DERİN TEFEKKÜR -10
Cevaplar

Katılım: 22 Kişi
Sıralama bize geliş sırasına göre olup, cevaplarda düzeltme- ekleme- çıkarma yapılmamaktadır.
*
Öyle cümleler seciyorsunuz ki dogru cevabi vermek mümkün olmuyor.
Cünkü sorular zitliklari cem eden sorular.
Bu sorulara mantikli cevaplar bulmak yerine ancak beyin firtinasi yapilabilinir diye düsünüyorum.
Yapilmasininda gerekli oldugunu düsünüyor, tesekkürlerimi sunuyorum
Simdi soruya dönersek…İpler hep beynin elinde… De, beynin ipleri kimin elinde olabilir?
Sakın ”Tanrı” demeyin!!!…
Cevap olarak; ipler Allah’in elinde desem suna bak topu tanrisina atti denir.
Benim elimde desem; vay adamdaki benlige bak denir..
Onun icindir ki sustum artik!..
(Sedat)
Hakîm ismi sonucu var olan burçlar sistemi(astrolojik etkenler) bahsedilmiş gibime geliyor.
Gelen etkiler herkes için eşit ama davranışlar farklı.
Davranışlardaki farklılıkta beynin o ana kadarki açılımıyla alakadar anladığım kadarıyla.
Bir de şu var:
Neden sonunda “sakın tanrı deme” denildiği!
Bu tür uyarılar tam tersiyle cevaplanacağına göre Allah’a nasıl bağlayacağız orasını iyice düşünmek lazım.
Allah ismiyle işaret edilen herşeyi bir sebeble yaptığına göre sebebsiz bir şey oluşamacağına göre buradaki “sakın tanrı deme”yi nereye oturtacağız pek açık değil.
(Hakan)
ipler BEN in elinde……
(Ömer)
Beynin ipleri “ÂLİM”de…
(Sehir)
İPLER ALLAHIN ELİNDEDİR
Allah; esma ve sıfatlarınıını kendinde bulundurduğu, Kendinden başka olmadığı, kendine “Ben” dediği iyi-kötü, hak-batıl tüm zıtların “cem” olduğu HU olan Ahad olan Hakikattir.
O, kendinden başka vücut olmayan, tarafımızdan görünen ve görünmeyen her şeyi kendi ilminden ve kendi mevcudiyetinden tecellisi suretiyle halkedendir.
İşte Allahın ben dediği “Ene” dediği Ahat halinden; ilim yollu sıfat-esma ve manalarında tecellisi, O’nun Hakk mertebesinden görünümüdür.
İsim ve manalarıyla halkettiklerine tecellisi de halik mertebesinde izharı demektir ki:
Allah tecelli ettiği mazharda bütün sıfatlarıyle mevcut tek hakikattır.
O Allah; kemalatları izhar için her şeyi vucud veren, rahmet için var kılandır.
Kemalatlarının önündeki manileri ortadan kaldıran, kendini tanıtan rahmet sahibidir. Yarattıklarının kayıtsız şartsız mutlak hükümranı olan Melik, sıfat ve manalarıyla ilim yollu tecellisi ile var ettiklerini benzemeyen Kuddustür.
İzhar ettiği varlıktan, kendi sıfat ve manalarını istediği gibi kullanan elbette Hakkın kendisidir ki; O’ndan başka ne bir vucud vardır ne de bir ilah olan tanrı !…
Onun için bütün ipler “gayrı olmayan” Allahın elindedir.
Allah bir ve birlikteliğin idrakını versin bize. İnşallah.
(Hikmet)
“Kalem hiç katibe kafa tutabilir,karşı çıkabilir mi?”diyor Mevlana hazretleri.
Allah(C.C.)’nin kudret elindeki beynimizle çiziveriyoruz hayatın tablosunu..Beynimiz bir kalem, bir fırça gibi çiziveriyor.
O’nun istediğini çiziyor, ama onu çizemez.
İpleri çeker ,ama O’nun istediği yere çeker,O’nu çekemez.
