Hakikat açıldıkça örtüsü de yayılır
Her gelişim, paralelinde birçok gelişimi de getiriyor. Göremediğimiz gerçek bu! Tıpkı sulanan bir tarlada yetişen ürünlerin yanısıra istenmeyen yabancı otların da güçlenmesi gibi.
Bir tür oluşum hızlanınca, paralelinde diğerleri de hızlanır. Ancak, o hız her birimi kendi varoluş amacına doğru götürür… Denizden gelen lodosun meyveleri tatlandırırken, kuru dalları kırıp geçmesi gibi…
Semadan (isimler –esma boyutundan) gelen her dalga da, ölçüsüne, varoluş gayesine göre amacına erdirir, açığa çıktığı her birimi.
Hakikat ilmi açıldıkça, örtüsü de beraberinde yayılıyor günümüzde! Hızla!
Bir yanda Allah Rasûlü’nün ilmi; saf, orijin, asıl!
Diğer yanda, farkı farkedemeyenler için “aynı” veya ”sanki benzerleri(!)”!
devamı…
Nice bilgi bombardımanının vakti şimdi! Ne doğru, ne yanlış, karışacak birçok kafada! Pek çoğu ayırt edemeyecek rahmanî olandan şeytani olanı. Bir yanda Kur’ân ve Hadisler ışığında “teklik”, “kader” gibi en temel konularda dahi hakikat ilmi ehlinden açılırken, diğer yanda örtüsü de yayılacak üzerine bu kez örtü ehlinden kendince doğru bildiğiyle… Keşfedilip çözülenler oldukça aydınlatan, keşfedilip çözülenler de olacak aydınlığın önünü kendi parıltısıyla kapatmaya çalışan! “İnsanın kaderi çözüldü” denecek, “herşeyin sırrı keşfedildi”, denecek! “Bak, o da evrenle bir olalım diyor, sevmekten bahsediyor, affedelim diyor”, denecek!.. “Şunu da yapalım, ruhsal enerji veriyormuş”, denecek! Duyacağız: “Gelecekte şöyle olacakmış, Astroloji bunu söylüyormuş! Bilim böyle diyormuş!” Dahası… İnsanlara yeni çözümler önerilmeye devam edecek: “Gelin birlik yoluna, altın çağa girelim!”, “Biraz özverili olalım, bazı şeylerden vazgeçelim, biz de onlar gibi olalım; onlar hakikati yaşıyorlar”… Ya da, “doğrusunu biz bulduk, onlarınki yanlış, bize gelin!..” Ve daha nicesi, saymakla bitmesi mümkün değil!.. Ama hepsi de adetâ hakikat gibi…
Peki ama, amaç ne bütün bu ortaya atılanlardan?
Nereye kadar?
Ne için?
Peki ya sonuç?
Bunlara pek bakan olmadığından yayılacak karanlığın örtüsü aydınlığın üzerine elbette. Açtığı gibi örtecek de sistem kendini…
GİZ’li Gülşen‘de baştan sona değindik bu konulara, yıllardır…
Kimi ayırt edebilecek hakikati ile oyalayıcısını, görebilecek saf kaynak suyunun bulanık sudan farkını; kimi de ayırt edemeden heba edecek ömrünü boş hayaller ardında… Ama herkes neticede kendi hedefine, kendi varoluş gayesine erişecek. Hiç haksızlık olmadan!.. Kıldan ince, kılıçtan keskin bir köprü!..
