur. Bu ise, yukarıdaki tanrıya “istek listesi” olmaz… Olacak olan şey “kendinizden kendinize bir iletişim”dir…

    Hâkan

  • ilhan

    çok teşekkür ederim.

  • alideliveli

    fanusu kırmak, ewet fanus yani duyu organlarımızla algıladığımız sınırlarımızda kaldığımız süre boyunca neredeyiz? -KABİR HAYATINDAYIZ… peki şirk diye bildiğimiz şey nedir? -ŞİRK DUYU ORGANLARIMIZLA ALGILADIĞIMIZDAN BAŞKASININ OLMAYACAĞINA İNANMAKTIR. İman ne demekti? -Görmeden, bilmeden BİLE kabul etmektir…gördüklerimizden başka…KAYITSIZ OLMAK…Kayıtsız olmak nedir, derseniz işte onu kişisel lugatlara göre herkes kendisi bulsun artık isterseniz. Ama gerçek olan bir lugata bakın yani bakalım…Allah razı olsun güzel bir yazı…baharları ruhlarımızda yaşayalım inşaallah.
    (özür dilerim bazı yerlere büyük yazdım affola)

Cevap Yazın

 

 

 

Bu etiketleri kullanabilirsiniz

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>