Hiç dikkat ettinizmi Peygamber efendimiz (SAV) ‘den aktarılan yaşanmışlıklarda sözüne sık sık “nefsimi kudret elinde tutan allaha yemin ederim ki” diyerek başlar
Burda da benim aklıma bir sual geldi affınıza sığınarak,Beynimiz bir kalem bir fırça gibi çiziyor ya da alıp götürüyor bizi biryerlere…ama nereye çiziyor?Tual neresi? Nereye götürüyor,Yön neresi?
Dualarımla…
(Volkan)
Tasavvufi seziş, iplerin kendi elimizde olmadığı gerçeğini bize duyumsatıyor. Bir büyüğün yeryüzüne zafer kazanmaya değil, yenilmeyi kabule geldiğimizi söylemesi ipucu verebilir bizlere. Muhteşem ve hayranlık gerektiren afaki algıyı; bu ister ağır madde oluşumu olsun, ister bizim öyle algılamamıza yol açan holografik bir dizayn olsun; Rabbimizin varlığını seyretmenin ve ona; Hamd yalnız alemlerin Rabbinedir. Ben bu mükemmelliğe hayran oldum; teslim oldum, beni Sana layık kul eyle diyebilmenin, beni bunu algılayabilecek bir donanımla mücehhez kıldığın içinde sana şükürler olsun diyebilmenin ikrarıyla şereflenebilme basiretini sağladığı için; secdelere kapanıp şükredebilmenin ipleri ise, bizim elimizdedir. Söz ve cümle ne kadar uzasada bağlanacağı ip Allahın ipidir vesselam.
(Arif)
BURDA YUKARDA TEK BIR TANRI VAR GIBI DUSUNMEYIN..
SADECE ALLAH VAR DUSUNCESIYLE YOLA CIKIN UYARISI YAPILIYOR.
SADECE ALLAH VARSA, BEN KENDIMI NICIN ONDAN AYRI GAYRI
BIR VARLIK OLARAK DUSUNUYORUM..!?
VARLIK OLARAK DUSUNUYORUM..!?
OLARAK DUSUNUYORUM..!?
DUSUN U YORUM..
ZANNED I YORUM..
SAN I YORUM..
dusunme, zannetme, sanmak erimeli ki sadece YORUM KALSIN..
cocuklugumda mektubun nasil gittigini merak ettim, sandim ki mektubu ruzgara birakiyorsunuz,
ve ruzgar mektubu aliyor, gidecegi yere birakiyordu..
postaciyla tanisinca zannetmeler, sanmalar eridi…..
yasanmasi gereken seyler var ki perdeleri eritsin..
simdi anliyorum galiba Hz ibrahim a.s nicin kusun nasil canlandigini gormek istemesini..
DEMEK KI BUTUN MESELE DUSUNCEDE, ZANNETMEDE, SANMAKTA..
BUNLAR BILINCIMDEKI PERDELER, TEKLIGI COKLUK YAPIYORLAR..
GALIBA DUALARIMIZ DA IDRAK ETTIKLERIMIZIN OLCUSUNDE DEGISMELI..
(Ercan)
Bu cahilin tam akli yetmez aslinda, ama icime gelen;
Beyin: Nefs, Akil, Ruh ve Kalp bileşeninin elindedir:) Sonuçta bunlar da yalnızca Rabbimizindir, herşeyin Maliki O olduğu gibi. Ama aradaki sırra şahsen ben vakıf değilim. Arada bir geçiş var, o da Rabbimizin mükemmel eseridir.
(Seçilen)
NOT : TEFEKKÜR KONUSU HAKKINDAKİ FİKİRLERİM EHLİNDEN KAPASİTEM KADARI İLE ÖĞRENEBİLDİĞİM İLMİN NAÇİZANE DEĞERLENDİRİLMESİ İLE OLUŞMUŞTUR.İSABET ALLAH’TAN,HATALAR BU ACİZ KULUNDANDIR.
Levh-i Mahfuz : Var olan tüm bilginin kayıtlı olduğu hafıza.Hologramik dalgasal bir yapıya sahip olup maddi bir varlık veya mekan söz konusu değil.
