Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

İnsan beyninin muhteşem potansiyeli

Evren diye algıladığımız yapının hologramik (düzenlenmiş) “bilgi”den ibaret olduğunu ve insan beyninin de aynı şekilde holografik esaslara dayalı olarak çalıştığını, bilimsel bulgulardan çıkan sonuçlar paralelinde uzun yıllar önce yazmıştık. “Herşey maddeden ibarettir zannını” aslında temelden yok eden ve ötesine kapı açan bu bulgu ve bilgi, bizce modern bilimin gelebildiği en ileri noktadaki eşik olmuştur. “Eşiktir” diyorum, zira hergün yeni bulgular ortaya atılsa da, hepsi eşiğin öncesindeki zeminde yapılan arayışların sonuçlarıdır ve de holografik esasın getirdiği noktada, onun “sonuçlarının” değerlendirilmesi yoluyla henüz o eşiğin ötesine geçilmiş değildir! Bizdeki veritabanına ve açığa çıkan anlayışa göre böyle elbette!

İngilizce’de, bu durumu hatırlatan bir atasözü var, belki bilenleriniz vardır: “You can lead a horse to water, but you cannot make him drink”. Bir atı suyun başına siz götürebilirsiniz ama ona suyu siz içiremezsiniz! Bir realitenin hatırlatılması bu: Çevrenizdekilere birşeyin nasıl olacağını (yapılacağını) gösterebilirsiniz, ancak ondan sonrasını onlara siz yaptıramazsınız! İşaret etmek istediğim duruma uyarlarsak, “insanlara, kendileriyle ilgili herşeyi açıklayabilirsiniz, ancak onu yaşayacak olan kendileridir; yaşamalarını siz sağlayamazsınız”.

Modern Bilim de, insanoğlunu çok önemli bir eşiğe kadar getirmiştir; ne var ki onun getirdiği ve gösterdiği şeyi değerlendirecek olan, sonuçlarına göre gereğini yaşayacak olan insanın kendisidir… Bilim dünyasından ulaşan haberlere bakılırsa, görünen o ki, uzayın ve atomun, yani makro ve mikro evrenlerin derinliğine sayısız yolculuklarda kaybolmak insanoğlu için çekiciliğini hep korumaya devam edecek. Aslında bunlar şaşılacak bir durum da değil. Zira, ötesi, tercih meselesi, “iman” ve “gönül” işi, belki bir cazibe, zevk, neşe! Zira, eşiğin ötesindeki varsayalım okyanusa açılabilenin, bu dünyada az bir müddet konakladıktan sonra geçip giden yolcu olmaktan öte ne işi olur ki!

Neyse, bunlar ayrı konular. Ama, gelinen noktayı hiçe sayıp eşiğin bu yanında kalarak tanrının(!) varlığına(!) bilimsel(!) kanıtlar arama çabaları düşündürücü!.. Varsa takdirde eğer, bu konulardaki tespit ve değerlendirmelerimizi daha geniş şekilde sunmak da nasip olur bir gün.

Bunlara şu sebeple değindik. Aşağıdaki videoda, “canlı kamera” olarak adlandırılan otistik bir kişinin şaşırtıcı fotografik hafıza yeteneği sergilenmektedir. Başlangıçtaki holografi hatırlatmasını, insan beyninin muhteşem potansiyeline tanıklık eden bu videodaki olayla ilişkilendirdiğinizde çok farklı değerlendirmelere ulaşmanız mümkün. Holografik esasa dayalı düşündüğünüz zaman, “bir insanın beyninde” bir yeteneğin ortaya çıkması demek, “beyinde” o potansiyelin varlığı anlamına, daha da açıkçası her insanda varolan “beynin” o konfigürasyona sahip bir yapı olduğu anlamına gelir! Farklılıklar ise ortaya çıkış ölçüleri itibariyledir. Elbette buradan çok önemli başka bulgulara da gidilebilir derinliğine düşünülürse. Hatta bu bir emsal olarak alınıp daha kapsamlı düşünülünce, “insan” denen varlığın evrenle ilişkisi hakkında önemli soruların cevaplarına yaklaşılabilir.

