“Matrix” ve “Kurtlar Vadisi Irak”
Beklenmedik, şaşırtıcı bir başlık olabilir. Şimdiye kadar güncel konulara değinmeyişimizden değil sadece, değişik sebeplerden… En azından birbiriyle bağı olmayan iki ayrı yapımın isimleri birarada!
Yıllar önce, “bu filmi kaçırmayın” diye Matrix filminin logosuna ve linkine web sitemizde yer verdiğimde, bazıları için çok şaşırtıcı olmuştu. Hatta Amerika’dan dahi, “bu kadar güzel bir tasavvuf sitesinde böyle bir filmin ne anlamı var” diye e-mail gönderenler olmuştu. Gülümsemeyle karşılıyorduk tâbi… Sonra, 2. ve 3. filmler vizyona girecekken, medyada çeşitli yazılara Matrix ve Tasavvuf bağlantısını vurgulayan başlıklar atıldı. Ne var ki kastettiğimiz asıl noktalardan çok uzakta kalan o yazılar içerisinde, aksiyon sahnelerindeki dönüşü sırasında Neo’nun kıyafetinin Mevlevilerin kıyafetini andırdığı tespiti gibi içerikten yoksun sentezler dahi yeraldı…
Oysa bizim üzerinde durduğumuz nokta, yaşama yön veren gücün “inanç” olduğu gerçeğinin işlenmesiydi. Bilincin, madde olmayan ama maddeye hükmeden gerçek gücüne yer veriliyor ve bu gücün ortaya konuşu sahneleniyordu
devamı…
Kurtlar Vadisi Irak filmi, bir savaş ortamının içerisinden filizlenen ve insanlara yol gösteren evrensel mesajlar içeriyor. Filmde, bir Sufi’nin insanlığa seslenişi var ve bu ses, “zulmün, aslında insanın kendi öz değerlerinden uzaklaşması sebebiyle kendine yaptığı zulüm olduğu” derin gerçeğini vurgulayan bir duayla işittiriyor kendini!
Benzer şekilde, Hazreti Rasûlullah’ın öğretisinde, katlin ve intiharın yerinin olmadığını etkin biçimde vurgulayarak, dinde yanlış bir yönlendirmeye dikkat çekerken, diğer taraftan, insanlık için gelmiş geçmiş en büyük fitne olduğu bildirilen Deccaliyetin, Hazreti İsâ sevgisi gibi sergilenen, bir diğer dini yanlış algılama ile beslendiğini ve vücut bulduğunu vurguluyor. Çok önemli bir tespit olarak, kana bulanan dünyanın gerisinde, din konusunda karşılıklı yanlış algılamalar ve yönlendirmeler gözler önüne konuyor.
Bunlar yanısıra, belki bunlardan daha da önemlisi, insanlığın gönlünü fetheden değerlerin, ne Mesih beklentisinde, ne kahramanlıklarda yatmaması, ama bir Sufi’nin dile getirdiği, yüzyıllar öncesinden bugüne ulaşan özdeğerlerde gizli olduğunun ortaya konması…
Çok şey söylenebilir. Sinema, dünyaya böylesi temel insanlık değerlerinin anlatılmasında günümüzün en etkin yayım araçlarından birisi. Doğu’yla Batı’nın yüzleştiği Türkiye, hem Tasavvufun yeşerip büyüdüğü, Abdülkadir Geylani hazretleri gibi ölümsüz ruhların öğretilerinin yaşatıldığı ve hem de bu evrensel insanî değerlerin insanlığa iletilebildiği yer olması bakımından nasipli bir ülke. Belki de insanlara ulaşacak önemli bir mesajın eşiğinde olduğumuzun göstergeleri böyle filmler ve belki de art arda yenileri gelecekler.
Son Yorumlar