Afak : Levh- Mahfuz’un birim tarafından kendi dışarısı olarak algılanan bölümü.
Enfüs : Levh- Mahfuz’un birim tarafından kendi içerisi olarak algılanan bölümü.
Gayb : Birim tarafından algılanamayan bölüm.
Beyin : Birime Rabbi tarafından verilmiş olan esma terkibi özelliklerine göre kapasitesince Levh-i Mahfuz’daki bilgilerin bir kısmını duyu organlarının yardımı ile algılanabilir manalar haline getiren organ/program.
Kendisi de Levh-i Mahfuz’a dahildir ve hologramik dalgasal bir yapıya sahiptir.
Beynin ve duyu organlarının oluşturduğu belli frekanslardaki dalgaların Levh-i Mahfuz’daki aynı frekanslara sahip diğer dalgalarla (tesadüfi değil) karşılaşıp yaptığı girişimler (superposition), sinirler vasıtası ile elektrik darbeleri olarak (afaktan duyu organları ile) veya direkt olarak (enfüsten gelen meleki veya cinni etkiler ile) beyindeki algılama merkezlerine iletilir,buralarda deşifre edilerek beyin veri tabanında mevcut anlam ifade eden bilgilerle karşılaştırılır.Mevcut bilgilere benzeyenler bu bilginin ifade ettiği manalar halinde algılanır.Benzemeyenler yok sayılır,kaydedilir,ama değerlendirilmez.(Gayb)
Beyin kapalı bir dönüştürme sistemidir.Gelen uyaranın aslını göremez,duyamaz.Sadece aslının kendi veri tabanına göre bir kopyasını oluşturur ve varmış gibi algılatır.
Birimin gördüm,duydum dediği her şey aslının(?) bir kopyasından ibarettir.
Beden adlı hologramik yapıya bütün emirler beyin tarafından gönderilir.
Peki bu emirleri beyine kim vermektedir ? Bu manaları algılayan kimdir ? Beynin kendisi de bir hologramik dalgasal yapı olduğuna göre kendine ait bir varlığı söz konusu değildirki bu manaları kendi kendine algılasın.
Örnek : Televizyon kendi ürettiği görüntüleri seyredebilir mi ?
Ve dışarı diye bir yer olmadığına,dışarı dediğimiz bilgi sadece bir algılama olduğuna göre dışarıdan birimi isteğine göre uzaktan kumanda ile yönetecek bir tanrı da mevcut değildir.
Buna holografik olarak makro beyin olan evrenin holografik olarak mikro evren olan beyin ile kendini kendinde seyretmesi diyebiliriz.(Hadis-i Şerif : Zerre küllün aynasıdır)
Neticede her ikisi de iç içe geçmiş ilimden oluşmuş olup Allah’ın indinde nokta (yok) hükmündedir.Allah ilminde bu nokta gibi sonsuz noktalar mevcuttur.
İlim ise sadece kendinden başka hiçbir varlık olmayan irade ve kudret sahibi Allah (C.C)’a aittir.(Allahü Ekber !!)
Allah ilminde tesadüflere yoktur.Allah dilediğini kendi ilminde yaratır,ve kendi ilmi ile seyreder.Allah (C.C) kendimizi tanıyabilmeyi nasip etsin,Amin…
(Ümit)
Beyin yani akıl Vitestir ya İyi’ye takarsın ya kötüye.
“Akıl yani beyin katıdır,Yürek aklı yumuşatır.Akılsız yürek yada yüreksiz akıl eksiktir.”
