Widgetized Section

Go to Admin » Appearance » Widgets » and move Gabfire Widget: Social into that MastheadOverlay zone

Kara Deliklerin İyiliği

Bu yerdeki var oluşumuz, kozmosun bu mikroskobik köşesi; isteklerimizi ve ihtiyaçlarımızı tamamen aldırış etmeden seyrediyor. Doğa, idrak etmesi gerçekten güç olan uzay ve zaman skalaları üzerinde büyük rollerini oynuyor. Gerçek avuntu için belki de tek bakabileceğimiz şey, içinde bulduğumuz yer hakkında sorular sormak ve cevaplar araştırmak için olan sonsuz kapasitemiz. Şu anda sorduğumuz sorulardan bir tanesi; kendimize özgü olan koşulların yıldızların, galaksilerin ve kara deliklerin bu muhteşem evrensel düzeniyle ne kadar derinden bağlantılı oldukları.

Pek çok kozmik fenomen yaşamın varlığını potansiyel olarak etkileyebilir, fakat bazıları diğerlerinden biraz daha önemlidir. Kara delikler, özgün doğaları nedeniyle o listededirler. Evrendeki diğer başka hiçbir obje, enerjiyi maddeye dönüştürmede onun kadar etkin değildir. Diğer başka hiçbir obje onlarca binlerce ışık-yılı boyunca adeta ışık hızında maddeyi dışarı atabilen, devasa dönen elektrikli bir batarya gibi hareket edemez. Kara delikler yakındaki maddeyi başka hiçbir şeyin yapamayacağı gibi tuzağa da düşürürler, onlar evrenin en büyük rekabetçi yiyicileridirler. Ve bir rekabetçi yiyici gibi, maddeyi durmadan atıştırmak yerine genellikle büyük lokmalarla yutarlar.

Kara deliğe düşen madde yavaş bir şekilde düşmez. Eğer kara delik dönüyorsa; hiperhız halkalarla çevresinde döne döne (yani sarmal bir şekilde) giderek, olay ufkuna yaklaştıkça muazzam bir hızla hareket eder. O madde yol üzerindeki herhangi bir şeyle kesişip çarpışacak olursa, potansiyel; atomik, atomaltı parçacıklar ve elektromanyetik radyasyonun hareketine dönüşen muazzam bir kinetik enerji olarak var olur. Olay ufkuna ulaşmadan epey önce oluşturulan bu parçacıklar ve fotonlar evrenin içine geri kabararak kaçabilirler. Kabataslak bir benzerlik, bunu banyo küvetinde gürültülü bir şekilde su akıtmaya benzetmektir. Sıvı su borusuna aktıkça, onun bazı girdap yaparak dönen kinetik enerjisi; havanın moleküllerine karşı şiddetle çarpan ses dalgalarına dönüştürülür. Ses dalgaları sudan daha hızlı hareket ederler ve kaçarlar. Dev bir kara delik durumunda, böyle sindirimsel olaylar esnasında dışarı atılan enerji; çevreleyen galaksi üzerinde çok çeşitli etkilere sahip olabilir. Astronomlar maddenin süper kütleli kara deliğin içini beslemesi hakkında konuştuklarında, bir çamaşır makinesinin içerisindeki aralıklı, çamura bulanmış giysileri andıran “görev döngüsünden” bahsederler. Kara delik görev döngüsünün hızı; maddeyle sürekli beslenmekten sessiz bir şekilde durmaya kadar, ileri geri ne kadar hızlı değiştiğini ifade eder. Kendi Samanyolu galaksimizin merkezindeki süper kütleli kara delik şu anda sakindir, fakat zaman zaman o da devreye girmektedir. Görev döngüsü astronomları, merkezi kara deliğimizin galaksinin tüm havasıyla bir bağlantıyı paylaştığı görüşüne vardılar. O, Güneş sisteminin yaşamı nasıl desteklediği hakkındaki şaşırtıcı ipuçlarını da ortaya koymaktadır.

