İnsan karşısındakini ondan daha iyi tanıyabilir mi?
Arşivden ulaşabileceğiniz Aralık Blogunda, “Bilinç beynin ne kadarının farkında” başlığıyla bu konunun esasına değinmiştik… Konuyu biraz hatırlarsak…
İnsan, kendinin farkında olduğu her bir anda, aslında beynindeki sayısız özelliklerden sadece o an ortaya çıkan belirli bir kombinasyonunu hisseder ve o mânâları yaşayan, o özelliklerle sınırlı bir kişi olarak kendini tanımlar. Farklı zamanlarda ve farklı koşullarda, karşılaştığı olaylara ve yaşadığı hallere göre kendini nasıl tanımladığı da aslında sürekli değişir.
Dolayısıyla, bireysel bilinç, kişinin beyninde mevcut sayısız özelliklerden sadece bir anda ortaya çıkanı kadarını ifade eder. Başka bir ortamda, farklı olaylarla ve koşullarla karşılaştığında, beyinden çok daha farklı özelliklerin bir bileşimi ortaya çıktığında, aslında ortaya konan ve yaşanan hal de değişir.
Bilincin kendini tanımlarken farkettiği özellikler her bir anda değişirken, kişinin kendini sürekli aynı kalan sabit bir yapı gibi zannetmesi, aslında beyninin potansiyelini ve dolayısıyla kendindeki sayısız kuvveleri, sayısız özellikleri tanıyabilmesine perde olur. Sayısız özellikler ortaya koyabilen bir ‘varoluş’ gibi değil de, sınırlı bir ‘kişilik’ olarak algılar kendini. O yüzden de, değişen zamanlarda farklı koşullar altında ne tür bir kişilik veya ne tür özellikler ortaya koyacağını doğru göremez ve varsayımlarında sıkça da yanılır.
Buna karşın, yargısız saf bir bilinçle bakmayı başarabilen beyinler, bunu başarabildikleri düzeyde karşılarındaki beynin özelliklerini geniş bir skalada doğru şekilde okuyabilirler. Hatta, ortaya konan küçük tavır ve tutumlardan yola çıkarak kişinin farklı koşullar altında ne tür davranışlar ortaya koyabileceğini deşifre edebilirler; karşılarındakini bir mânâ bileşiminin ortaya konuşu olarak değerlendirip, o beynin işleyiş programına vakıf olarak. Yani, anlık süreçlerde ortaya çıkan bireysel bilincin gerisindeki beynin programını okurlar. İşte bu durumda, siz kendinizi belirli özelliklerle sınırlı bir birim olarak algılayıp, başka bir zamandaki durumunuz hakkında yanılırken, o kişi yanılmaz; beyninizin işleyiş biçiminden, sizin zannettiğinizden farklı yönlerinizi de görür. Siz onun tespitlerinin doğruluğuna ihtimal vermeseniz bile, çok geçmeden o öngördüğü davranış ve tutumların ortaya konduğunu görür ve hayretle karşılarsınız. Büyük zatların karşılaştıkları kişileri istidat ve kabiliyetlerine göre değerlendirmeleri yanısıra, İsa aleyhisselâmın olacaklardan haber vermesi veya Muhammed aleyhisselâmın çevresindeki hangi kişiden ne tür davranış ortaya çıkacağını önceden ashabına işaret etmesi, beynin bu özelliğine işaret etmeleridir aynı zamanda…
Peki bunu bizler ne düzeyde ortaya koyabiliriz?
Bunu, Rasûlullah aleyhisselâmın “rabb-ül âlemin” tanımlamasıyla bildirdiği gerçekliğe iman edebildiğimiz, yani rabb-ül âleminin ne olduğunu kavrayıp, O’na imanın gereğini yaşayabildiğimiz düzeyde ortaya koyabiliriz. Kapı herkesin önünde ve anahtar sadece iman sahiplerinin elinde! O kapıdan girebilmek için, önce Rabbül âlemin diye neye işaret edildiğini ve Rabb-ül âlemine imânın nasıl birşey olduğunu çok iyi kavramak gerek!
Son Yorumlar