Muhyiddin Arabi derki;”Akıl yani beyin gönlün hükmünde olunca ilahidir”
yani iplerin kimin elinde olacağı seçimi bizimdir.Ve hangi yöne gideceğimize
biz karar veririz…
Umarız ki Rabbimiz bizleri doğru olanın en yakınına eriştirsin.selam ve dua ile
(Nursel)
Yazdıklarım idrak ettiğim kadarki görüşlerimdir.Allah en iyisini bilir.Beynimiz rabbımızdır.ALLAH RABBÜLALEMİNDİR.Bütün alemleri meydana getiren ,bütün aleme tasarruf eden, bu varlıkları meydana getiren rabtır rububiyet mertebesidir.Allah alemler üzerinde rab olarak tasarruf eder. Ayette(11-16) hİÇ BİR MAHLUK OLMAMAK ÜZERE HEPSİNİ ALNINDAN ÇEKİP GÖTÜREN O DUR! ayeti işte bu gerçeğe işaret eder .Yani o varlığı bulunduğu haliyle alnınınarkasındaki beyninde açığa çıkan esma terkibinin oluşturduğu rabbıdır.Beynimizinde bilinci vardır.Bilinç madde değildir.Evrensel özden meydana gelmiş ve onunla mevcuttur.Evrendeki göz boyutuna göre milyarlarca glaksiden bir glakside yüzmilyarlarca yıldızdan birinin uydusunda yaşamakta olan,milyarlarca bedenden bir et -kemik değil, varlığını evrensel özden alan ve O öz ile var olan bilinç titreşimiyiz bizler.ALLAHIN SELAMI VE RAHMETİ ÜZERİNİZE OLSUN.
(Jülide)
İPLER KİMİN ELİNDE?
İpler hep beynin elinde… De, beynin ipleri kimin elinde olabilir?
Sakın ”Tanrı” demeyin!!!…
Ahmed Hulusi
***********************************
DEDİM BİLE:)
Zaman zaman
Zamanı düşünürüm
Zaman bana uymuyorsa
ben hep ZAMAN a uyarım:)
(Nurcihan)
Beyin, evrendeki dalga anlamları bildiğimiz boyuta transfer eden özel bir yapıdır. Bir başka değişle beyin; evrensel özü, holografik prensip gereği kendisinde barındıran bir tür titreşimden ibarettir. Bu titreşim, insan bedeni diye adlandırdığımız hücresel yapıda “birim” olma veya kendine yönelik “öznellik” hissine neden oluyor. Bu öznellik yanılgısı beraberinde beden, ruh, ben, benim ruhum… gibi kesitsel bir bilincin ayrımları gereği yeni soruları da beraberinde getiriyor. Saygılarımla…
(Murat)
Anne rahminde 120.günde; daha sonra 7-9 .aylarda , ve doğum anında, takımyıldızlardan gelen kozmik ışınımların oluşturduğu açılımlar ,genetik verilerin de etkisi ile Allah isimlerinin değişik terkiplerle biraraya gelmesi sonucunda beyin adı altında zuhura çıkar.
Yine beyin ,anne rahminde 120 gunde , NEFS i Küll ün kudretinden gelen canlılık ,meleki güç ile kendi ışınsal dalga yapısını üretmeğe başlar. Ruh-u İzâfi yi meydana getirir. Genetik veri tabanı da bu ilk gelen kozmik tesirlerle değerlendirilerek ,buna göre birimin programı oluşur.
“Kul, küllün ya’melu alâ şâkıletihi!.” (İsra 17-84)
- De ki : Hepsi de programları doğrultusunda fiiller ortaya koyarlar.
Sonsuz titreşimlerden meydana gelen hologramik özellikteki beyin hem bilinci oluşturur hem hologramik dalga bedeni üretir.
Beyin, dışımızda gibi algıladığımız dalga ve frekans okyanusunu , gene algıladığımız ,madde görüntüsüne dönüştürür.
Yıldızlardan gelen tesirler, beyinde karşılık bulduğu açılımlara göre , birimde davranış modelleri ortaya çıkartır.
Evrensel manalar ile iletişime geçilmesi, beynin kozmik plana göre frekans ayarlarının yapılması ile mümkün olur. Bu ayarlama ile birlikte beyinde ek algılama devreleri açılması, zikir mekanizmasının faaliyete geçirilmesi ile sağlanır.
(Emel)
Bir Akli Kül ve birde Akli Cüz den bahsedilsede bu sadece bir anlatim yaklastirmasidir.Irade tektir buda Allahin iradesidir.
