Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

Sorunu doğru kavramak çözümün ilk adımıdır

Allah devâsız dert yaratmamış…

Olup-biteni doğru kavrayabilmek, çözümün nerede olduğunu görebilmeyi kolaylaştırır.

Günümüzde yaşananlara bakıp, “yine bildik bir senaryoyu yaşamaya itiliyoruz” vs. türünden yorumlar, olayları dar planda ele almanın ve “dünyayı” doğru okuyamamanın sonuçlarıdır; ve de çözümü göstermez! Çözümü görebilmek için oluşumları daha geniş perspektiften ele alıp, uzaktan bir gözlemci gibi “dünya” boyutunda okumayı başarabilmek durumundayız. Bunu yapabilirsek eğer, o zaman yaşananların sadece belli toplumların sorunları olmanın çok ötesine uzadığını, fakat aslında bütün insanlığın önemli bir “süreç”ten geçmekte olduğunu görebiliriz…

Tıpkı mevsimlerin değişiminde doğanın her yanında eşzamanlı oluşumların gözlenmesi gibi, değişik alanlarda eşzamanlı yaşanan bir sürecin hükmü sözkonusu! Zira, “insan için yaptığının neticesinden başka birşey olmadığı” ve “her bir anda bir önceki anın gereğinin yaşandığı” evrensel prensibi ışığında baktığımızda, bugünün öncesinde yaşananların geldiğimiz noktadaki oluşumları
ve yaşanacakları zorunlu kılmış olduğu açıktır…

devamı…

Hazreti İsâ’nın, “sert rüzgârın esmesinden fırtınanın geleceğini anlarsınız; bulutların yaklaşmasından yağmurun geleceğini anlarsınız; nasıl olur da zamanın işaretlerini anlamazsınız?” diye, insanların bu süreçlere dikkatini çektiğini duymuşuzdur çoğumuz.

Günümüz dünyasında, artık eskisi gibi birbirinden tamamen kopuk, bağımsız toplumsal yaşamlar büyük çoğunlukla varlığını neredeyse yitirmiştir. Dolayısıyla, eğer doğru kararlar almak istiyorsak, dar planda, hükmü kısa süreli, kesitsel değerlendirmeler yerine zamanın işaretlerini anlamaya yönelik bir bilinçle dünyayı kavramak zorundayız.

Dünya üzerindeki Müslüman toplumların genel durumuna ve bu durumun dünyaya yansımasına bakan her insanın şunu sorgulaması kaçınılmazdır: Eksik olan ne?

Bize göre eksik olan, “İslâm” adıyla Hazreti Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği orijin DİN gerçeklerinin Müslüman toplumlara açıklanamamış olmasıdır! Bu sebeple de, yüzyıllar boyunca çeşitli yorumlarla örtülmüş ve örf-âdet denen şartlanmalarla harmanlanmış inanç biçimleri “DİN” diye kabullenilmektedir…

O halde Müslüman toplumlara “İslâm” adıyla Hazreti Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği orijin DİN gerçeklerinin açıklanması, anlatılması ve bu bilgilerin yayılması yegâne çözümdür! Zira, yanlışlara cephe alıp, yanlışlarla savaşarak, yanlışları yok edip asla tamamen ortadan kaldıramazsınız; ancak eğer doğruları yayar ve doğrunun bilindiği alanları genişletebilirseniz, ancak o zaman yanlış bilgi ve yönlendirmelerin yaşam alanını daraltmış olursunuz ve bunu ilerleterek sonuçta ortadan kaldırabilirsiniz.

Kısacası çözüm, “yanlışla mücadelede” değil, “doğrunun yayımında” gizlidir! Doğru bilginin geniş kitlelere yayımında, yansıtılmasında!

“DİN” konusunun gerçeklerinin topluma yansıtılmasında, dolayısıyla yanlış algılama ve yönlendirmelerin bertaraf edimesinde, günümüzün en önemli toplu iletişim aracı olan medyaya bugün büyük görev düşmektedir.

Elinde bu imkân olduğu halde, bunu “gerçeklerin bilinmesi” yolunda kullanmayıp, çatışmaların parçası haline gelerek yanlışları sürdürmeye çalışmak, gerçeklerin örtülmesinden başka bir anlam taşımaz ve vebali büyüktür…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>