Haram olan ne?
Bir kez şartlanılan bakıştan kurtulmak, sonrasında çok zor!.. Şartlanmasız düşünebilmek, hele hele tanrı şartlanması olmadan bakabilmek ise belki zorların en zoru…
“Beyni korumak” başlıklı bir önceki yazımızda vurgulamak istediğimiz ana nokta tam ve doğru anlaşılamadığı için yeni bir yazıyla konuya biraz daha açıklık getirme zorunluluğu doğdu.
Bana ulaşan bazı mesajlarda, konunun “alkol” meselesi şeklinde algılandığını, bu sebeple daha önceden neden yasaklanmadığı, ya da zararı varsa faydası olamayacağı vb. şeklinde soruların ön plana çıktığını görmekteyim. Oysa yazının başlığından da anlaşılabileceği üzere, nesneye değil, beyne zarar vermeye odaklı idi konu…
Haram diye bildirilen şey niye haram? Ötedeki bir tanrının yasağı sözkonusu olmadığına göre bu sorunun cevabı çok önemli ve bunu iyi düşünmek gerek! Eğer yukarıda oturan bir tanrının koyduğu emir ve yasaklar sözkonusu olsaydı, o zaman düşünmeye hiç gerek olmazdı. Oysa, Kur’an, gerçekleri misallerle açıkladığını vurgulayarak sıkça “düşünmemizi, anlamamızı, verilmek isteneni idrak etmemizi” öğütlüyor…
Kur’an-ı Kerim’i, “kelimeler” düzeyinde ele alanlar için haram olan, dışımızdaki bir takım nesnelerdir. Oysa, kelimeler teknesinden inip, kavram ve içerik denizine dalabilenler için, bir de derin düşünce ve değerlendirme yetisi ile varılabilecek Kur’an’ın ruhu, işaretlerinin gerisindeki asıl “anlamlar”, o işaretler suretiyle gösterilen ana hedef ve amaçlar sözkonusudur!
Bir gerçeği çok iyi değerlendirmeliyiz:
Kur’an-ı Kerim, bildirildiği ortam ve zamanın koşullarına göre verdiği “misaller” ve “benzetmeler” yoluyla, aslında, yaradılış kanunları dediğimiz sünnetullah gerçeklerine göre insanın ebedi saadete erebilmesi için ihtiyacı olan düşünce ve değerlendirme sistemini “ideal boyutlarıyla” açıklar; pratik boyutta katı normlar, kısıtlamalar ve yasaklar getirmek gayretinde değildir!
Ne var ki, onun işaret ettiklerinden yola çıkarak sistemin evrensel gerçeklerini kavramak yerine, misal ve benzetme aracı olarak kullandığı “kelimeleri” nihaî mutlak gerçekler olarak ele almak, bu suretle Kur’an’ın mesajını bir zaman, mekân veya nesneye bağlayarak konuyu orada sınırlandırmak, bu ruhun anlaşılmasına mâni olmuştur…
Haram olduğu belirtilenin “ne” olduğu, ancak o şeyin haram oluşunun “niye”sinin değerlendirilmesi suretiyle ulaşılacak bir gerçektir. Nesnelerin kabahati yoktur, onlar da birer varoluş gayesine sahiptirler ve birer nimettirler doğru değerlendirildiklerinde! Cezaya katlanacak olan da nesneler değillerdir! Nesne değil, kişinin o nesneye karşı kendi içinde beslediği “arzudur” uzak durulması gereken! Dolayısıyla,“niye”si sorgulanarak varılacak sorumluluk hissi ve bunun gereğinin ortaya konmasıyla elde edilecek güçtür murat edilen!
Bu bilinçle Bakara Suresi’nden daha önce verdiğimiz ayet üzerinde duracak olursak eğer, öncelikle şunu görürüz.
Bu ayetteki açıklama, bildirilenlerin dogmatik olmadığının apaçık bir göstergesidir. Kur’an işaretlerinin, ötedeki bir tanrının emirlerine, koyduğu yasaklara veya hayali bir dünyaya değil, tam aksine şu an içinde bulunduğumuz, bizzat tecrübe ettiğimiz yaşamın gerçeğine dayandığının kanıtıdır.
“Niye”sini sorgulamadan ele alırsak eğer, o zaman, Kur’an-ı Kerim’in bildirildiği dönemde bilinmediği veya onda kelime olarak geçmediği için, alkol yanısıra, esrar, eroin, sigara ve benzeri diğer beyne zarar vericilerden de aynı sebeple uzak durmamız gerektiği sonucuna ulaşamayız! Oysa, murat edilen, bu sorumluluk bilincinin, bu düşünce ve değerlendirme sisteminin oluşmasıdır. Kimse, Kur’an’da geçiyor diyerek bir tek içkiden uzak durup, diğer zarar vericiler için bu korunmayı yaşamadığı sürece, bir tanrının gözüne girmiş olmayacaktır ve beynine verdiği zararın neticesini yaşamaktan kurtulamayacaktır!
O halde mesele, adı geçen bir nesneyi dışlayarak kenara çekilmek değil, verilmek istenen ruh itibariyle işaret edilen hedefin gözetilmesi ve bu sayede, gereğinin her tür koşulda yerine getirilmesinin sağlanmasıdır.
Yaşam, dinamik bir süreçtir! Bugün bilemediğimiz sayısız şey hakkında belki de ileride değişik bilgiler ortaya konabilecektir. Ama yaradılış kanunları dediğimiz sünnetullah gerçekleri hiçbir koşulda değişmeyecektir ve insanların her koşulda, bu ruha işaret eden Kur’an gerçeklerini değerlendirmek suretiyle korunmaları zorunluluğu ortadan kalkmayacaktır!
Kur’an’ın açıklamalarının “kelimeler” düzeyinde kayıt altına alınmasının ve ruhu itibariyle işaret ettiklerine yönelmemenin nelerle sonuçlanabileceğini umarım biraz daha iyi görebilmemiz mümkün olmuştur bu açıklamalarla…
Son Yorumlar