Rabbülalemine iman etmedikce ,Akli cüz ve Akli Kül kavramlarindan siyrilamayiz.Rabbülalemin tasarrufunun Alinlarinda aciga cikmasi demek,beyin araciligi ile ,Allah isimlerinin Asikar olmasidir.Bilgisayarda harddiskte yüklü Bilginin ,Printerde görüntü veya sekil olarak aciga cikisi gibi.Allah istemedikce Kul isteyemez hükmü kesin ve degismezdir.
Allahümme inni euzü B’rizake miinsahatike
ve B’imuaftike min ukuB’etike
ve B’i rahmetike min gada B’ike
ve euzü B’ikeminke
La uhsiye senaen aleyke entekema esneyte ala nefsik.
(Ayhan)
NÖROFİZYOLOGLARA GÖRE ATTIĞIMIZ HER ADIMI BEYİN YARIM SANİYE ÖNCE KARARLAŞTIRIYOR
Yıllar önce <Bilinç beynin kuklası> başlığı altında bir yazı okumuştum nette.
http://www.genetikbilimi.com/genbilim/bilincbeyninkuklasi.htm
Bu yazıda anlatılan kısaca şuydu;Biz karar vermeden önce bilinçli olarak, bilinçlaltımız kararını çoktan verip uygulamaya geçmiş oluyor.Bilinç sadece uygulayıcı konumunda..
Dini perspektifte baktığımız zaman ise şöyle bir açıklamayla karşılaşıyoruz..
Allah ismi ile işaret edilen,dilediği özelliklerini, insan beyinlerinde açığa çıkacak biçimde, insanın yapısında düzenlemiştir.Beyinlerimizin çalışma düzeni üzerinde ilâhî takdir ve tedbir gereği olarak yıdızlardan aldığımız aldığımız etkiler söz konusudur
.
İnsan ilk oluşması anından başlayıp,anne karnında 120.günde,ve doğum anında olmak üzere yıldızlardan gelen etkilere marus kalır…Yani bebeğin beyni, ya bazı dalgaları alabilecek şekilde faaliyete başlar, ya da o dalgalara karşı kapalı kalır.
Doğum anındaki beynine atılan son formatla proglamlanan birim,yaşadığı sürece ,anlam yüklü ışınların kendindeki deşifresi istikametinde fiiller ortaya koyar..
Bu duruma Kuran’da Hadid suresinde şöyle işaret edilmiştir..
22-23…Arz’da ve nefslerinizde isabet eden hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmamızdan önce bir kitab’ta olmasın… Muhakkak ki bu Allah üzerine çok kolaydır.ki fevt ettiğinize üzülmeyesiniz ve size verdiği ile de sevinip şımarmayasınız… Allah çok övünen kibirli hiçbir kimseyi sevmez!. Allahu Alim. Selam ve Muhabbetle
(Arzu)
“ Düşündüğünüz her şey, beyin tarafından genlerinize kaydediliyor!
“Tanrı kavramından arınmadan, somut gerçekler dünyasını değerlendiremezsiniz… Oysa genleriniz tıka basa Tanrı kavramıyla dolu!.
İnsan denen yapının ; Bilinç bir yapı olduğunu okuduk. Madde ise algılama aracına göre değişkenlik gösteriyordu yani insanlığını buldukça madde yapıdan bağımsızlaşılıyor. Madde beden ve beyin dediğimiz yapı, insan denen bu bilinç yapı için bir araç olduğuna göre ; bu aracı doğru kullanmak suretiyle madde anlayışından kurtulup evrensel öze yol almak gerekiyor. Evrende bulunan her şey, aynı özden meydana gelmiştir. İnsan, kendi ilim ve idrak kapasitesi seviyesinde kendini o seviyenin madde yapısı olarak algılar.
