Sosyal Medyada Tasavvuf

FacebookTwitterRSSYoutube

Bugüne dek sorulmamış sorular

(önceki yazının devamı – 2)

Nice insan ömrünü nice ulvî beklentilerle(!) geçirdi, ama şu anda ahırette, hepsi sadece kendi elleri ile götürdükleriyle başbaşalar! Beklediklerini belki de hiç bulamadan, göremeden…

Yaşadığımız günün dünyasını anlamaya çalışıp gerçekçi olalım! Mecaz ve benzetmelerle dile getirilenlerin neye işaret ettiğini çözebilmek için günümüz koşullarına göre gerçekçi düşünelim; hayali senaryolar kurmadan!

Bir kısmı “gelmiş olduklarını” düşünürken, Müslümanların büyük çoğunluğu Hazreti İsâ ve Mehdi’nin “gelmesini” bekliyorlar günümüzde…

Ama hemen herkes bir film kahramanının heybetli gelişi gibi mucizevî bir “ortaya çıkış” hayali içerisinde bekliyor, sorgulamadan…

Neden hayalini kurduğumuz bir şekilde “gelmelerini” bekliyoruz? Yaşam böyle mi işliyor?..

Neden bir şekilde ortaya çıkacaklarını bekliyoruz?

devamı…

Niçin bir şekilde kendilerini “ortaya atmaları” gereksin?..

Acaba bir tanrıya mı vaadleri var bunun için?.. Yoksa insanlara mı borçları var?..

Varsayalım ki tıpkı hayal edildiği gibi bir şekilde “geldiler” ve kendilerini tanıttılar… Böyle birşeyden murat ne olabilir?.. Kur’ân’ın hükmüne göre “koyundan daha aşağı” düzeyde olanları, hakikate erdirmek gibi bir misyonları mı olacak? Kime, neyi kabul ettirmek zorundalar?

“Geldim” demek bugünün dünyasında nasıl karşılanır? Kim inanır, niçin inanır?..

Hadi varsayalım ki, inananlar inandı… Bundan ne çıkar?

Yüzyıllardır söylenenleri kaale almayanlar, hayallerindeki senaryoya uygun birisi “geldim” deyince, bir gece yatıp ertesi sabah kalktıklarında birden bire o yüzyıllardır önlerinde olanların asıl aradıkları şey olduğunu, onlar için en önemli şey olduğunu mu anlayacaklar?.. Yaşam böyle mi işliyor?

Kendilerine bildirildiği halde kabul etmediklerini, bir anda “işte gerçek bu” diye kabul etmeye mi başlayacak tüm insanlar? Kabul edeceklerse neyi kabul edecekler?.. O güne dek kabul etmedikleri neydi ki kabul etmiyorlardı?

Bir gün önce kendilerine anlatılanları hiçe sayarken, ertesi sabah birden bire onlara iman etmeye mi başlayacaklar?

“Siyah bayraklarla zuhur eden zatı gördüğünüzde kar üzerinde sürüklenerek olsa dahi yanına giderek ona biat ediniz; çünkü Allah halifesi olan Mehdi’dir” hadisi, bir anlık ani bir ortaya çıkışa mı işaret ediyor, çıkıncaya kadar oturup “geleceği dakikayı bekleyin” anlamına mı geliyor? Hadislerdeki zuhur kelimesiyle anlık bir olaya mı, yoksa bir sürece mi işaret ediliyor?

İbni Mace ve Hakim’de yeralan hadiste, “Ümmetim arasında Mehdi bulunur, ömrü kısa olursa yedi, uzun olursa dokuz yıl yaşar” deniyor. Bir hac sırasında Kâbe’de inanan toplumlar tarafından tanınmaya başladığında, son müceddid, yani yenileyici Mehdi’nin, ahırete intikaline sadece yedi veya dokuz yıl kalmış olacak. Dünyadaki ömrünün “son yedi veya dokuz yılı!” (Bir ölçüt olsun diye, yaşadığımız günde 2007′nin bittiğini varsayarsak, hani geçenlerde milenyum kutlamalarıyla girilen 2000 yılından buyana geçen zaman kadar kısa bir süre bunun tamamı…)

Peki, o zat çıkınca insanlar o güne kadar geçen ömürleri boyunca önemsemeyip, itibar etmedikleri, aramadıkları “onun ortaya koyduğu ilme” mi yönelecekler ve öncesinde gerekli çalışmalarını yapmadıkları manevi mertebelere mi bir anda erecekler?

İlim, gereğini yaşamak için değil mi? Gereği yaşanmadan bir oluş sözkonusu mu bu yaşamda?

Varoluş gayesinde zerre kadar Rasûlullah ile amaç birliği olmayanlar, ondan kendilerine her ulaşanı o güne kadar geri çevirmiş olanlar, bir anda kucaklamaya mı başlayacak inkâr ettiklerini?

Diğer yandan, Rasûlullah’ı kabul etmeyenler böyle bir halde olduğunda, peki Rasûlullah’ı kabul edip yaşamlarını ona göre düzenleyenler nerede, ne yapıyor olacaklar?..

Kendimize bakalım; biz neredeyiz, ne yapıyoruz?

Burası işin bir yönü…

(devam edecek…)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>