GÖREVDE

Gökbilimle ilgili araştırmaların sonuçları, dev kara deliğin görev döngüsünün sürpriz bir şekilde ev sahibi galaksinin yıldızlarla ilgili karışımıyla bağlantılı olduğuna işaret etmektedir. Maddeyi kara maddenin içine hızla fırlatan, bu nedenle onun görev döngüsünü yaptıran aynı dinamik süreçlerin bir galaksiye yerleşen türdeki yıldızları etkilemesi muhtemeldir ve görev döngüsünün tepesinde alevlenen kara delikten taşan enerji, galaksinin yıldızlara ait muhteviyatlarının tuzu biberi olabilir. Bu muhteviyatlar, galaktik sistemin doğasına ciddi derecede önemli bir ipucu olabilirler. Bir galaksideki yıldızlar kırmızımtırak, sarımtırak veya mavimtırak olabilirler; mavi yıldızlar genellikle en cüsseli olanlarıdırlar. Ayrıca, birkaç milyon yıl kadar sürede nükleer yakıtı yaktıklarından dolayı, en kısa süreli yaşayandırlar. Eğer gece-göğündeki mavi yıldızları saptarsanız, bu; genç yıldızlara ait sistemlerin, süregelen yıldızlarla ilgili doğum ve ölümün işaretlerinin görüntüsünü birdenbire farkettiniz manasına gelir.

Astronomlar, eğer bir galaksiden gelen tüm ışığı toplarsanız; tüm rengin ya kızılımtırak ya da mavimtırak bir kategoriye girme eğilimi içinde olacağını keşfettiler. Kırmızı galaksiler eliptik olma eğilimindedirler ve mavi galaksiler de helezonik olma eğilimindedirler. Bu iki renk grubu arasında, genç mavi yıldızlar öldükçe ve artık yerlerine yenileri gelmedikçe muhtemelen daha kızıl hale gelen sistemlerde geçişken olarak kabul edilen bir alan vardır. Alaycı bir kanıyla veya doğrusu istenirse bir renk-karışımı mantığıyla, astronomlar bu aradaki alanı “yeşil vadi” olarak adlandırmaktadırlar.

Geçen bir milyar yıl sene boyunca, ‘en fazla kara delik görev döngüsüne sahip en büyük yeşil vadi’ diye adlandırılanlar helezonik galaksiler olmuşlardır. Onlar, modern evrende en düzenli şekilde büyüyen ve ince sesler çıkartan dev kara deliklerin yuvasıdırlar. Bu galaksiler yıldızlardaki güneş kütlesinin 100 milyar katını kapsarlar ve eğer herhangi birine göz atacak olursanız; yiyen bir kara deliğin izlerini diğer herhangi bir çeşit helezonikten çok daha fazla görmeniz muhtemeldir. Bu galaksilerin her 10 tanesinden bir tanesi aktif şekilde madde tüketen bir kara deliği içermektedir, kozmik terimle sürekli olarak devreye girmekteler ve devreden çıkmaktadırlar.

Yeşil vadide olan bir galaksiyle merkezi kara deliğin hareketleri arasındaki bağlantı bir bilmecedir. Bu bir geçiş bölgesidir ve galaksilerin pek çoğu bundan ya daha kızıldır ya da daha mavidir. Vadideki bir sistem değişim sürecindedir, belki de yıldız oluşumu faaliyetini durdurmaktadır. Süper kütleli kara deliklerin, galaksi kümeleri ve genç büyük galaksiler gibi diğer yerlerde de bu etkiye sahip olabileceklerini biliyoruz. Bu; hareketlerinin galaksileri “yeşillendirdiğinden” olabilir, bir galaksinin dönüşümüne neden olan aynı durumların kara deliği maddeyle beslemesinden de olabilir.