‘Oku’yabilmek istiyorsanız, gördüklerinizi, “sunulabilen” misaller ve kesitsel örnekler olarak alın; eskiyi bırakıp yenisiyle kayıtlamayın!

İnandığınız limitlerinizin ötesine tanık olmak, daha ötede yeni limitler benimsemenize değil, “limitsizliğe” yönelmenize vesile olsun!

[youtube a8YXZTlwTAU]

(Videonun Kısa Metni)

Akıl Oyunları – Beyne bir yolculuk

Londra’da yaşayan Stephen Wiltshire, kendisiyle iletişimin zor olduğu ve takma adı “canlı kamera” olan bir dâhi. Söyleyebildiği ilk kelimeler olan “kağıt” ve “kalemi” telaffuz ettiğinde 5 yaşındaydı. 11 yaşındayken helikopterle sadece bir kez Londra’yı turladıktan sonra, şehrin havadan mükemmel bir görünümünü çizdi. Öyle ki çiziminde Londra’nın başlıca büyük binalarının pencere sayıları bile doğru olarak resmedilmişti. Bu görüntülerde canlı kamera Stephen’dan daha önce hiç görmediği uçsuz bucaksız Roma kentini helikopterle 45 dakika (2. kez göz atma şansı olmaksızın- sadece bir kere) turladıktan sonra, tarihi şehir merkezinin havadan görünümünü panoramik olarak 5 metrelik kâğıt üzerine çizmesi istendi. Kendisine bu çizimi tamamlaması için 3 gün verildi. Bu 3 gün boyunca Stephen hafızasında binlerce detayı tutmak zorundaydı. Minik dar sokaklar, sonu yok gibi görünen evlerin tüm pencereleri ve balkonları, Panteon’dan Kolezyum’a kadar başlıca tüm tarihi yapıların kolonları, detayları…

5 metre büyüklüğünde bir kağıt boşken korkutucu görünüyordu. Şaşırtıcı olan Stephen’ın hiç taslak çizmeden, kağıt üzerinde direk olarak Saint Peters kilisesini çizerek işe başlamasıydı. Aslında helikopterden sadece bir kez izlediği şehir merkezinin panaromik manzarasının tüm boyutları, yapıların oranları, yolları ve diğer tüm detayları Stephen’ın hafızasındaydı. 2. günün sonunda resim yarılanmıştı. 3 günlük çizim maratonunun sonunda ise Stephen yeni yeni yorulmaya başladı ve 5 metrelik kağıdı 5 adet kalem bitirerek doldurmuştu. Açıkçası Stephen da yaptığı işten memnundu. Geriye sorular kaldı… Stephen Wiltshire’ın hafızası nasıl bu kadar kesin ve hassas olabiliyordu?

Çizdikleriyle gerçeklerin karşılaştırmasını yaptık. Öncelikle çizimdeki 2 ana yapıyı inceledik ve Stephen’ın çizimlerinin korkutucu derecede doğru olduğunu gördük. 100 feet yükseklikten bakıldığında yapıların yükseklik farkları hassas olarak görülemeyeceğinden dolayı ünlü Roma tepeleri çizimde tam olarak belirtilememiş. Panteon’un orijinal çatısını kontrol ederek çizimde bazı küçük ve önemsiz farklılıkların olduğunu keşfettik fakat kolon sayıları tam olarak doğruydu. Buna karşın Roma’nın kesinlikle en karmaşık yapılarından biri olan Kolezyum bir karbon kopya gibi çizilmişti! Stephen aynı zamanda yan yollardaki pek çok binayı da doğru olarak çizmişti. Kız kardeşinin söylediğine göre eğer daha fazla zamanı olsaydı tüm bunları daha detaylı çizebilirdi.

Stephen Wiltshire şöyle diyor: “Bazı bölgelerde çok detay vardı ama çizmesi en kolay bölgeler Saint Peters Kilisesi ve Kolezyum idi!”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>