Hükmetme aracı olarak kullanılan “tanrı” hayali
“Günahlarınızı affettireceğiz” ve “ölünce cennete gitmenizi sağlayacağız” diye çeşitli şekillerde insanların inancına, ibadetine yön vermeye çalışanların, tarih boyunca “dinadamı”, “dini lider”, “dini otorite” gibi çeşitli “dinden”(!) görüntülerle toplumlara yutturulduğundan bahsetmiştik… Günümüzde dahi, Rasûl ve Nebilerin öğretileriyle hiçbir ilişiği olmayan, türlü türlü kılık-kıyafetlere bürünerek, şatafatlı mekânlara taht kurarak, masal kahramanları gibi, tamamen sonradan uydurulmuş ünvanlarla, dünyaya dönük yapılanma ve organizasyonlar içerisinde “dinadamlığı”, “dini liderlik”, “dinde otoritelik”, ruhbanlık”, vs. taslayan sayısız kişi tarafından, sayısız kutsallıklar ve törenlerle sayısız oyunlar oynanmaktadır…
Bırakın oynasınlar; ancak şu gerçeği bilelim ki, bu tür oyunların hiçbirinin ölümötesi gerçekler indinde bir kıymeti yoktur; çünkü SİSTEM’i okuma, kendini tanıma, ALLAH’ı bilme ve ahırete hazırlanma yönünde getirileri sözkonusu değildir!..
Ancak buradan bir de şu çok önemli hususu farkedelim:
Bu tür Hak(!)tanmış gibi imaj ve varsayımlarla toplumların kandırılmasında kullanılmakta olan yegâne araç, insanların kafalarındaki “tanrı” şartlanması ve hayalidir!
İşte bu tespit, çözüm arayana, anahtardır!
Din adına toplumların aldatılmasında ve dinin “bir saltanat ve hükmetme aracı” olarak kullanılmasında aldatıcıların kullandığı temel araç, insanların şartlandıkları “tanrı” kabulüdür!
Bu gerçeğin önemini çok iyi düşünüp, iyi değerlendirmek gerektir!
İnsanlar ve toplumlar “ALLAH” ismiyle işaret edileni öğrenememek ve bilememek yüzünden, şartlanmalarından dolayı bir “tanrıyı” varsaydıkları müddetçe −ve ALLAH ismiyle işaret edilenin bir tanrı olmadığı açıklanmayarak bu gidişata göz yumulduğu sürece−, “dinadamlığı, dini liderlik, ruhbanlık, hocalık, efendilik, vs.” ünvanlarla oyunlar oynanmaya devam edecek ve din konusu istismara açık kalacaktır…
Oysa, Allah Rasûlü Muhammed Mustafa aleyhisselâm, evvela gökte veya yerde bir yaratıcıya inanmayı reddetmiş ve sonra, ALLAH ismiyle gerçeğin ne olduğunu açıklayarak, insanların, pişman olacakları duruma düşmemeleri için, ALLAH ismiyle açıkladığı şeyin ne olduğunu öğrenmelerini, bilmelerini ve O’nun varettiği SİSTEM’i farketmelerini istemiştir. Bu amaçla, insanlarla ilmini karşılıksız olarak paylaşmış, inananlara bunu tavsiye etmiş; bununla birlikte, hiçbir kişinin bir başkasını “hidayete erdirici olamayacağı” gerçeğini vurgulamıştır. Dolayısıyla, Rasûl ve Nebiler, ne insanları gütmek amacıyla gelmiş elçiler ve ne de dini saltanat ve hükmetme aracı olarak kullanan kral veya sultanlardır! Bu tür zanlar, hep tanrı şartlanmalarının ürünleridir.
Eğer, dinin saltanat ve hükmetme aracı olarak kullanılması ve insanların bu yolla aldatılması istenmiyorsa, toplumların şartlandırıldıkları gibi bir tanrının varolmadığı bilgisinin açıklanması zaruridir.
İnsanlara “la ilahe ill-Allah”, yani “tanrı yoktur, sadece ALLAH vardır” mealindeki “kelime-i tevhid’in” mânâsı açıklanmadığı sürece ve onlar da bu ifade ile neye, ne için işaret edildiğini kavrayamadıkları sürece, “din adına aldatılmalar” son bulmayacaktır. Aldatmalar bir yana, yanlış yönlendirme, yanlışa veya belirsizliğe göz yumma devam ettiği sürece dahi, başlayan karmaşanın daha da uç noktalara gitmesi önlenemeyecektir.
ALLAH ismiyle neye işaret edildiğinin öğrenilmesi, bilinmesi için Rasûlullah (aleyhisselâm) öğretisini gerçeğiyle öğrenip insanlarla bunu paylaşmak şarttır! Bunun yerine, ALLAH ismiyle neye işaret edildiğinin bilinmediği çeşitli inanç biçimlerindeki var zannedilen tanrılara, tanrılarla insanlar arasındaki sözde ruhbanlıklara, dinadamlıklarına, dini otorite ve liderliklere kredi verilmesi, gerçeklerin örtülerek “din adına toplumların aldatılması” sürecine katkıda bulunmaktan başka bir anlam taşımaz.
Kelime-i tevhidin anlamı ışığında ötede bir yaratıcı tanrı olmadığını anlayabilen veya bu gerçeğe iman eden kişinin ise, ne bir tanrıyı ve ne de “olmayan bir tanrı ile aracılık yapmak” üzere yeryüzünde bir varlığı kabul etmesi sözkonusu olamaz!
Son Yorumlar