Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

Misal ve benzetme yollu işaretler

Misal ve benzetme yollu işaretler diyoruz… Bununla kastedilen nedir? Misal ve benzetmelerin kapsamı ne kadardır? Misal ve benzetmeler nerede başlar, nerede biter?..

Kur’an’ın ruhuna yönelebilmek için bunlar çok iyi düşünülmesi gereken konular…

Son birkaç yazımızda vurgulanan ana noktaları iyi değerlendirebilirsek eğer, “misal” ve “benzetme” ile kastedilenin, zannedilenden çok daha geniş boyutlu olduğunu görebiliriz.

Sadece anlattığı kıssalarla veya kullandığı benzetme yollu tanımlamalarıyla değil, nesnelere işaret ederek dile getirdikleriyle dahi, Kur’an, bir ruha, bir bilince, bir anlayış ve kavrayış disiplinine yönlendirmektedir inananları! Lafzı itibariyle, nazil olduğu günün koşullarında dillendirildiği şekliyle bize ulaşmış olsa dahi, o yüce Kur’an’ın işaretleriyle açıkladıkları, herhangi bir dönemin anlayışıyla kayıt altına alınamayacak, zamanüstü bilgidir.

Bu gözle bakabilirsek eğer şunu görürüz:

Kur’an-ı Kerim, misal ve benzetme yollu işaretleriyle, sistemin işleyişinin kanunlarını ve insanların ihtiyacı olan şeyleri “ideal” yani “düşünsel” boyutlarıyla açıklar! İşaretlerinden gaye, inananları, gösterdiği ideale yönlendirmektir.

“İdeal” olanın pratiği, yani algı dünyamızda ortaya çıkışı ise “sünnet” kelimesiyle tanımlanan oluşlardır.

Sünnet, “Allah” ismiyle işaret edilenin halkedişinde ortaya koyduğu, tâbiri caizse âdetidir; orijinini rahmaniyet diye işaret ettiğimiz boyuttan alır. Rahimiyet onda gizlidir. Ve o sünnet, ismi “Allah” olanı bildiren Allah Rasûlü’nün varlığında dile gelir!

Allah Rasûlü’nün “sünneti” denen şey, kullanılan benzetme ve misaller sayesinde “ideal” boyutu Kur’an’da dillendirilmiş olan halkedişin, insanda ortaya konuşudur ve bu itibarla Allah Rasûlü’nün yaşamı, Kur’an ahlâkıdır!

Kur’an ve Sünnet’ten ibaret olan bu “düşünsel” ve “yaşamsal” oluşlar bütünü, İslâm Dini’ni açıklar. Tıpkı insanın bilinci ve bedeni gibi, her ikisi tek bir bütünün ortaya çıkışıdır. “İman” ve “amel” kelimeleriyle işaret edilen de bunların gereğidir. Kur’an’a imanın hasılası, sünnet ile ameldir!

Bu varlıkta ortaya çıkan her şey Sünnetullah’a tâbidir, her oluş Sünnetullah’ın gereğini ortaya koyar. Dolayısıyla, yaşanan ve gözlenen herşey, hakikatte, varlığın özündeki sisteme göre bir dile geliştir, sistemin bir ifadesidir. Her oluş, özündeki yaratılış sırrının, kendi koşullarında çeşitli yollardan dile gelişidir.

Allah ismiyle işaret edilenin oluşları sınırsızdır. O, her an yeni bir oluştadır. Okyanuslar mürekkep olsa, hatta misliyle fazlası, bu oluşları, bu ifadeleri, yani O’nun kelimelerini yazmaya yetmez… Bu oluşların hepsi, o oluşların tâbi olduğu özündeki sistemin ifadeye gelişleridir. O oluşların seyrinden, özündeki sistemin OKUnabilmesidir gaye!.. OKU’nan, sistemdir; ancak dile gelen, o sistemin gereğini ortaya koyan ifadeler, yani kelimelerdir!

Bu evrende ortaya çıkan, insanın gözlemleyebildiği ve gözlemleyemediği herşey, özündeki sistemi ifade eden işaretler olduğuna göre, yaş ve kuru ne varsa, apaçık bir ayet, bir işarettir, özündeki sistemin okunmasına vesile… Bu işaretlerin hepsi de, varlığın aslına ait, orijinini ondan alan, onu anlatan kesitsel veriler, örneklemeler, misaller, mecazlar, benzetmeler ve sembollerden ibarettirler. Asl olana göre!.. Hatta bir hayal ve bir kıvılcımlık geçici hatıradan ibarettirler…

Misal ve mecazlar nerede başlarsa orada da biter! Bir an var gibidirler, bir an yokturlar, fânidirler! Aslolan, onların ardındaki hakikattir ve o hakikat bâkidir!

Kime?

Kur’an’ı OKU-ya-bi-le-ne!..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>