Sonuç İpler hep beynin elinde ve beynin ipleri de bizim elimizde; Yok olmak yok, ilmimiz artırmak ve hazmetmek zorundayız…. Risale-i Gavsiyeden şu söz “Ya Gavs-ı Âzam, insan, sırrımdır ve ben o`nun sırrıyım. Eğer insan, indimdeki menziline ârif olsaydı, derdi ki; Bütün nefislerde`ki “nefs”im!… Bu anda Mülk yoktur, Benden başka…”
ALLAH ilmimizi ve idrakımızı artırsın, hazmını versin ve gereğini yaşamayı nasip etsin.AMİN…
(Remzi)
“ Tüm mahlukat içgüdü ve duyguları ile davranışlarını ortaya koyar.İnsan ise düşünerek davranışlarını düzenleye bilmek ve duygularını kontrol altına alabilmek yetkisine sahiptir. Öyle ise içimizden fışkıran duygularımızı ve içgüdüsel davranışlarımızı ne kadar kontrol edebiliyorsak, o kadar beynimizi kullanmasını biliyoruz , diyebiliriz. “ AH
Bunun için öncelikle ilim ve daha sonra ise irade ile kontrol edilebilir.Yani her güzelliğin kendi özümüzden kaynaklanacağını fark etmemiz gerekir.Böylelikle kendi mevcut kapasitemizle ilmi değerlendirerek ve bu değerlendirme ile beynimizi daha kapsamlı olarak kullanabiliriz.
(Erol)
Beyinin dalga okyanusundan algılayabildiği kadarıyla okuduğu bilgiyi değerlendirilişi ile bilinç oluşmakta. Bu bilinç de değerlendirmesine devam ettikçe kendini yenilemede ve algılayışına yeni bir hal vermede. Bu algılayışıyla da kendini bilmede ve Seyr’ine devam etmekte.
Beynin ipleri de her an kendisine gelmekte olan elektromanyetik dalgalar, başka bir ifadesiyle kozmik ışınların etkisinde. Bu etki ile de her an yenilenmekte, değerlendirmesine devam ederek yeni bir oluşla kendisini bulmakta ve yine Seyr’ine devam etmekte.
“Allah yedi kat göğü ve yerden de onların bir mislini yaratmış; Emri aralarından nâzil olmaktadır…” (65-12)
Ayeti ile de tefekkürümüzü noktalayalım.
Düşünen beyinlere selâm olsun…
(G.Ş.)
“Attığında sen atmadın, O attı” dendiğine göre, ipler hep O’nun elinde!
(Hakan)
Benlik şirkine düşülen her anda Nemrut gibi kalbinin nefse bakan yüzüne,sadr’ına ilahlık vehmi düşen insanın, beynim dediği,beyin terkibiyetini Tanrı olarak görüşü veyahut Ruh’ul Kuddus’e Tanrılık atfedişi….
İplerin beynin elinde oluşu konusunda ilmi suret kavramına bakışla ilgili şöyle bir yaklaşımı paylaşmak isterim önce…
Ne Biliyoruz Ki…! isimli belgesel nitelikli filmin içeriğinde yer alan gerçeğe ait bir anlatımda ,gözlemcinin gözlemlenenin sonsuz var oluş ihtimallerini gözlemlenen olarak tek bir oluşuma indirgemesi(musavvir esmasının rolu?) ile gerçeğin var olarak algıladığımız şekli ile algılandığından bahsedilir…
Tüm bu evren ve alt boyutlarındaki evrenler Allah’ın ilmindeki ilmi suretlerdir…Ki bu ilmi suretler ilmin büründüğü bir yapı olan beyin tarafından hep yaratılır hem algılanır.