Yakındaki diğer helezonik galaksiler üzerinde çalıştıkça, enerjinin birçoğunu emerek çıkaran kara deliklerin binlerce ışık-yılı boyunca kendi ana sistemlerini etkilediklerinin kanıtını buluyoruz. Bazı durumlarda, deliklerin içini maddeden besleyen şiddetli ultraviyole ve x radyasyon ışınları; rüzgâr seven bölgelerin ısınmış gazını dışarı doğru itebilir. Galaksinin yıldız oluşturma bölgeleri boyunca olan bu yıkama, bir ülke boyunca yayılan sıcak hava ara yüzeylerini sever.  Onun tam olarak yıldızların ve elementlerin üretimini nasıl etkilediği belirsizdir, fakat o; kuvvetli bir güçtür. Aynı şekilde, böyle şiddetli faaliyet için olan tetikleyici bu sistemlerin daha geniş alanını etkileyebilir. Örneğin, daha büyük bir galaksinin yerçekimi kaynağı tarafından yakalanmış cüce bir galaksinin içeriye düşüşü maddenin onu kara deliğe doğru akıtmasına sebep olur. Bu, yanmış bir ateşin korlarının onu yeniden yakmak için boşa üflemesi gibidir. O yeni gelen cüce galaksinin yerçekimsel ve baskı etkileri, daha büyük sistemde başka bir yerde yıldızların oluşumunu da azaltabilir ya da koruyabilir. Birazı veya tüm bu fenomen, bir süper kütle kara deliğin aktivitesinin etrafındaki yıldızların yaşıyla (ve bunun sonucu olarak da renkle) neden bağlantılı olduğunu genel hatlarıyla açıklamaya yardımcı olabilirdi.

Astronomlar, yakın bir zamanda önemli biçimde Samanyolumuzun kendisinin bu çok büyük yeşil vadi galaksilerden bir tanesi olduğunun farkına vardılar. Bu, şu manaya gelir: Süper kütle kara delik, şaşırtıcı bir şekilde hızlı bir görev döngüsü üzerinde olmalıdır. Galaksimizin merkezinde gizlenmiş kara delik o kadar aktif görünmez, aslına bakılırsa o; galaktik çekirdek yıldızların yörüngeleri üzerinde gizlice zarar veren etkisiyle en ikna edici bir şekilde kendisini ele verir. Bu oranla o, güneş kütlesinin yalnızca dört milyon katıdır; relatif bir küçük çocuktur. Buna rağmen; evrenimizin tetkik edilmesine göre de, en meşgul olanlardan bir tanesi olmalıdır.

Humphrey Bogart’ı yorumlamak için, tüm evrenin tüm galaksilerinde tüm yerlerde gitmeli ve kendimizi burada bulmalıydık. Kuşkucu olmak tabii ki baştan çıkarıcıdır: Galaksimizin bilhassa aç süper kütle bir kara deliğe ev sahibi gibi davrandığını düşünmemiştik. Fakat belki de bu sadece, kısa yaşamlarımızın kozmosun yaşam devriyle karşılaştırılan bir zamanlama sorgusuydu.

Aslına bakılırsa, çok uzun olmayan zaman önce durum epey bir farklıydı görünüyor. Galaktik merkezden 300 ışık-yılı olan gazın yıldızlararası bulutlarının yankılamalarını devre dışı bırakan x-ışınlarını görüyoruz. Kendi bakış açımızla, bu durumda; galaksinin tam çekirdeğindeki büyük ve kuvvetli bir şey 300 yıl önce bugünkünden milyon defa daha fazla x-ışınlarını dışarı atıyordu. Ve 2010’da Harvard Üniversitesi’nden küçük bir takım, olağanüstü bir keşfi duyurdu: İç galaksiden gelen gama ışınındaki belirsiz fakat muazzam bir yapıyı. Gökyüzü üzerinde yayılmıştı ve her biri 25,000 ışık-yılına ve galaksiler arası uzayın içerisine kadar ulaşan bir çift kabarcığa tıpatıp benziyordu. Bu kabarcıklar kor haline gelmiş gama ışını fotonlarıyla Samanyolunun en merkezine, üst tabakalarına sabitlenmişlerdir. Geçen 100,000 yıl içerisinde meydana gelen kara delik büyümesi ve aktivitesi olayının işaret direği olabilirler.

