Sıradışı keşifler: Kozmik ışınlar DNA’yı parçalıyor
Geçtiğimiz günlerde haber sitelerinde kozmik ışınların insan genetiği üzerindeki etkileri konusunda yayınlanan haberlere geçmeden önce hafızalarımızı biraz yoklayalım:
Evrensel Sırlar kitabında Sekizinci günde, Cem’in, çeşitli takımyıldızların yaydıkları ışınların insan beynini nasıl programladığı sorusuna Elf şu cevabı vermişti:
“Cem, henüz beyin bilgisi konusunda çok ilkelsiniz!.. Bunu anlamanız çok güç… Ama gene de elimden geldiğince basite indirgeyerek açıklamaya gayret edeceğim… Sizin eskiler, yani bundan üç-dört bin sene önce yaşayıp bu gerçeği algılayanlar, takımyıldızlardan gelen bu tesirleri ilk defa anlayıp değerlendirebilenler, yaptıkları ön çalışmalar sonucunda onlardan gelen tesirlerin kesinliğini anlayınca, araştırmaya başlamışlar… Böylece de Güneş sisteminizi çevreleyen daireyi 12′ye bölerek, ve hayâli şekle göre isimlendirmek suretiyle 12 burç vardır, demişler…
Esasen çevrenizdeki takımyıldız sayısı bu rakamın üzerindedir ama, onlar diğer takım yıldızlardan gelen tesirleri de bu 12′nin içinde düşündükleri ve değerlendirdikleri için, tesir itibariyle farketmez!..
devamı…
Evet, bu takımyıldızların her birinin değişik frekanslı dalgaları her an dünyanızı etkilemektedir… Ve gene bu takımyıldızlardan gelen öyle ışınımlar mevcuttur ki, saniyeler içinde dünyanızın üzerinde bulunan nesneler ve dünyanızın içinden geçerek öbür taraftan yoluna devam eder gider… İşte sizin beyniniz daha ana rahminde çeşitli takımyıldızlardan, değişik frekanslı kozmik ışınım bombardımanına tabiî tutulur…
Bu kozmik ışınlar, hücre yapınızın özündeki DNA ve RNA diye isimlendirdiğiniz genlerinizi dahi etkileyerek çeşitli şekillerde programlar meydana getirir.
Dünya üzerindeki nesil-ırk-tür farklılaşmaları MUTASYON adıyla tanımladığınız, kozmik ışınların genetik düzen üzerindeki etkileri ile meydana gelmiştir. Eskiler bu işlemi mecâzî bir şekilde, benzetme yoluyla anlatmaya çalışırken; ‘melekler, insanları ve canlıları etkileyerek ilâhî istek istikametinde düzenler’ demişlerdir.
Bilim adamlarınızın bugün hâlâ çözemediği tür ve ırk sıçramalarının, temelinde hep mutasyon diye adlandırdığınız, kozmik ışınım etkileri, yâni, ASTROLOJİK ETKİLER ya da bir başka ifade ile meleklerin tasarrufları yatmaktadır.”
Bu bilgiler ışığında 1991 yılında kaleme aldığımız ‘ASTROLOJİ: Yeni Milenyumun Popüler Bilimi‘ başlığı altındaki değerlendirmelerimize Holografik Bakış isimli kitabımızda yer verdik. Orada ‘DNA moleküllerinin içiçe olduğu kozmik ışınım’ bölümünde şu tespitler yeralır:
“Canlılarda, doğal olarak genetik dizilimi etkileyebilen ve değiştirebilen yegane enerji kaynağı “kozmik ışınlardır.” Canlı evriminde meydana gelen mutasyonların büyük bir kısmının kozmik ışınlar tarafından gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Çünkü, her an dünya atmosferini bombardıman altında tutan kozmik ışınım ve atmosferden geçerek yeryüzüne ulaşan özellikle sekonder kozmik ışınlar çok yüksek enerjiye sahiptirler. Eğer saniyenin binde biri kadar bir sürede, bir ışınım bir DNA molekülüne çarpar ve parçalarsa, DNA dizinini meydana getiren iki kolonun taşıdığı bilgi kaybolabilir veya kopan parça bir başka biçimde farklı bir yere eklenerek yeni bir gen yapısının meydana çıkmasına sebep olabilir. Hatta, böyle bir değişim yalnızca bazların dizilişinde bir yer değiştirme ile de olabilir; bir gen yepyeni bir özellik kazanarak ortaya çıkabilir. O kadar ki, örneğin göz renginden sorumlu bir gen, yepyeni bir özellik kazanarak “mavi göz” genine dönüşebilir.
Yeryüzündeki organizmaların genetik yapısını belirleyen DNA dizinlerinde meydana gelen böyle bir değişimle ne kadar içiçe olduğumuzu farkedebilmek için şu örnek yeterli olacaktır: Güneşten gelen ultraviyole ışınlar altında bir kaç saatlik güneş banyosu yapan birinin derisinde yüzbinlerce hücrenin DNA yapısı değişikliğe uğrar…
Varın buna göre, beynin oluşumu sırasında ve yaşam boyunca maruz kaldığı kozmik ışınların etkilerini siz düşünün. Üstelik, aslında esas etkileşim bizim gözlemleme imkanımız dışında, atomaltı, kuantum altı boyutlarda gerçekleşmektedir.
Dünya üzerindeki organizmalar için bu ışınımların en güçlü kaynağı güneştir. Güneşten gelen kozmik ışınımın yoğunluğu dolayısıyla gündüz saatlerinde beynin konsantrasyon yeteneği ve hassasiyeti geceye göre zayıflar. Radyo dalgaları bloke olur, örneğin gece rahatlıkla dinlenen kısa dalga istasyonlar gündüzleri dinlenemez. Bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz…
Güneşten gelen ışın yağmuru gibi, evrendeki çeşitli takım yıldızlardan (burçlardan) dahi her an yeryüzüne ulaşan kozmik ışınlar, bizlerin yapılarından çok çok kısa sürelerde geçmekte ve etkilerini oluşturmaktadırlar. Hücre faaliyetlerini düzenleyen DNA dizinleri bir yandan hücre biyokimyası ile biyoelektrik etkileşim içerisinde iken, diğer yandan atomaltı boyutun canlıları olan kozmik ışınlar ile etkileşim içerisindedir…”
Şimdi de, haber sitelerinde henüz yayınlanmaya başlayan ve her an kozmik ışın yağmurunun içinde yaşadığımızı; örneğin, bazı canlı türlerinde gözlenen mutasyon yoluyla ani değişikliklerin ve yeni türlerin ortaya çıkmasının nedenleri arasında kozmik ışınların olduğunu açıklayan bilimadamlarının görüşlerine yerveren bir habere göz atalım.
bayram yetişir
31 Temmuz 2009 - 23:19
yani bu alın yazısı mı?her an etkileniyormuyuz?aptığımız yapacağımız davranışlar bunların etkisi altındamı
elif asya
08 Şubat 2010 - 11:44
SELAM
Cem ERBAKIŞ
24 Aralık 2010 - 01:19
Hak yolunda ilerlemek yürek işidir,akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun,omzun üstünde ki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil !