Kuantum fiziğine göre “özgür irade” bir varsanış
Hazreti Muhammed aleyhisselâmın her biri mucize niteliğindeki açıklamalarını kendi metodlarıyla tespit eden modern bilim, başarılarına her geçen gün yenilerini eklemeye devam ediyor.
Arşivden erişebileceğiniz geçtiğimiz aylardaki blog sayfalarından birkaçında “cüz’î irade” tabirinin hiçbir ayet veya hadiste geçmediği ve günümüzdeki kullanılış şekliyle bu “yorumun” derin düşünmeyi kesen bir kabul olduğu üzerinde durmuştuk. “İrade parçası” anlamı yüklenen bu tanıma İngilizce’de karşılık gelen yaygın tabirin “free will”, yani “özgür irade” olduğuna değinmiştik.
Tam bu sırada, 6 Mayıs 2006 tarihinde yayınlanan Amerika’nın saygın bilim dergilerinden New Scientist’te, 1999 yılında Fizik dalında Nobel ödülü almış olan Hollanda Utrecht Üniversitesinden Teorik Fizik Profesörü Gerard ‘t Hooft‘un henüz tamamladığı 10 yıllık araştırmasının sonuçlarına Zeeya Merali imzasıyla yer verildi. Prof. Hooft, elde ettiği sonuçlara göre, her atomun davranışının daha önceden belli olduğunun ve bilindiğinin altını çiziyor ve dolayısıyla “özgür irade”nin sadece bir varsanış olduğunu vurguluyor.
devamı…
Web sitemizde yeralan kitaplarımızda genişçe ele alınan kader konusuna belki de dikkatleri çekecek bu tespitlerin yeraldığı makalenin çevirisini aşağıda okuyabilirsiniz:
“Özgür irade− Senin olduğunu sadece zannedersin
Kuantum mekaniğindeki ‘belirsizlik’ düzeyinin altında, daha derin bir gerçeklik yatıyor olabilir ve bu gerçeklikte, şaşırtıcı fakat, bizim tüm fiillerimiz önceden zaten belirlenmiş görünüyor.
Roman yazarı Isaac Bashevic Singer bir keresinde ‘ÖZGÜR İRADE’ye inanmaktan başka SEÇENEĞİMİZ YOK’ demiştir. Son yapılan iki çalışmayı bilseydi “Kuantum mekaniğine inanmaktan başka seçeneğimiz yok” da diyebilirdi.
Geçen ayın başlarında Nobel ödüllü bir fizikçi, üzerinde çalışmakta olduğu ve kuantum mekaniğindeki belirsizliğin altında, daha derin ve belirleyici bir gerçekliğin yattığını açıklayan teorisini sonuçlandırdı. Teorisini açıkladıktan bir hafta sonra iki önemli matematikçi bu teorinin, fiziğin de ötesinde bir kısım derin çıkarımlara sahip olduğunu gösterdi. Bu çıkarımlara göre kuantum fiziğinde belirsizlik kanununun geçersizliği, “özgür (cüz’î) iradeye” sahip olduğumuz düşüncesinin de geçersizliği anlamına geliyordu. Matematikçiler fizikçinin hatalı olduğunu düşünüyor.
Princeton Üniversitesi felsefecilerinden Hans Halvarson “çağımızın en iyi fizikçilerinden biri ile dünyanın en iyi matematikçilerinin karşı karşıya gelmeleri oldukça çarpıcı” diyor.
Kuantum mekaniği fizikçiler tarafından kabul ediliyor ancak, bu teori hâlâ, Einstein’ı da rahatsız eden ve henüz çözülememiş bir takım paradokslarla dolu. Örneğin, bir parçacığın dönüşünün ne olduğunu, dönüşümü siz gözlemlemeden önce bilemezsiniz −kuantum mekaniğine göre dönüş belirlenemez. Ayrıca, siz de bir deneyin sonucunun ne olacağını önceden tahmin edemezsiniz; tek yapabileceğiniz şey, belirli bir sonuca ulaşma olasılığını tahmin etmektir.
Parçacık fiziğindeki Standart Modeli matematik temellerine oturtan ve bu sebeple 1999’da fizik Nobel Ödülü alan Hollanda’lı Gerard ’t Hooft, “kuantum mekaniği muhteşem bir şekilde işliyor, ancak henüz tamamlanmış değil” diyor. Hooft ve birçok fizikçi, gerçeklik için, kuantum fiziğinin ortaya koyabileceğinden daha derin bir açıklama arayışındalar; bunun en önemli sebeplerinden biri, onca çabalarına rağmen Genel Görelilik ve ortaya koyduğu yerçekimi açıklamasını kuantum fiziğiyle birleştirememeleri. Hooft, “radikal bir değişiklik gerekli” diyor.
10 yıldan fazla bir süredir Hooft, 10-35 metre küçüklüğünde olduğu söylenen Planck uzunluğundan da daha küçük ölçeklerde yer alan gizli bir gerçeklik katmanı olduğu fikri üzerinde çalışıyor. Hooft, bu kavramı desteklemek için matematiksel bir model geliştirdi. Bahsedilen bu daha alt (derin) düzeyde, parçacıklardan veya dalgalardan söz edemeyeceğimizi söylüyor ve ‘varlıklar’ için enerjiye sahip “durumlar” kelimesini kullanıyor. Geliştirdiği modele göre, bu ‘durumlar’ önceden tahmin edilebilir davranışlar sergiliyorlar; yani teorik olarak önceden hesaplanabilirler.
Ancak, hesaplamalar bireysel durumların en fazla 10-43 saniye kadar izlenebileceğini gösteriyor ve bu kısacık sürenin ardından birçok durum tek bir “son durum” altında birleşiyor; bu da kuantum mekaniğindeki ‘belirsizliği’ meydana getiriyor. Ölçümlemelerimiz bu son durumları aydınlatıyor, fakat bir önceki bilgi kaybedildiği için kesin olarak geçmişlerini ortaya çıkaramıyoruz.
Hooft’un teorisi, bir parçacığın yerinin ve hızının aynı anda kesin olarak ölçülenememesi gibi kuantum mekaniğine has birçok garipliği açıklayabilse de önemli bir engelle karşılaşıyor. Teoriye göre durumlar negatif enerjiyle sonuçlanabiliyor ki bu da fiziğe aykırı bir durum. Ama Hooft bu problemi de parçacıkların negatif enerjiye sahip olmalarını engelleyerek çözmeyi başardı. Hooft “bu sorunu çözdükten sonra bunun en doğru yaklaşım olduğuna çok daha fazla ikna oldum” diyor.
Aslında Hooft’un söylemeye çalıştığı şey şu: Kuantum mekaniğinde parçacık hareketleri önceden tahmin edilemez görünse de, bir alt gerçeklikte yer alan durumları gözlemleyebilmemiz halinde parçacıkların hareketlerini de önceden bilebiliriz.
Diğer bilim adamları bundan çok etkilendiler. Hollanda Eindhoven Teknik Üniversitesi’nde Fizikçi Willem de Muynck: “Bu, bilinen en küçük ölçeklerde dünya hakkında bize bilgi veren çok güzel bir teori” diyor. “Fakat bu küçüklükler günümüz deneyleriyle ulaşılamayacak ölçekler.”
Hooft’un teorisi bilim adamları için büyüleyici olabilir, fakat bizler için beklenmeyen ve muhtemelen ürkütücü sonuçları var.
Princetown Üniversitesi’nden John Conway ve Simon Kohen adlı matematikçiler, kuantum mekaniğinin altında herhangi bir belirleyici teorinin olmasının, özgür iradelerimizi elimizden alacağını belirtiyorlar.
Conway “Çikolatalı ya da sade kek yemeyi tercih ettiğinizde, bu kararınızda gerçekten özgür müsünüz?” diyor. Yani, bir başka deyişle, evrendeki tüm parçacık etkileşimlerini gözlemleyen biri, hangi tür keki seçeceğinizi sizden önce tam olarak bilebilir mi? Öyle görünüyor ki cevabın doğruluğu, kuantum mekaniğindeki ‘belirsizlik’ mi gerçeğin doğru tanımlaması, yoksa bu belirsizliğin altında belirleyici bir düzen olduğunu söyleyen Hooft mu haklı, buna bağlı.
Conway ve Kochen, parçacık dönüşünü ölçüp neler olduğuna bakmak suretiyle Hooft’un teorisini incelediler. Bir dönüş her zaman 3 dikey eksen boyunca ölçülür. Küresel bir parçacık için seçeceğiniz eksen ve de ölçümlerin hangi sıralamayla yapılacağı size bağlıdır. Fakat seçimler özgür iradeyle mi yapılır yoksa hepsi daha önceden zaten belli midir?
Matematikçilerin kanıtladığı şey şu olmuştur: Eğer eksenleri yada ölçüm sırasını belirleyecek küçücük bir özgür iradeniz varsa, o zaman her yerdeki parçacıkların da aynı seviyede özgürlüğü olması gerekir. Bu da, parçacıkların tahmin edilemeyecek şekilde davranışlar gösterdiği anlamına gelir. Fakat Hooft’un teorisinde de belirtildiği gibi parçacıklar özgür değilse, matematikçiler eksen ve ölçüm sıralamasının belirlenmesinin mümkün olmadığını ispatlamış olmaktadırlar. Başka bir deyişle, deterministik (programlanmış) parçacıklar özgür iradeyi ortadan kaldırmışlardır.
Özgür irade konusundaki tartışmalar felsefenin tarihi kadar eskidir. Kuantum teorisi ortaya atıldığından beri de insanlar, özgür iradeyi bu teorinin merkezindeki belirsizlik ile bağdaştırmaya çalışmışlardır. Conway “bu konuyla ilgili ilk somut kanıta sahip olduğumuz için gurur duyuyoruz” diyor.
Conway ve Kochen teoremlerinin Hooft’un teorisini çürütmediğini ve teoremlerinin sadece “Hooft’un teorisinin doğru olması halinde, fiillerimizin özgür olamayacağını” gösterdiğini belirtiyorlar.
Kochen: “Hayatlarımız, bir filmin ikinci gösterimi gibi olabilir, tüm hareketler sanki özgürmüş gibi oynanıyor fakat aslında bu özgürlük sadece bir illüzyon (bir varsanış)”.
Matematikçiler eskiden beri özgür irademiz olduğuna inandıkları için, onlara göre Hooft’un teorisinin yanlış olması gerekiyor. Conway: “Bir şeyi yapabilmek için özgür iradeye inanıyor olmalıyız. Ben bu kahveyi içmekte ya da fırlatıp atmakta özgür olduğuma inanıyorum. Bu konuşmayı yapma seçimimde de özgür olduğuma inanıyorum” diyor.
Halvorson tartışmanın kişisel meseleye dönüştüğünü söylüyor. Ona göre Kochen ve Conway, geleceğimizin zaten önceden belli olduğu fikrine katlanamıyorlar; ama Hooft ve Einstein gibi insanlar da, evrenin, tamamen fizik tarafından tanımlanamaz olduğu fikrini aynı şekilde rahatsız edici buluyorlar.
Felsefeciler için her iki görüş de sorun olabilir. Rutgers Üniversitesi’nden fizik felsefecisi Tim Maudlin “Özgür iradenin dayanağı olan kuantumun rasgeleliği hareketlerimizin kontrolünün tamamen bizde olduğu anlamını taşımıyor. Bizler ya önceden programlanmış makineleriz ya da rasgele yaşayan makineleriz. Bunda pek fazla seçim şansımız yok” diyor.
Fakat Halvarson, Hooft, Conway ve Kochen’ın çalışmalarını memnuniyetle karşılıyor. “Felsefe kendini bilimden çok ötelere attı. Özgür iradeyle ilgili sorulması gereken çok önemli sorular var ve kim bilir belki de bunların cevabını fizikçiler vereceklerdir.”
Evet, bilimin şimdilik gelebildiği nokta burası…
Bu yazı üzerine web sitemizde KADER konusundaki açıklamaları ve HOLOGRAFİK BAKIŞ kitabından “Kuantum Fiziğine Göre Bu Dünya Bir Hayal” başlıklı yazımızı okumak ilginizi çekebilir.
Son Yorumlar