Kanıtın parçaları, ev-ortamımızın ilgi uyandıran resmi anlamına gelmektedirler. Eğer Samanyolu diğer onlarca binlerce galakside gördüğümüz kurallara uyuyorsa, o zaman düzenli bir şekilde beslenen bir kara deliği kapsamalıdır. Delik en büyük veya yediği zaman enerji üretmede en verimli olan olmayabilir fakat o, meşgul bir objedir; ortamızdaki fırtınalı bir boşluktur. Bu yerçekimsel makinenin her an yeniden alevlenmesini beklemeliyiz.

HIZLI, HİDDETLİ DEĞİL

Açıkça görülüyor ki, Samanyolumuz ve onun merkezi kara deliği özel bir lokale aitler. Onlar kozmik çevre ve Dünya üzerindeki yani buradaki yaşamın fenomeni arasındaki olası bağlantıya işaret eden, diğerlerinden farklı bir statüye sahipler. Bilim adamları ve filozoflar bazen “antropik prensipler” diye adlandırılanları tartışıyorlar. “Antropik” kelimesi eski Yunancadan türetilmiş ve insanlarla ilgili olan bir şey ya da insan varoluş dönemiyle ilgili olan bir şey manasına geliyor. Antropik prensipler, genellikle bir şekilde yaşamın oluşması için evrenimizin tamamıyla uygun olup olmadığının garip sorusunu çözmeye çalışıyorlar. Tartışma, ‘evrendeki birkaç fiziksel kanun veya fiziksel sabite birazcık farklı olsaydı, buradaki yaşamı meydana getirmede başarısız olurdu’ diye devam etmekte. Fakat evrenin fiziksel parametrelerinin neden böyle oldukları yönünde şu anda iyi bir açıklamaya sahip değiliz. Bu nedenle, şu soru ön plana çıkıyor: Evrenimiz yaşam için neden bu kadar elverişli oldu? Bu, akıl almaz derecede olasılık dışı, öyle değil mi?

Pek çok bilim adamı gibi, bu sorularla yüzleştiğimde rahatsız oldum. Her şekilde “özel” olduğumuz önyargısını aşmayı denemeye karar verdik. Kopernik’in Dünyanın güneş sisteminin merkezi olmadığını iddia ettiği gibi, biz de evrenin merkezi değiliz. Daha da fazlası, modern kozmoloji tarafından tanımlanan evren hiçbir anlamlı merkeze sahip değil. Buna rağmen, bazı antropik tartışmalar yanıt vermek için daha da dolambaçlılar. Kendimize özel bir statü belirlemenin rahatsızlığına uygun bir çözüm, çoklu realiteleri veya çoklu evrenleri kabul eden doğanın kavramsal ve fiziksel resmine dayanmakta. Örneğin, eğer evrenimiz uzay-zamanın yüksek-boyutsal versiyonu içerisinde var olan birçoğundan bir tanesiyse; o halde buradaki var oluşumuz hiç de sürpriz değildir. Tek kelimeyle, yaşam fenomenine olanak tanıyan şartlara sahip bir evrende yaşamaktayız; bunda hiçbir özel şey yoktur. O,  sadece doğru şartlara sahip bir adadır.

Bu epey eğlendirici şeydir, fakat evrendeki yaşam için olan şartların uzun bir listesinin tam olarak ne olduğu hakkında bizleri biraz daha fazla düşündürür. Bizi de kapsayan Samanyolunun süper kütleli kara delik aktivitesinin en etkili noktasında tam ortasına yerleşmesi gerçekten dikkat çekicidir. Bunun sadece bir raslantı olmadığı mümkündür ve akla ilk gelen soru da, güneş sistemi deneyimlerimizin 25,000 ışık-yılı kadar uzaktaki kara deliğin aktivitesinin fiziksel sonuçlarını gösterip göstermediğidir.