Beyin,gerçekliği,sonsuz olasılık potansiyeli( Üstad Ahmet HULUSİ Data kavramının bir yönü ile de bu noktayı kastediyor olabilir sanırım…) içinden kendi terkipsel
gerçeklik vehmine göre biçimlendiriyorsa -günümüz fiziği böyle söylemekte-o zaman ipler gercektende beynin elinde…
Beynin bir terkibi var ve bu terkip doğrultusunda bir yaşamsal var edebilme,var olabilme kudreti…ancak kudret vasfı ve tüm terkibi mutlak Ahad’ın büründüğü,seyretmeyi dilediği bir form yalnızca…bu form tüm evrenin kendisi olarak tecellide olan 99 esma olarak özetlenen Ruh’ul Kuddus’ün ,mutlak tek olan Ahad’ın sonsuz sınırsız esmalarının Ruh’ul Kuddus olarak kendini seyrinden gelmekte ki bu anlayabildiğim kadarıyla Vahdet’i Vücut ile işaret ediliyor ancak bu vücut dahi Allah adı ile işaret edilenin ilmindeki sınırsız seyirden ,noktadan yalnızca biri ve bu seyirlerin açıldığı bir nokta var ki o da Vahdet’i Şuhud olarak nitelendiriliyor naçizane kanımca..Vahdet’i Şuhudun derunuysa (yazdıklarım kişisel çıkarımlarım yalnızca) sanırım Mutlak zat’ın İlim sıfatı…ki sıfatlar dahi sonsuz sınırsızken ve dahi her bir sıfat kendi sözcüksel varlığı ile o sıfata dair sonsuzluk ve sınırsızlığı yalnızca işaret edebilmekten öteye gidememeye mahkumken….
Allahu Ekber…Subhan’ı Rabbi el Azim…Subhan’ı Rabbi el Ala…
(Özgür)
davut aydın
26 Nisan 2009 - 00:27
kalem ne yazdığını..
göz neyi gördüğünü..
adımlar nereye gittiğini..
diller neyi söylediğini kendiliğinden bilmez ki ama..!
sanattan sanatkara..çizimdem çizere..düşünceden düşünüre gden yollarda aramalı tüm soruların cevaplarını..!
sevgilerimle
teşekkürler
coskun isik
04 Ağustos 2009 - 15:09
“İpler hep beynin elinde… De, beynin ipleri kimin elinde olabilir?”
İpler beynin elinde olması yanlış değil fakat eksik bir ifade. Doğru, beynimizle bir takıp şeylere karar veriyoruz. Fakat beyne etki eden faktörler var. Fıtrat, Vicdan, Nefs…vs
Allah (cc) insanı cennete ulaşması için yaratmış, Cennete ulaşamamak ise cehenneme girmektir. Yoksa Allah insanların cehhennemde azap çekmesini istemiyor. Kuran da “biz insana zülm etmedik, o ancak kendine zülm etti” buyuruyor. Bir başka ayette insana kolay olanı kolaylaştırmak zor olanı ise kolaylaştırmak gibi ifadeler var. Kolay olan, bir takım insanlara zor, zor olan da kolay gelebiliyor. Kolay olan cennete varmak zor olan ise cehenneme gitmektir.
Kuranda Sırat-ı müstakim den bahsediyor. Yani dosdoğru olan yol. Ve kuran baştan sona bu yolun klavuzudur. BU kalvuzda istenilen seyler aslında bizim vicdanımızda fıtratımızda olan, ona uyan seylerdir. Somut olarak, hırsızlık yasaklanmıs çünkü fıtrat a ters vicdanı rahatsız eder. Bunun gib Bize emredilen Namaz , infak vs gibi salih ammeller ise fıtrata uygun vicdanı rahatlatan seylerdir.
Fakat insan vicdanını kötü amllerle bozup iyi amellerle kuvetlendirmekte kendi elindedir. Kalbin mühürlenmesi veya insanın Allah ın gören gözü işiten kulağı gibi mertebelere ulaşması hep kuran kalavuzluğunda ALlah ın bize öğrettiği seylere karşı tavrımızla alakalıdır. Bir insan inatla kötüleri kendine seciyorsa ki bi zor olandır. Ona Allah zor olanı kolaylaştırıyor. Onun istediği gibi yapıyorsa yani klavuza uyuyorsa ki bu kolay olandır Allah ona kolay olanı kolaylaştırıyor.
İpler Allah ın lütfu ila bizim elimizde. Allah ın rahmeti ile bu iplerin neler olduğuda kuran da ve resullahın hayatında var. Uyup uymamak bize düşüyor.Bu çok büyük bir nimet. Hem sınavdayız, hem sınavın ödülü çok çok büyük hemde sınavın cevaplarıda bize sonulmuş.
” Gerçek şu ki, Biz ona yolu-yöntemi gösterdik: şükredici, ya da nankör [olması artık kendisine kalmıştır]. ”
(insan 3)