Sistemin işleyişine yön veren, ismi “adl” olan ana kuvvenin bir sonucu bu… Herkes ne için varolmuşsa onun yolları kendisine kolay gelir ve kendisine kolaylaştırılmış o yoldan da yine varoluş gayesiyle rızıklandırılır. Bizler ilmini ve yaşam amacını paylaştığımız ve kendilerinden yeni şeyler öğrendiklerimize yakınlaşırken, bizim ilmimizi paylaşan, bizden birşeyler öğrenenler de bizlere yaklaşırlar. Böylece aslen aynı gaye için yaşayanlar, aynı kaynaktan gelen ilmi paylaşan, birbirlerinden birşeyler öğrenenler, kendi yollarından birbirlerini bulurlar. Başkaları da kendi yaşam amaçları için kimden birşey öğreniyorlarsa onlara yaklaşırlar. Onlara değerli gelen de onlardır, onlardan kopamaz vazgeçemezler…
Amaç birlikteliğinde “taklidin ve taklitçiliğin” kimseye faydası olmaz. Taklit ehli, taklidin tolere edildiği bir yere kadar yoldaş olabilir hakikat ehline, fakat tahkik gözünden mahrum olanların er-geç yolu ayrılır; ondan sonrasını göremedikleri için.
Sistem, tahkik ile taklit ehlinin birbirinden ayrılmasını sağlayacak şekilde işler aslında. Ancak bunu herkes göremez ve göremeyenler, herkesin de göremediğini zannederler…
Hakikat, örtüsü ile birlikte yayılır; hakkedenler hakkı görebilsinler, hakketmeyenler de kendi yollarında yürüsünler diye! Zira, yeryüzüne dalga dalga gelen hükümler, insanların değer yargılarını taşımazlar. Açtığında, aynı zamanda kapatır da; çünkü, açılanı kapatacak olanı da açar o hüküm. Böylece adalet yerini bulur… Su rahmettir Rahman’dan gelen, hem can verir, ama hem de can alır. Bilgi de öyle, hakikati gösterip hayat buldururken, diğer yandan hakikati örter de açtıklarıyla. Rahmettir hep, iyilik ya da kötülük için inmezler, varoluşlarının gereğini yerine getirirler. Ehliyle şekillenir sadece hayır da şer de, kaynağında yoktur bu ayrım! Hakikat ehli, hakikat yolunda, “Allah için” karşılıksız hizmetini yerine getirirken, isim ve şekilce onlara benzemeye çalışan, ancak bireysel çıkar ve dünyevi kazancı amaç edinmiş olanlar, benzer isim ve resimler kullanarak gözünü boyamaya devam ederler gözü boyanmak için varolanların.
Aynı paralelde, tahkik ehli, sistemli düşünceyle ve bütünü gözeterek, herşeyin yerini görür. Fakat taklit ehli, adeta bilgi bombardımanına maruz kalmış gibi ne yana gideceğini şaşırır, sersemleşir; doğrusunu, yanlıştan ayırt edemez; kâh hepsini biraraya yığar, kâh ayıklar! Algı kapasitesinin ötesinde kalan farklılıkları farkedemeyince, algıladığı kadarıyla hepsini aynı şey zanneder! Batılıların, ilk kez gördüğü uzak doğuluları birbirine benzetip, hepsini aynı zannetmeleri gibi… Farkı göremezler!..
Onun için, insanın bilincinin sınırlarını genişleterek “kaynağı”, yani Allah Rasûlü’nü farkedebilmesinin, farkı farkedebilmesinin, önemi daha büyük bu zamanda! Yoksa, bu enformasyon bombardımanında sersemleşmek işten bile değil!.. Bırakın, “tanrı, peygamber, ermiş, şeyh, mürşit” gibi günün gerisinde kalmış payelerle nefsini yüceltmeye çalışanlardan uzak durmayı, bunların yumuşatılmışı ve daha moda gibi duran “derviş”, “sufi”, “aydın”, vs. gibi sıfatları kendine yakıştırarak cin fikirlilik edenlere dahi kanmayın! Ve sakın, Allah’a ve Rasûlü’ne yapamayacağınız gibi, Allah Esması’na da “…ciğim, cığım, cicim” gibi ekler takarak kendinizi karşınızdakinin hakikatinden perdelemeyin, isterseniz! Kendiniz için!
Her zaman olduğu gibi günümüzde de insanları, yaşanan bu cehennemden kurtarıp cennete erdirecek tek ilim, Allah Rasûlü’nden gelen ilimdir ve o ilimde insanın tek bir vasfı vardır –ismi değil– o da Allah kulluğu! Ne mutlu farkedebilene!
Son Yorumlar