O, yaşam-taşıyan gezegenler için çevredeki galaktik komşularımızın elverişliliğini etkileyebilecek miydi? Merkezi kara deliğimiz devreye girdiğinde, enerjiyi yediğinde ve emerek çıkardığında kanıt; bizim bakış açımızdan, onun muazzam derecede parlak olduğunu göstermemektedir. Galaktik diskimizden dışarı uzanan kor haline gelmiş devasa gama-ışını kabarcıkları kesinlikle bazı oldukça güçlü, kuvvetli üretime işaret etmektedirler; fakat bize doğru yönlendirilmiş olana değil. Eğer şimdiye kadar daha büyük olaylar meydana geldiyse, uzak geçmişte olmuş olmalılar; belki de 4,5 milyar yıl önceki güneş sistemimizin oluşumundan önce olmuş olmalılar. Merkezi canavarımız büyük ihtimalle o zamandan beri güneş sistemimiz olanlar gibi uzak galaktik yöre üzerinde sadece az bir fiziksel etkiye sahip olmuştur.

Yaşam bakış açısıyla, bu iyi bir şey olabilir. Dünya gibi bir gezegen; yüksek enerji fotonlar ve hızla ilerleyen parçacıklar şeklinde çevredeki yıldızlar arası radyasyondaki yüksek artışla yandan çarpılabilirdi. Radyasyon, atmosferimizin ve okyanuslarımızın yapısı ve kimyasını bile etkileyerek organizmaların içerisindeki moleküller üzerinde zararlı bir etkiye sahip olabilir. Galaktik merkezden 25,000 ışık-yılında oldukça iyi korunmuş olabiliriz; fakat eğer daha yakın yaşasaydık, farklı bir hikâye olabilirdi. Çekirdeğe yakın bir gezegende yaşamadığımız gerçeği raslantı eseri olmayabilir. Benzer şekilde, belki de geçmişteki milyarlarca yıl veya gelecekteki milyarlarca yıl yerine kendimizi burada bu zamanda bulduğumuza şaşırmamalıyız.

Galaksimiz diğer pek çokları gibi merkezi süper kütleli kara deliğiyle birlikte evrim geçirmiştir. Daha da fazlası, aradığımız ipuçları; hem merkezi kara deliğin Dünya üzerindeki yaşamı direkt olarak nasıl etkileyebildiği sorusuna, hem de galaksimizin genel olarak şimdiki durumunun bir göstergesi olan rolünün sorusuna söz söyleyebilir. Süper kütleli kara delikler ve galaksileri arasındaki bağlantı, galaktik tarihimizi ölçmek için bize gerçek aleti sağlarlar. Daha genç evrenin acımasız, kara delikten güç sağlayan yıldızsı gökcisimleri çoğu kez galaksi kümelerinin çekirdeklerinde duran, genellikle en büyük olan eliptik galaksilerde oluşurlar. Bu galaksiler sert, hızlı ve erken oluştular; onların şimdiye kadarki tüm yıldızları neredeyse yaşlıdır ve ham gazları da çoğu kez yeni yıldızlar veya gezegenleri oluşturmak için çok sıcaktır. Diğer eliptik olanlar, yani o devasa karahindiba uç kısımlı yıldızlar, galaksiler birleştikçe daha sonra oluşmuş görünmektedirler. O esnada olan bir şey onların yıldız oluşumunu “söndürmüştür”. Onun daha az şiddetli olduğunu düşünüyoruz; fakat bu düzenleyici rol için süper kütleli kara deliklerden gelen inanılmaz derecedeki güçlü faaliyet, mükemmel bir aday. Yükseklere ve galaktik disklerin aşağısına uzanan merkezi yıldızların çıkıntılarıyla olan helezonikler, merkezi kara delikleriyle çok yakın bir tarihin izlerini de gösterirler. Eliptikler gibi aynı modellerin bazılarını takip ederler. Merkezi kara delik kütlesi ikisinde de çevreleyen yıldızların kütlesinin binde biridir. Komşumuz Andromeda, bu sistemlerin bir tanesidir; bir kara deliği kaplayan, cömert, yıldızlara ait çıkıntısı bizimkinin büyüklüğünün 20 katıdır.

