Ya “onlar” zannettiğimiz gibi değilse?
Önce, Valerie Cox’ın “Bisküvi Hırsızı” isimli şiirinin çevirisi:
Bir kadın havaalanında bekliyordu bir gece,
Uçağının kalkmasına uzun saatler vardı,
Mağazalardan bir kitap aldı kendisine,
Bir paket de bisküvi; ve oturdu bir koltuğa.
Tam kitaba dalmıştı ki bir de ne görsün,
Yan koltukta oturan küstah adam,
Aralarında duran paketten birer birer atıştırıyordu bisküvileri,
Kadın görmezden gelmeye çalıştı bu manzarayı.
Derken o da almaya başladı bisküvilerden, gözucuyla saate bakarak;
Arsız “bisküvi hırsızı” atıştırmaya devam ederken bisküvileri,
Kadın gittikçe sinirleniyordu geçen her dakikayla,
”Şeytan diyor, morart şunun gözünü” geçirerek içinden….
O her bisküvi aldığında, bir bisküvi de alıyordu adam,
Geriye son bisküvi kalınca çaktırmadan bekledi, “bakalım şimdi ne olacak” diye;
Alaylı bir gülümseme ve kısa bir kahkahayla,
Kalan son bisküviyi aldı ve ortadan ikiye böldü adam.
Bir yarısını ağzına atarken diğer yarısını uzattı kadına.
Kaptı yarım bisküviyi elinden adamın, “aman yarabbi,
Adam hem küstah, hem de edepsiz;
Bir teşekkür bile aklına gelmiyor”, diye düşünerek kadın.
Böyle sinirlendiğini anımsamıyordu hayatta;
Uçağının anonsunu duyunca bir iç çekti, “kurtulduk” dercesine,
Hemen eşyalarını topladı, doğru çıkış kapısına yürüdü,
“Utanmaz hırsıza” dönüp bakmadı bile.
Uçağına binip yerine oturunca rahatladı epeyce,
Yerleştikten sonra, bitirmek üzere olduğu kitabını aradı,
Çantasına uzandığında, şaşkınlıktan soluğu kesildi,
Aldığı bir paket bisküvi öylece orada durmasın mı?
“Eyvah” dedi çaresizce, “benimkiler burada,
adamın bisküvilerini yiyordum ve meğer oymuş paylaşan.”
Özür dilemek için artık çok geçti. Acı da olsa fark etti,
Ki kaba ve düşüncesiz “bisküvi hırsızı” kendisiydi aslında.
Hayatımız boyunca kaç kez acaba,
Farkına varmışızdır açıkça,
İnandığımız zanlarımızın doğru olmadığını,
Sonradan anlayabilelim diye,
Yaşamın bize ders verdiğinin?
…
Çok önemli bir ders gizli bu hikâyede; elbette herkes kendine göre bir şeyler çıkarmıştır… “Zanda bulunmak büyük günahtır,” biliriz!
Ama ben sizinle bu kez olayın farklı bir derinliğini paylaşayım, dilim döndüğünce… Bunu ciddi olarak düşünelim!
“Hakikatte ALLAH ismiyle işaret edilenden gayrı yok” diyoruz!.. Ne var ki, hâlâ karşımızdakileri “başkaları” diye kınayarak, suçlayarak, gıybetini yaparak, onlar hakkında zanda bulunarak, yargılayarak, hükümler vererek, onlara kızarak günlerimizi, yıllarımızı geçirmekten geri duramıyor, yaşamımızı böyle tüketiyoruz.. Peki, acaba görmezden gelmeye çalıştığımız, karşımızdakinin hakikatinin bizimle bir olduğunu farkedince, yaşamın her anında aslında o kendisinden gayrı olmayan Hakk’ın huzurunda olduğumuzu farkedince, halimiz nice olur?.. Ya onlar zannettiğimiz gibi değilse? Bunun yaşatacağı pişmanlık başka birşeye benzer mi?
Ötesini siz düşünün!.. Zanda bulunmak neden günahtır ve günahın zararı kimedir?.. Umarım farkedip, gereğini hakkıyla ortaya koyabilenlerden oluruz…
Son Yorumlar