Daha aşağıdaki alt üst sistemi, pek çok helezonik gibi çıkıntısız galaksilerdir. Samanyolu çok geniş bir galaksi, bilinen evrenin en büyüklerinden bir tanesi olsa da; bir kara deliğe nispeten küçük bir adamı barındırır. Yıldızlara ait çıkıntının eksikliği bir gizemdir: Ya galaksi oluşturmak için ilk önce daha az hammaddeye sahiptir, ya düzenleyici kara delik hiç etkisini göstermemiştir, ya da daha az küçük galaksiler ve madde kümeleri zaman boyunca sistemin içine düşmüşlerdir. İnanılmaz derecede çok sayıdaki cüce galaksiler de kara delik bölgesinde yeterli gelmemişlerdir. Galaktik hayvanat bahçesinin gerçek cüceleri, çoğu kez sadece onlarca milyonlarca yıldız kadarla yenilerini yapacak gazın ve tozun küçük işaretini gösteren bir hayli değersiz şeylerdir. Yıldızlararası çorbada yüklü olanlar çoğu kez öylesine karanlık, öylesine boşlardır ki; birinin fitili ateşlemeyi unuttuğu gibidirler.

Galaksimiz yaklaşık olarak hâlâ yılda üç güneş kütlesi hızında yıldızlar oluşturmaktadır. Bu; kişisel insan zaman skalasında çok değildir, fakat atalarımız Tanzanya’daki Olduvai Gorge’da bir yerlerde dimdik ayakta yürümeye başladıklarından beri Samanyolunda en azından 10 milyon yeni yıldızın olduğu manasına da gelmektedir. Bu, neredeyse 14 milyar yaşında olan evrendeki bir yer için kötü değildir. Çekirdeklerinden yıldızsı gökcismi ışığı alevlenen genç evrenin devasa galaksileri bazı bakımlardan tamamen yanarak, kendi kendilerine tamamen söndüler. Merkezi kara deliklerinin kızgın püskürtüleri, bazı yeni yıldızların oluşumunu söndürür; adeta ışık-hızlı olan maddenin gaz yapıcı kabarcıklarından gelen dalgacık basınç dalgaları, maddenin soğumasını ve yıldızlara ait sistemler içine yoğunlaşmasını önler. Tüm bunlar olup biterken, Samanyolu ağır adımlarla yürümeye devam eder.

 YAŞAM İÇİN MÜKEMMEL

Geniş, helezonik bir galakside çok ufak merkezi yıldızlara ait çıkıntıyla ve makul bir merkezi kara delikle yaşamamız; yaşam için en uygun olan galaksiler türüne bir ipucu olabilir: Yani, devasa kara delikleri oluşturmakla geçmişlerini geçirmeyenlere ve süreçte zincirlerinden kurtulmuş şeytanlarla savaşanlara. Yeni yıldızlar, galaksimiz gibi olan bir galakside oluşmaya devam ederler; fakat diğer sistemlerden gelen farklı enerjiyle. Pek çok yeni yıldız büyük dolaşım basınç dalgaları gaz diskini ve tozu rahatsız ettikçe, helezonik kolların kenarlarında oluşurlar. Yıldızlar ayrıca alıştıkları galaktik merkezden daha uzakta oluşurlar. Astronomlar, “makul” yıldız oluşumu bölgesinde yaşadığımızı söylemektedirler.  Çok aktif yıldız oluşumu korkunç derecede dağınık bir çevre oluşturur. Bu; kendi nükleer yakıtı aracılığıyla en hızlı yanan, devasa süpernova patlamaları gibi sonuçlanan büyük ve ağır yıldızları oluşturur. Gezegensel atmosferler bangır bangır bağırabilirler veya radyasyon tarafından kimyasal olarak bozulmuş olabilirler. Hızlı hareket eden enerjik parçacıklar ve gama ışınları dünyanın yüzeyine vurabilirler. Yıldızlara ait patlamada açığa çıkan hayalet gibi olan nötrinoların akıntısı bile hassas biyolojiye zarar vermek için yeterince yoğundur. Ve bunlar, yalnızca makul etkilerdir. Bir süpernovaya çok yakın olma, tüm sisteminin buharlaştırılacağının o büyük olasılığını barındırır.

Yine de bunlar, kozmosun içine yayılan yıldızların içerisindeki zengin temel kaynamanın da aynı mekanizmalarıdırlar. Bu hammadde; yıldızları olduğu gibi, gezegenleri de yaratır. Onlar; katmanlı ve dinamik, ağır radyoizotopların sıcaklığıyla karıştırılmış, milyarlarca yıl geofizik öncesindeki hidrokarbonlar ve suyun karışık kimyasal karışımlarıyla olan gezegenlerdir. Bu nedenle, oluşan ve patlayan genç yıldızların ve bakımevlerinin ve eski olanların mezarlıklarının bölgeleri arasında bir yerde “öyle olan” bir yer vardır ve güneş sistemimiz de böyle bir çevrede bulunmaktadır. O; galaktik merkezden yeterince uzak, fakat şu anda oluşan yıldızların meşgul ve patlayıcı alanlarına çok yakın olmayan bir yerdedir.

Yaşam fenomeni ve süper kütleli kara deliklerin büyüklüğü ve aktivitesi arasındaki bağlantı gayet basittir. Verimli ve ılıman bir galaktik bölgenin; doymak bilmeyen, fakat uzun zamandır tükenmiş bir canavar yerine, makul ölçüde geniş, düzenli şekilde ağır ağır yiyen kara deliği kapsayan türdeki bir galakside oluşması çok daha muhtemeldir. Bu kozmik zamanda, evrende Samanyolu gibi bazı galaksilerin olduğu gerçeği; maddenin yerçekimsel yığışmasının ters süreçleriyle ve kara deliklerin madde yutmadan gelen yıkıcı enerjiyi püskürtmesiyle derinlemesine bağlantılıdır. Çok fazla kara delik aktivitesiyle yeni yıldız oluşumu az olur ve ağır elementlerin oluşumu da durdurulur. Çok az kara delik aktivitesiyle de çevreler, genç ve patlayan yıldızlarla fazlaca dolu olabilir veya bir şeyi oluşturmak için çok az körüklenirler. Aslına bakılırsa, dengeyi en ufak şekilde değiştirirseniz; yıldız ve galaksi oluşumunun tüm yolunu değiştirirsiniz.

Sizi ve beni yönlendiren tüm olaylar zinciri de farklı olurdu. Hatta, süper kütleli kara deliklerle galaksilerin beraber olan evrimi ve yaptıkları olağanüstü düzenleme olmadan yok olurdu. Evrendeki yıldızların tüm sayısı farklı olurdu. Düşük ve yüksek kütleli yıldızların sayısı farklı olurdu. Galaksilerin şekillerinin farklı olması muhtemel olurdu ve gaz, toz ve elementlerin düzenlemesi kesinlikle farklı olurdu. Süper kütleli kara deliğin yoğun elektron hızlandırıcı radyasyonu tarafından hiç yakılmamış yerler olurdu. O etkiyi hiç almamış, o esaret verici etkiyi hiç almamış olan yıldıza sahip veya gezegen oluşumuna sahip olan ve tükenen diğer yerler de olabilirdi.

Kozmosun bu verimli köşesi, etrafındaki tüm süregiden şeyler tarafından yönetildi; galaktik merkezimizdeki kara deliğin davranışı da dâhil. Kendilerini tüm evrenden uzakta mühürlemiş olan yerler, şekillendiren en etkili güçlerden bir tanesi olarak hizmet verdiler. Onlara çok şey borçluyuz.

Çeviren: Esin Tezer

Kaynak: Scientific American Ağustos 2012 sayısı sayfalar: 22-27

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>